Ayan ve Yedi Diyar – Bölüm 14

Gürbüz’ün onunla olmasına öyle sevinmişti ki bu kez “Şapşal!” demesine kızmadı bile.

O gece uyumak çok zor oldu. Herkes yerini yadırgıyor, yataklarında döndükçe ranzalar gıcırdıyordu. Uykuya dalabilenlerin horlaması ise ayrı bir konuydu. Bu koşullarda onlar uyuduktan sonra Gürbüz’den masalı dinlemeye çalışsa bile hiç bir şey anlamazdı.

“Neyse, burası geçici bir kamp, yolculuk bitmedi!” dedi kendi kendine ve gözlerini kapatıp, uyumaya çalıştı. Geldiği yerde, depoda yerdeki uçak yastıklarından yapılı bir yatakta uyuduğu için şimdiki yastık ve yatak da ona çok konforlu gelmişti. Evden ayrıldığından beri yolculuğun her adımında, her şey daha iyi oluyordu. Bundan sonrası da mutlaka iyi olacaktı. Gürbüz’ün ne işi vardı acaba? Bir yerde çalıştığından bahsetmemişti ki zaten çalışılmıyor da demişti. Belki o güzel çayırdaki ağaçlardan meyve topluyordu şimdi. Kendisinin de o çayırda olduğunu hayal ederek uykuya daldı.

Çalar saati ötmeye başladığında, üstte yatan adam yastığını saate doğru fırlattı.

“Ne bu be sabah sabah borazan gibi, kapat şunu!”

Saat zaten yerde durduğu için gelen yastıkla sadece yuvarlandı. Kırılsa Ayan çok üzülürdü. Doğrulup saati kapattı ve adamın yastığını alıp geri fırlattı ranzanın üzerine. Yeni yerlerinde ilk mesaileriydi ama kimse rahat uyuyamadığı için kalkmak istemiyordu. Burası geldikleri yerden sıcaktı ayrıca. Gece içlerinden biri kalkıp pencereleri açmıştı. Açık pencereden içeri giren sinekler, odanın içinde dolaşıp duruyordu.

Ayan herkesten önce banyoya girdi. Bu üç adamı beklerse geç kalabilirdi. Hevesle duşu açtı, keyifle yıkandı giyindi ve çıktı. Adamlar yataklarında doğrulmuş aralarında sohbet ediyorlardı daha. Anlaşılan kimsenin bu güzel duşu kullanmaya niyeti yoktu.

Ayıp olmasın diye gözü yerdeki saate onlar hazırlanana kadar yatağına oturup bekledi. Bir servis gelip onları alacaktı. Ofise vardıklarında onlara söylendiği gibi birer sandviç ve sallama çay verildi. İştahla yediler ve çalışacakları bagaj odasına indiler. İlk uçuş bu gün geleceğinden henüz bagaj odaları boştu. Yeni şefleri, yeni kurulan bu şubede kendini ispatlamak istediği için eski şefleri gibi sevecen davranmıyordu. Sürekli uyarıyor, işlerine karışıyor, kontrol ediyordu. Neyse ki öğlen yemekleri güzeldi. Henüz bir alışveriş yapmadıklarından hepsi ikinci tabakları isteyip, ekmeklerin arasına doldurup, akşam yemek üzere sakladılar. Aslında bu fikir haftalardır böyle yaşayan Ayan’dan çıkmıştı. İşleri bitip odaya döndüklerinde saat geç olmuştu. Buradaki uçuş saatleri farklı olduğundan mesaileri daha uzun sürüyordu. Diğerleri yine odanın önüne oturup ekmeklerini yerlerken, Ayan bütün gün çok terlediği için duşa girdi. Kimsenin yatmadan duş almaya niyeti olmadığından, aynada biraz Gürbüz ile konuşabileceğini düşünmüştü ama Gürbüz gelmedi.

Diğer yapılarda onlar gibi başka yerlerden yeni gelmiş bir kaç kişi daha vardı. Duşunu alıp çıktığında kapının önündeki sohbete onlarında dahil olduğunu görünce oturdu. İyi adamlara benziyorlardı. Bir tanesi diğerlerinin yüzüne bile bakmadığı Ayan’la da sohbet etmişti. Yaşı küçük olduğundan burada ne iş olduğunu, nasıl geldiğini sormuştu. Ayan’da kısaca hikayesini adama anlattı. Henüz ona güvenip, güvenemeyeceğini bilmediğinden gitmek istediği yerden bahsetmedi ama adam söylediğine göre buraları biliyordu. Bir kaç gün daha geçirip, sonra ona yedi diyarın olduğu yere buradan nasıl gideceğini sormaya karar verdi.

Odaya doluşan sinekleri önlemek ve akşamları yemek için alışveriş yapılamasına karar verildi. Diğer yapılarda kalanlar pencerelere yapışkanlı teller takmışlardı. Ertesi akşam onlardan alınan bilgilerle, yakındaki markete gidildi ve gerekenler alındı. Herkes alınan her şeye eşit para verecekti. Ertesi gün geldiklerinde yemeksiz kalmamak için Ayan’ın gözünün içine baktılar. Bu günden hazırlarsa, yarın da gelir gelmez yiyebilirlerdi.

Kendileri ranzalara yayılınca, Ayan’da alınanları odadaki küçük dolaba yerleştirdi ve onlarla ne yapabileceğini düşündü. Biraz patlıcan, biraz soğan, biber, domates, yağ ve tuz vardı. Dedesinin yemek yaparken yaptıklarını hatırlamaya çalıştı. Önce soğanları soydu, sonra onları eciş bücüş doğradı ve tencerede kızdırdığı yağın içine koydu. Soğanların kokusu odaya dağılınca ranzalardan keyifli sesler yükselmeye başladı.

Patlıcanları eline aldı ama onları nasıl doğraması gerektiğinden emin değildi. Başlarını keserken, küçük dikenler eline batınca güldü. Bir patlıcanın niye dikeni vardı ki? Kabuklarını soymadan onları da kafasına göre doğrayıp, pişen soğanların üzerine koydu. Sonra diğerlerini de sırayla doğradı tencereye doldurdu. Tuz paketini açıp, eline kafasına göre biraz aldıktan sonra bir aşçı edasıyla yemeğin üzerine serpiştirdi ve kapağı kapatmaya çalıştı ama kocaman doğradığı için sebzeler tencerenin üzerine kadar çıkmıştı. Henüz tam ısınmamış sebzelerin üzerine eliyle iyice bastırıp, kapağı sıkıştırdı. Uykusu geldiğinden çabucak pişsin diye de altını sonuna kadar açıp, yatağına oturdu. Uyumak için yemeğin pişmesini beklemesi gerekiyordu. Diğerleri horlamaya başlamıştı bile. Başını ranzanın yanına dayadı, acaba herkes uyurken banyoya girip, Gürbüz’den masalın devamını mı dinleseydi. Sessizce kalkıp, banyoya girdi kapıyı da kilitledi.

Aynanın karşısına geçip, “Gürbüz?” dedi sessizce.

Gürbüz aynada görünmedi ama “İşim var!” dedi kafasının içinden.

“Masal ne olacak? Kral ve dostunun ne yaptığını merak ediyorum!”

“Onlar yolundalar senin gibi, şimdi anlatamam sabırlı ol!” dedi Gürbüz.

“Buraya kadar geldim, yedi diyara yakınım değil mi?” diye sormaya devam etti Ayan, “Dedemi görüyor musun?”

“Laftan anlamıyor musun sen? Meşgul etme beni!” diye cevap verdi Gürbüz.

“İyi be!” diye sinirlendi Ayan ve çıktı banyodan, pişen yemeğin kokusu odaya iyice yayılmıştı. Aldıkları yapışkan teller henüz takılmadığı ve doluşan sinekler de gece uyutmadığı için pencereleri açmamışlardı. Yatağın kenarına oturdu yine, ışık açık olduğu için çantasından bir kitap çıkarıp okumaya başladı.

“Seni geri zekalı!” diye sarsılarak uyandırıldığında neye uğradığını şaşırmıştı. Kitabı okurken uykuya daldığından yemek yanmış, odayı da tuhaf bir koku ve duman sarmıştı. Adamlardan biri atletlerini tutak yapmış, sıcak tencereyi alıp odanın dışına atıyordu.

“Uyumuşum herhalde!” dedi Ayan saf saf.

“Hepimizi yakacaktın az kalsın, sana güvenende kabahat!” dedi Mustafa homurdanarak, “Bir işi beceremiyorsun!”

“Ben aşçı değilim!” dedi Ayan beklenmedik bir öfkeyle, “Size yemek yaparım da demedim. Kendi tembelliğiniz yüzünden işlerinizi bana yıkıyorsunuz! Ben sandviç yapar yerim her akşam, kendi başınızın çaresine bakın siz de!”

Aslında adamların hiç biri yemek yapmayı bilmiyorlardı. Bu işi ufacık çocuktan beklemeleri de saçmaydı ama ya tutarsa diye denemişlerdi.

“İyi be kes!” dedi Mustafa, “Öğlenden kalanları getiririz yemekle uğraşacak değiliz!”

Böylece akşamları sıcak yemek yiyebilme macerası daha başlamadan sona erdi. Ayan’ın beklenmeyen çıkışı diğer adamlarında biraz daha usturuplu davranmasına neden olmuştu. Ondan korktukları için değil belki ama yine de ufacık çocuğun üç adama diklenmesine saygı duymuşlardı herhalde. O günden sonra herkes kendi işini kendi görmeye başladı. Bazen biri gidip marketten pişmesi gerekmeyen şeyler alıyor ama kendi başına oturup yiyor, diğerlerine ikram etmiyordu. Ertesi gün onun yediğinde aklı kalan gidip aynını alıyor, o da kimseye vermeden kendi başına yiyordu. Ayan zaten öğlen yemeklerinden sandviç yaptığı için parasını böyle saçma şeylere harcamak istemiyordu. Odadakilere güvenemediği için parayı odada da bırakmak istemiyordu, çantasına koyuyor, her gün gidip gelirken çantayı da taşıyor, havaalanında da onlara verilen dolaba kilitliyordu.

On gün sonra yandaki yapılarda kalanlarla da samimiyet ilerlediği için herkes akşam oldu mu, anlaşabildiğinin yanına gidip sohbet ediyordu. Ayan kimseye yanaşmıyordu ama buraları bildiğini söyleyen adama da bir türlü yedi diyarın yerini soramamıştı. Daha ilk haftadan biri izin aldığı için iznini kullanamamış onun yerine çalışmıştı ama bu hafta o borçlandığı için iki gün Ayan’ın yerine çalışacak, iki koca gün de ona kalacaktı.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın