Ayan ve Yedi Diyar – Bölüm 8

Sabaha kadar üzüntüsünden ağladı durdu, dışarıdan bu kadar korkunç görünüyor olması çok canını yakmıştı. Onu aptal ya da deli gibi gören çoktu, dedesi hariç hemen herkes bu düşüncedeydi, belki de haklıydılar. Korkak bir tavşan gibi bu delikte tıkılı kalmayı mı seçecekti, yoksa dışarıdaki o caddeye inip kendi yolunu bulmayı mı? Kaybedecek neyi vardı? Bir çatı ve biraz yemek. Ama yedi diyarı bulursa çatıya bile ihtiyacı yoktu, orası o kadar güzeldi ki, dört duvarın ya da bir çatının altına girmek bile saygısızlık olurdu.

Ertesi gün okula değil ama yola çıkmaya karar verdi. Yine de Gürbüz’ün ortaya çıkıp ona bir şeyler söylemesini bekledi.

“Dur delirdin mi ben şaka yapıyordum!” derdi belki ya da “Yürü be! Kim tutar seni derdi!”

İşin doğrusu şuydu ki, yedi diyara da, başka yere de gitse arkasından kimse üzülmeyeceği gibi, gitmesin diye onu tutan da olmazdı. Dedesinin son masalından sonraki sözü geldi yine aklına;

“Kendi adını aramaya cesaret edenler genelde eli boş dönmez.”

Madem Gürbüz kendisiydi ve madem gelmiyordu, madem dedesi de o yedi diyarın birindeydi, o zaman o onlara giderdi. Bu da bir çeşit kendini aramak değil miydi işte. Önce Gürbüzü bulur sonra ona “Gördün mü bak!” derdi “İşte buradayım! Şimdi bana yine şapşal ya da kaz kafalı desene! Artık bir aynanın içine saklanamazsın ya da akan bir nehre! Tam karşındayım işte!”

Birlikte gidip dedesini bulurlardı. Gürbüz oraları biliyordu nasılsa. Eğer televizyonda gördüğü yer yedi diyar değilse, başka yere giderdi. Başka bir yerde arardı. Şimdilik bilmiyordu ama bulurdu bir şey elbette.

Gürbüz ne diyordu hep, “Yol seni götürür!”

“Kaz kafalı neymiş sana göstereceğim!” diye hırslandı kendi kendine. Sabah okula gitme saatinden daha erken bir saatte kalktı çantasına gelirken getirdiği her şeyi yeniden koydu. Sonra dönüp odaya baktı, “Bu delikte beni yaşatamazsınız! Ben bir sokak kedisi ya da tavşan değilim, bir canavar hiç değilim!” diye söylendi öfkeyle. Bu sefer gürültü yapmaktan hiç korkmadan odadan dimdik çıktı, mutfağa gitti. Çekine çekine açtığı dolabın kapısını bu sefer korkmadan açıp, çantasına sığan ne kadar şey varsa doldurdu. Sonuçta bir kahraman gibi gidiyordu ama kahramanların da karnı acıkırdı. Aldıkları gözüne az gelince bir torba alıp onu da doldurdu.

Amcasının odalarından gelen horlamasını duyunca irkildi, sonra bunun sadece bir horlama olduğunu anlayınca yeniden dikildi omuzları. Kapıya yürüdü açtı, kalbi hızla çarpmaya başladı.

“Sen bir korkak değilsin!” diye cesaret verdi kendine ve kapıyı çekip çıktı.

Caddeye indiğinde Gürbüz’e seslendi, “İşte gördün mü şimdi o yola çıktım! Gelip seni bulacağım!”

Önünden geçen ekmek kamyonunu süren adam, gökyüzüne bakarak kendi kendine konuşan bu tuhaf çocuğa baktı. Ayan’da ona dişlerini göstererek hırlar gibi yaptı. Adam deli misin diye işaret ederek arabasını hızlandırıp geçip gitti.

“Deliyim! Evet! Ya da ben deli değilim ama sizin aranızda biraz daha kalırsam, gerçekten deli olacağım!”

Ne yöne gideceğini kestiremediği için sağına soluna baktı, sonra ekmek kamyonun gittiği yöne doğru yürüdü. Bir elinde torba, sırtında içine her şeyi doldurduğu ağır çantası vardı ama hiç umurunda değildi. Şehrin içinde kendince yoldan ayrılmadan iki saate yakın yürüdü. Nereye geldiğini bile bilmiyordu ama şehrin kalabalıklığı azalmış, evler bile küçülmüştü sanki.

Boş bir arsanın içine girip, bir taşın üzerine oturdu torbadan çıkardığı bir kaç şeyi afiyetle yedi. Gittiği yönün, gitmek istediği yön olduğundan bile emin değildi. Yoldan geçen bir adamı durdurup, yedi diyarı gördüğü o şehre gitmek istediğini söyledi. Adam bir otobüse binebileceğini söyleyip, otogarı tarif etti ama otobüse binecek parası bile yoktu. Evden çıkarken amcasının cebinden biraz da para almadığına pişman oldu ama sonra “Ben hırsız değilim!” dedi kendi kendine, sonra elindeki torbaya bakıp, “Bunlar sadece yolluk!” diye açıkladı. Adam onun kendi kendine konuşmaya başladığını görünce, anlatmaktan vazgeçip yürüyüp gitti.

Parası olmasa da, otogara gidip belki şoförü parasız otobüse binmeye ikna ederim diye düşünüp, adamın tarif ettiği yöne doğru yürümeye başladı. Şehirde sokaklarda para isteyen bir sürü dilenci görmüştü, olmazsa biraz dilenci taklidi yapar yol parası bulmaya çalışırdı.

Otogara vardığında çoktan yorulmuştu bile ama tabelalardan şehrin adını arayıp, ilk gördüğü bilet acentasına daldı. Acenta görevlisi alaycı bir gülüşle yüzüne bakıp, “Demek parasız otobüse binmek istiyorsun! Ne akıllısın sen öyle! Her gün senin gibileri otobüslere bindirsek yiyecek ekmek bulamayız, hadi yoluna!” dedi.

Adamı zaten hiç sevmeyen Ayan, oradan çıkıp, başka bir acentaya gitti ama hepsinden aynı tepkiyi gördü. Ne vardı sanki bir kez de iyilik olsun diye bir yer verseler. Ayakta bile gitmeye razıydı. Canı iyice sıkıldı, dilenci taklidini denemeye karar verdi. Kendine bir köşe bulup yere oturdu ve avucunu açıp gelen gidene uzatmaya başladı.

“Genç delikanlısın utanmıyor musun dilenmeye, git bir iş bul çalış!” dedi geçenlerden biri. Bir kaç kişi daha benzer şeyler söyleyince, yeterince dilenci görünmediğine karar verip vazgeçti, elini indirip, gelene geçene bakarak ne yapabileceğini düşünmeye başladı. O kadar çok yürümüştü ki daha şimdiden ayaklarının altı zonkluyordu. Vazgeçmeyecekti ama bir yolunu illa ki bulacaktı.

Acentalarda çalışanlardan biri sigara içmek için dışarı çıkınca onu görünce yanına geldi.

“Ne o bedavacı, kimse seni kabul etmedi mi?” dedi sigarasını yakarken.

Terslenmeden konuşursa adamı ikna edebileceğini düşündüğü için acıklı bir sesle dedesinin öldüğünü amcası ve yengesinin de onu istemediğini anlattı adama. Sözde o şehirde bir tanıdığı vardı, gidip onun yanına sığınacaktı ama beş kuruş parası yoktu.

Adam inanmaz gözlerle dinledi anlattıklarını, sigarası bitince de “Maval okuma, git otostop çek o zaman!” dedikten sonra yürüyüp gitti.

“Doğru!” dedi Ayan sevinerek, “Otostop çekebilirim!” Filmlerde böyle yolculuk edenler olduğunu görmüştü, hatta dünyayı bile gezenler vardı. Heyecanla doğruldu, torbası ile çantasını alıp, çıktı otogardan, caddenin kenarına geçip, gelen arabalara işaret etmeye başladı. Bir saat geçmesine rağmen kimse ona dönüp bakmıyordu bile. Yerinin iyi olmadığına karar verip, biraz ileriden denemeye karar verdi. Orada da bir saat bekledikten sonra otostop çekmenin de iyi bir yol olmadığına karar verdi. Tam vazgeçip elini indiriyordu ki bir araba gelip önünde durdu. İçinde orta yaşlı ama dinç görünen bir adam vardı.

“Nereye gidiyorsun?” dedi adam camı indirip.

Gideceği şehrin adını söyledi hemen Ayan.

“Orası çok uzak oğlum deli misin buradan geçip de oraya giden olur mu?”

“Siz nereye gidiyorsunuz?” diye sordu adama

“Havaalanına, orada çalışıyorum ben!” dedi adam.

“Havaalanı oraya yakın mı?”

Adam delikanlı görünen çocuğun saflığına güldü “Bin bakalım sen!”

Ayan hemen arka kapıyı açıp, torba ile çantasını arka koltuğa attıktan sonra arabaya bindi.

“Söyle bakalım evden mi kaçtın yoksa?”

“Hayır!” dedi Ayan hemen telaşla ama sonra, “Yani aslında atıldım da denebilir, ya da kaçmasaydım atılacaktım!”

“Ne yaptın da seni evden attılar peki?” diye sordu adam gözünü yoldan ayırmadan.

Ayan’da hikayesini adama olduğu gibi anlattı, tabi yedi diyar veya Gürbüz’den söz etmeden.

“Peki oraya gidip ne yapacaksın?”

“Orada aradığım bir yer var. Bildiğim bir yer yani. Bir arkadaşım diyelim!”

Adam onun saf bir çocuk olduğunu anlamıştı. Acımıştı da biraz ama bu yaşta bir çocuğun tek başına dolanmasına da gönlü razı olmadı.

“Benim çalıştığım havaalanı şirketi, o dediğin yerde bir şube açacak. Oraya adam arıyorlar. İstersen seni görüştüreyim. İşe alırlarsa, gidip hem arkadaşını bulursun, hem de bir işin olur para kazanırsın”

“Sahi mi?” dedi Ayan heyacanla, “Beni işe alırlar mı?”

“Yani yaşın sorun olur mu bilmiyorum ama alırlar herhalde. Anlattığına göre zaten yasal bir temsilcin de yok! Yani izin alacakları kimse de kalmamış!”

“Doğru yok!” dedi Ayan ama aslında adamın ne dediğini bile anlamamıştı, kimsesi yoktu ama sonuçta.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın