Kuruyana kadar bir kenarda sessizce bekleyen Ayan eve döndüklerinde odasından çıkmama cezası aldı. Zaten evdeyken odasından çıkmayan bir çocuğa odadan çıkma cezası vermek ne kadar akla yatkındı bilmiyordu ama zaten bir şeyi olmadığından amcası ve yengesi ona verecek başka ceza bulamamış olmalıydılar. Aslında zaten bu evde olması bile en büyük cezaydı. Bu cezadan ziyade “Senin yüzünü görmek istemiyoruz!” demenin bir başka yoluydu.
Bu ceza ertesi gün okula gitmemeyi de kapsıyor muydu bilmiyordu ama yine de sabah erkenden kalkıp giyindi. Amcası bu kez kapıya gelip, “Haydi kalk!” bile dememişti. Zaten emir kipi içeren bu söz özlenmezdi ama yine de içi buruldu Ayan’ın. “Benim için yoksun!”du bunun asıl anlamı. O emir kipleri bile varlığının ispatıydı meğer.
Hepsi Gürbüz’ün suçuydu. Onu daha önce hiç yaşamadığı bir öfke fırtınasına sürüklemiş, etrafındaki her şeyi unutmasına neden olmuştu. Banyoya yüzünü yıkamaya girince Gürbüz belirdi aynada;
“Kızgınlığının nedeni ben değilim. Yaşadıkların!” dedi ciddi bir yüz ifadesiyle, “Sen sadece içinde biriken öfkeye beni alet etmiş oldun! Ben bir neden değilim, görünen sonucum!”
Ayan’ın cevap vermek yerine gözleri doldu bu kez, “Beni görmek bile istemiyorlar, değersiz hissetmek, yalnız hissetmekten çok daha kötü!”
“Doğru!” dedi Gürbüz, “Sana neden kendi yoluna gitmen gerektiğini söylediğimi anladın mı?”
“Anlamak bir şeyi değiştirmiyor!” dedi Ayan öfkeyle, “Bir yol saçmalığı tutturmuş gidiyorsun. Az sonra şu kapıdan çıksam nereye gideceğim. Nasıl gideceğim, üzerimde bir çatı da olmazsa nerede yaşayacağım, ne yiyeceğim hiç düşündün mü?”
“Değersiz olmak karşılığında bir çatı ve karnını doyurmayı mı seçiyorsun?”
“Ben bir çocuğum, sen kendini ne sanıyorsun? Sürekli beni kışkırtıyorsun, evden kaçmamı öneriyorsun. Sen dost musun sanki?”
“Ben senin dostun değilim, ben zaten senim. Senin içindeki arzuyu sana söylüyorum ama sen kendini duymaya tahammül bile edemiyorsun. Söyle bakalım nereye gitmek isterdin gidebilsen?”
“Dedemin yanına! Ama ölerek değil tabi! Yedi diyara ya da zaten dedem de orada değil mi?”
Gürbüz bir süre sessiz kaldı bu cevabın üzerine, “Gidebilirsin, eğer gerçekten istediğin buysa, yolun da bu demektir!”
Ayan’ın gözleri açıldı “Nasıl gidebilirim? Nerede o yer söyleyecek misin yoksa? Söylersen sana söz veriyorum ne yaparsan yap bir daha hiç kızmayacağım!”
“İnsanın kendine giden yol en zor yoldur!”
“Kendime değil yedi diyara gideceğim ben!”
“Her neyse, ikisi aynı şey!”
Ayan hiç bir şey anlamadı bu sözlerden, “Söyle hadi nasıl gideceğim?”
“Önce yola çıkacaksın!”
“Şu aşağıdaki yola mı?”
Gürbüz gülümsedi alay eder gibi “Evet o da bir başlangıç!”
“Şimdi okula gitmem gerek, gelince devam ederiz!” diyerek çıktı banyodan Ayan. Aslında bir şey anlamış gibi hissediyordu ama ne anladığını kendine anlatamıyordu.
“Evet buradan gitmek istiyorum, kendi yoluma gitmek istiyorum Yedi Diyara gidip bir daha geri gelmek istemiyorum!” diye diye yürüdü okula kadar. Bütün gün düşündü durdu ama oraya nasıl gidilir, bir yol bulamadı.
Akşam eve döndüğünde, hemen ellerini yıkamaya banyoya girdi ama Gürbüz gözükmedi.
Yengesi salonda her zaman ki gibi televizyon seyrediyordu. Odasına dönecekken, banyonun kapısından görülebilen televizyona takıldı gözü.
“Güneyin ünlü tarihi şehrinde arkeologların yaptıkları kazılarda yedi anıtsal yapı ortaya çıkarıldı! Tarihçiler bu yapıların binlerce yıl öncesinden kalan özel bir kültüre ait olabileceğini söylüyor. Ancak o döneme ait yazılı belgeler bulunmadığından şimdilik bir şey söylemek için erken olduğunun da altını çiziyorlar. Çalışmalar devam ettikçe yapılar hakkında daha fazla sonuca varabileceklerini ifade ediyorlar. Bütün dünyanın ilgisini çeken bu yedi yapılı özel yer ile ilgili uzman görüşüne başvuruyoruz” diyen spiker, yanında oturan gözlüklü orta yaşın üzerindeki adama döndü.
“Ben bu yapıların yedi özel anlam içeren alanlar olduğunu düşünüyorum.”
“Alan derken neyi kastediyorsunuz?”
“Şöyle ; Kendi yaptığım incelemeler de bu yapıların yedi ayrı kozmik alanı temsil edeiyor olabileceğini fark ettim.”
“Kozmik alan dediğiniz şu masallarda ya da filmlerde gördüğümüz farklı diyarlar gibi mi?” dedi spiker ve Ayan’ın zihninde, yedi ve diyar kelimeleri hemen bir araya geldi.
“Yedi Diyar!” dedi kendi kendine, “İşte burası olabilir!”
Yengesi koridorda onun kendi kendine konuştuğunu duyunca, “Cık! Cık! Cık!” diye söylendi yüksek sesle, Ayan’da hemen odasına kaçtı.
Aslında geri dönüp aynaya bakmak ve Gürbüz’e sormak istiyordu ama yengesinin dikkatini daha fazla çekmek istemediği için yapamadı.
Odaya dönüp, kapıyı kapattı, Gürbüz daha önce de kafasının içinden konuşmuştu.
“Beni dinliyorsun biliyorum!” dedi, “Bu yedi diyar, o yedi diyar mı? Eğer öyleyse oraya gidebilirim!”
Gürbüz’den bir yanıt gelmeyince, eliyle kafasına vurdu, “Sana diyorum cevap versene!”
Biraz bekledi ama Gürbüz’den ses çıkmayınca, yarın okula gidince kütüphanedeki bilgisayardan gördüğü o yer hakkında bilgi edinmeye karar verdi.
Gece rüyasında yine o çayırlıktaydı ama Gürbüz yoktu bu sefer. O da manzaranın tadını çıkardı, sırt üstü uzanıp, gökyüzünü seyretti.
“Seni bulacağım, buraya gerçekten geleceğim!” dedi kendi kendine, “Sonra da dedemi bulup, yanından ayrılmayacağım”
Ertesi gün her teneffüs kütüphanedeki bilgisayara koştu. Önce bahsedilen yapıların nerede olduğunu buldu, fazla bilgiye erişemeyince bu defa televizyonda konuşan adamla ilgili bilgiler aradı. Adam kendi sosyal medyasında kısa bir görüş yazmıştı.
“Bu kültürün kozmolojisinde yedi kozmik alan bulunur, bunlardan biri de ölülerin gittiği atalar diyarıdır. Bu ardıllarında gelen pek çok kozmolojiye de kaynaklık etmiş olabilir. Atalar kültü denilen inanç sistemini de barındıran bu kozmolojide, yaşayanlar da alanlar arası yolculuk yapabilir ancak elbette bu sıradan insanların yababileceği bir yolculuktan ziyade astral veya ruhsal bir yolculuktur.”
“Astral mi? O da ne demek?” dedi kendi kendine ama ders zili çalınca yeniden sınıfa döndü. O son teneffüs olduğundan bir daha kütüphaneye dönüp bakamadı.
“Sıradan insanlar gidemezmiş” diye mırıldandı eve dönerken, “Ben de zaten sıradan bir insan sayılmam.”
Yengesinin babası ve onun için söyledikleri geldi aklına, “Onlar gibi deli!”
Eve gelince, bir şeyler sormak için hemen banyoya girdi yine ama Gürbüz gene ortalarda görünmedi. O da sessizce mutfakta bir şeyler yedikten sonra odasına dönüp ders kitaplarını açtı ama yedi diyar bir türlü aklından çıkmıyordu.
O evde görünmeden dolaşıp dursa da, piknikte olanlar ve sürekli kendi kendine konuşmaya devam etmesi, yengesini çileden çıkarıyordu. Mutfakta bir şeyin bir milim yerini bile değiştirse sinirleniyordu. Bu stresle yaşamak zorunda olmadığını düşünüyordu. 15 yaşında aklı başında olmayan bir ergene bakmaya gönüllü olmamıştı. Olmuş olsa zaten annesi ve babası öldüğüne onu yanlarına alır o deli ihtiyarın eline bırakmazdı.
Akşam amcası ile kavga ederken “Onu sokakta bulduğun bir kedi yavrusu gibi eve getirip besleyemezsin!” diye bağırdı, “Çünkü ben kedileri sevmiyorum! O çocuğu da sevmiyorum ve istemiyorum! O bir deli ve bir gün sen evde yokken benim boğazımı keserse nedeni sen olacaksın!”
Ayan duyduğu kedi yavrusu benzetmesine kırılmaya fırsat bulamadan “boğazımı keserse” ifadesini duyunca neye uğradığını şaşırdı. Birine tuhaf olduğu için deli denebilirdi ya da o biri sevilmiyor, istenmiyor da olabilirdi ama bu ifade içinde bambaşka bir anlam taşıyordu “tehlikeli bir deli”, “gözü dönmüş bir canavar!”
Amcasının bu söze karşılık cevap bile vermeyişi iyice kanına dokundu. Demek ki o da aynı düşüncedeydi. Oysa amcası karısı bağırırken, cevap vermenin akıllıca bir şey olmadığını çoktan öğrenmiş sessizce kefaretini ödüyordu. O an ne söylese karısının onu dinlemeyeceğini ve daha da fazla bağırıp, tüm apartmanı başlarına toplayacağından da hiç şüphesi yoktu.
Göz yaşları içinde başını yastıksız yatağa gömdü, yorganı kafasına kadar çekip, daha fazlasını duymamak için elleriyle kulaklarını kapattı.
Aslında yengesi de onun bir katil olmadığını, aksine, korkak, pısırık bir çocuk olduğunu biliyordu ama onu evden göndermek için kocası üzerinde her tür baskı kurmaya kararlıydı. Neden illa onlarla yaşaması gerekiyordu, devletin kimsesiz çocuklar için sağladığı onca yer ve imkan vardı. Ama herkesin kendi amacına uygun kurduğu veya kurmadığı cümleler, Ayan’ın kalbini çok ama çok yaralmıştı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.