Ayan ve Yedi Diyar – Bölüm 4

Açlıktan ve yorgunluktan bitkin bir şekilde uykuya daldı. Sabah akşam kapatmayı unuttuğu pencereden içeri dolan güneş ışığı ile gözlerini açtı. İlkin nerede olduğunu anlayamadı, gece üşüdüğü için katladığı yorganın arasına girip uyumuştu. Tuvaleti artık dayanılmaz bir baskı oluşturuyordu. Kalkıp, sessizce odanın kapısını açtı. Evden hiç ses gelmiyordu. Tuvaletin yerini bilmediği için parmaklarının ucunda koridorda yürüyüp, kapıları kontrol etmeye başladı ki ilk açtığı kapı ne yazık ki amcası ve yengesinin uyduğu odaydı.

Akşam kızlıktan amcasını yatağa almayan yengesi, o uyuyunca gelmesin diye kapıyı kilitlemişti. Kapının zorlandığını anlayınca kocası sandığından uyanıp bağırmaya başladı. Yengesinin bağırtısına uyanan amcası içeriden koşup geldiğinde, Ayan’ı koridorda tuvaletini kaçırmamak için bacaklarını sıkmış vaziyette yatak odalarının kapısında yüzü bembeyaz olmuş halde buldu.

“Ne halt ediyorsun sen burada sabah sabah?”

“Amca tuvalete gitmem lazım!” dedi Ayan zorla, adam durumu anlayınca eliyle tuvaletin kapısını gösterdi. Hayatında tuvaletini yapabildiğine hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Tuvaleti bitince, banyonun kendi yaşadıkları evin banyosundan ne kadar farklı ve güzel olduğunu fark etti. Ellerini yıkamak için lavaboya döndüğünde, lavabo tezgahını boydan boya kaplayan aynada kendine baktı. Saçı başı dağılmış, gece burnundan akanlar dudağının üzerinde kurumuş, gözlerinin altı ağlamaktan torbalanmıştı. Hemen yüzünü ve ellerini bol suyla yıkadı. Saçlarını düzeltmek için başını kaldırınca aynada yine geçen gördüğü yansımayı gördü. Yansıma bu kez bir şey demeden ona bakıyordu. Ayan bir elini kaldırınca o da kaldırdı. İndirdi o da indirdi. Bir süre aynaya bakarak elini kolunu oynattı durdu. Yansıma da o ne yaparsa onu yapıyordu. Sonunda eğilip yansımaya dilini çıkarınca, “E yeter ama!” dedi yansıma, “Ne zaman büyümeyi düşünüyorsun on beş yaşına geldin!”

Her zaman aşağılanarak duyduğu sözleri yansımadan duyan Ayan’ın bir an için gözleri doldu.

“Kimsin ki sen? Sadece bir hayal ürünüsün!” dedi burnunu çekerek.

“Benim sen olduğumu ne zaman anlayacak o koca kafan bakalım!” dedi yansıma.

“Şu haline bak, yakışıklısın, güçlüsün, neren benziyor bana uydurma!” dedi Ayan saf saf.

Onun banyodan çıkmak bilmediğini fark eden amcası kapıya gelip içeride kendi kendine konuştuğunu duyunca, kapıyı tıklattı

“Çıksana ne yapıyorsun içeride hâlâ?”

Kapının sesiyle irkilen Ayan hemen ellerini kuruladı, aynadaki yansımada kayboldu. Banyodan çıkıp, bekleyen amcasının kızgın yüzüne bakmadan kapının önünde durdu.

“Şey!” dedi “Amca ben çok acıktım!”

Karısı sese uyanıp gene bağırmaya başlayacak diye tedirgin olan amca ona susması için işaret ettikten sona alıp mutfağa götürdü. Mutfak banyodan da güzeldi. Dolaptan biraz kahvaltılık çıkarıp masanın üzerine koydu. Bir bardağa soğuk süt doldurdu, ekmek kutusunun yerini de gösterip, “Ye hadi, ben biraz daha uyuyacağım. İşin bitince her şeyi kaldır!”

“Yengem beni istemiyor bu evde!” dedi iştahla masadakilere bakarken.

“Benim başımı derde sokacak bir şey yapma! Senin yüzünden salonda yattım dün gece. Mecburen alışacak! Yarın işe dönmem gerek, kalkınca gidip şu okulla konuşalım. Hiç değilse günün yarısında ortada olmazsın!”

Ayan başını salladı ve amcası salona dönünce oturup, kahvaltılıkları ekmekle bir güzel yedi. Karnı doyunca nihayet kendini daha iyi hissetmeye başlamıştı. Masadaki kahvaltılıkları dolaba rastgele koyup, tabağını da yıkayıp lavabonun yanına bıraktı.

Parmak uçlarına basarak odaya dönecekti ki, gene aç kalırsa diye korkusundan, dönüp ekmekten bir parça kopardı, dolabı yeniden açıp, içine biraz peynir tıktıktan sonra, odasına döndü. Odanın tozu ve dağınıklığı gündüz daha da belirgin hale gelmişti. Bu şekilde burada yaşamak imkansızdı. Toz zerrecikleri her adımda havalanıp, odanın içinde tuhaf bir atmosfer yaratıyordu.

Amcası uyanınca odayı biraz temizlemek için malzeme istemeye karar verdi. Eşyalarını koyacak bir dolabı yoktu. Ders çalışacak bir masası, hatta uyuyacak bir yastığı bile yoktu. Derin bir iç çekti. İstenmediği bir evdeydi, hiç bilmediği bir okula gidecek, hiç bilmediği bir sürü çocuk tanıyacak ve büyük ihtimalle yine zorbalanacaktı.

Sonra yeniden aynadaki yansımayı hatırlayınca, “Bir de temiz delirirsem beni kesin sokağa atarlar!” dedi yüksek sesle. Bundan kimseye bahsetmemesi gerekiyordu. Dedesi olsa ona anlatabilirdi. Dedesi ölmese zaten bu saçma hayalleri de görmezdi muhtemelen.

Bir iki saat sonra amcası odanın kapısını açıp içeri girdi. Onu yere serdiği yorganın üzerine toz içinde otururken bulunca, yüzü ekşidi. Çocuğu bu halde bu odada bırakamazlardı. Bir düzen kurmak da gerekecekti. Karısı ben ilgilenemem, kendin bakarsın diyerek resti çekmişti.

Amcasının buruşuk suratıyla odaya baktığını fark edince, “Amca bana biraz temizlik malzemesi verebilirsen, temizlerim elimden geldiğince burayı!” dedi yumuşak bir sesle.

“Şu okula gidip konuşalım, sonra da bu konuyu çözelim” dedi amcası, “Haydi kalk!”

Ayan odadan çıkmadan dünden beri üzerinde olan kıyafetlerini çıkarıp, daha temiz bir şeyler giydi. Karnı doyunca enerjisi de geri gelmişti. Koridoru geçip, onu kapıda bekleyen amcasının yanına geldi. Adam onu baştan aşağı süzdü ama yüzünden memnun olmadığı belliydi.

“Neyse, yürü bakalım!” diyerek kapıyı açtı ve çıktılar. Okul eve çok uzak değildi. Daha önce okulla öğrenciyle hiç işi olmayan amcası ne yapılacağını, kiminle konuşulacağını bile bilmiyordu. Sonunda bir görevli bulup, müdürün odasını öğrendi ve birlikte gittiler.

Müdür Ayan’ın hikayesini dinledi. Dönem çoktan başlamış sınıflar belli olmuştu ama yine de Ayan’ı bu sınıflardan birine yazacaklardı. Eski okulun adı öğrenildi, kaydın buraya taşınması için bir dilekçe istendi. İşlemler çabuk sonuçlanmasa da, Ayan’ın derslerden geri kalmaması için ertesi gün gelip hemen başlamasını söyledi.

Ayan okulu beğenmişti kocaman bir bahçesi vardı, kendi okulundan daha büyük ve güzeldi. Müdürün odasından çıktıklarında zil çaldığı için koridorlardaki kalabalıktan hayrete düştü. Belki de burada her şey farklı olurdu.

Okuldan sonra ikinci el eşya satan bir yere gidip, Ayan’ın yatması için bir çekyat aldılar. Bir de portatif fermuarlı bir dolap.

“Bunlarla idare et şimdilik!” dedi amcası, çocuğa çok para harcayıp karısını iyice delirtmek istemiyordu. Aldıkları ile eve döndüklerinde yengesi uyanmış salonda kahvesini içiyordu. Kocası ile küs olduğundan onlarla hiç ilgilenmedi. Amcası elektrik süpürgesi, paspas bir kaç da temizlik malzemesi ile bez verdi.

“Eşyaları kenara çek ama dikkatli ol zarar verme!” dedi çıkarken.

Ayan bütün gün odayı temizledi ve bir düzen kurmaya çalıştı. Yatakla dolabın sığacağı kadar bir boşluk açtı. Yorganı çarşafsız yatağın üzerine serdi. Hâlâ bir yastığı yoktu ama geceki halinden daha iyi olmuştu. En azından uçuşan tozlar gitmiş, eşyalarını boşaltacağı bir dolabı olmuştu.

Amcası bir gün önce onu aç bıraktıklarını fark ettiği için bu kez bir tabak sıcak yemeği odasına yemesi için getirdi. Karısı hâlâ onunla konuşmuyordu. Anneme gidiyorum diyerek çıkıp gitmişti. Akşama dönüp dönmeyeceği bile belli değildi ama dönerse diye çocuğa mutfakta yemek vermeye çekinmişti.

“Sabah işe giderken seni kaldırırım, sen de okula gidersin!” diyerek onu odada bırakıp çıktı.

Ayan tabaktaki yemeği lezzetsiz de olsa bir çırpıda sildi süpürdü. Tabağı geri götürmeye cesaret edemediği için yere bıraktı. Sabah okula giderken yıkar koyardı. İyice yorulduğu için yatağa uzandı. Kendi yatağı gibi rahat değilse de, yerde yatmaktan iyiydi. Sabah okula gideceğini hatırlayınca boşalan çantasına bir kaç kitap ve defter koydu. Ders programını bilmediği için ne götüreceğini de bilmiyordu. Sonra yeniden uzandı ve gözleri kapandı.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın