Ayan dedesinin yaşadıklarından habersiz her gece masallara devam istiyordu. Adını bulamayan adam masalı yarım kalmıştı ama dedesi onu tamamlamak yerine başka kısa şeyler anlatıp geçiştiriyordu. Onun sağlığının bozulduğunu fark etmemiş bile olsa, bir şeylere üzüldüğünü anlıyordu Ayan ama ne olduğunu bilmiyordu.
Bir kaç kez dedesine canını sıkan bir şeyler olup olmadığını sorsa da, dedesi geçiştirdi.
Sonunda bir sabah uyandığından, dedesini mutfakta yere düşmüş gördü. Adamcağız elindeki tava ile yere yığılmış, tavadaki yumurta fırlayıp zemine dağılmıştı.
“Dede!” diye feryada başlayan Ayan’ın sesini duyunca gözlerini hafifçe araladı.
“Komşulara git, doktor çağırsınlar” diyebildi
Hemen evden fırlayan Ayan, komşuların kapılarını yumruklamaya başladı, “Yetişin dedeme doktor lazım!”
Yıllardır Ayan ve dedesini tanıyan komşular hemen koşup geldiler. Bir tanesi köyün doktoruna gidip, adamı neredeyse pijamaları ile alıp getirmişti. Nasır beyi yatağında taşıdılar. Doktor sürekli ağlayan Ayan başta olmak üzere herkesi odadan çıkardı ve muayenesine başladı.
Nasır bey son günlerdeki kalp ağrısından bahsetti, artık yürümekte zorlanıyordu. Günlük ev işleri ona ağır geliyordu. Kahvaltı hazırlarken başı dönmüş ve yere yığılmıştı. Düştüğü sırada da kalçasında bir kırık meydana gelmişti.
“Doktor bu kırık iyi görünmüyor” dedi seni şehre götürmemiz gerekebilir.
“Şehir çok uzak!” dedi yaşlı adam, “Torunuma kim bakacak?”
“Bu durumda sen torununa değil, torunun sana bakacak” dedi doktor gözlüklerinin üzerinden bakarak.
Yine komşuların birinin kamyoneti ile Nasır bey şehirdeki hastaneye götürüldü. Ayan’da yanından hiç ayrılmıyordu. Yaşı çok ileri olduğundan müdahale edemeyeceklerini ama uzunca bir süre hastanede yatarsa, bir süre sonra yürümeye yeniden başlayabileceğini söylediler. Ama bir baston yardımıyla, artık eskisi gibi kalkıp her işi yapması mümkün olmayacaktı.
Doktor komşulardan birine durumu açıklayınca, komşular kendi aralarında konuşup, adamın büyük oğluna haber verilmesi gerektiğine karar verdiler. Ayan ve dedesine bir şey söylemeden, nerede yaşadığını bildikleri Ravi’ye acil bir telgraf gönderdiler. Hemen gelmesini, babasının durumunun iyi olmadığını söylediler.
Ravi telgrafı alınca, büyüdüğü köyde kötü evlat durumuna düşmemek için mecburen gitmek zorunda kaldı. Karısının umurunda bile değildi babasına olanlar. “Buraya getirme de git orda ne yapman gerekiyorsa yap” diyerek kocasını uğurladı.
Ayan dedesinin başında çaresiz beklerken, amcasını görünce çok sevindi. Yıllardır ziyaretlerine bile gelmeyen amcası nihayet bir kurtarıcı gibi çıkıp gelmişti. Günlerdir hastanede dedesinin yanında perişan olan Ayan’ı babası ile biraz konuştuktan sonra alıp eve götürdü.
Ayan dedesini hastanede bırakmak istemediği için dirense de, dedesi amcasını destekleyince mecburen ikna oldu. Hastane şehirdeydi ve evlerine uzaktı, onu her gün görmeye gelmesi için amcasının arabayla her gün onca yolu gidip gelmesi gerekiyordu.
Amcası eski eve girince yüzünce buruşturdu. Bu evi hiç özlememişti. Onun evi bir başka şehirde ve güzeldi. Çocukluğunda ona saray gibi görünen bu dört duvar, şimdi karanlık, döküntü ve yaşanmaz gözüküyordu. Dolabı açıp ne var ne yok diye bir göz attı. Fazla bir şey olmadığını görünce de Ayan’ı evde bırakıp alış veriş yapmaya kasabaya gitti.
Ayan günlerdir uykusuzdu ve okula gitmiyordu. Dedesinin haline çok üzülmüştü ama aklıda okuldaki kızda kalıyordu. Amcası gidince biraz su ısıtıp banyo yaptı ve yatağına uzanıp derin bir uykuya daldı. Rüyasında dedesi iyileşmiş, tekrar sağlıklı bir şekilde eve dönmüştü. Evleri şimdiki gibi değil, bir peri diyarındaydı. Tabi Ayan’ın sevdiği peri kızı da orada yaşıyor ve Ayan’ı çok ama çok seviyordu.
Rüyasının en tatlı yerinde amcasının dürtmesi ile irkildi.
“Kalk da bir şeyler yiyelim!” dedi amcası, “Bir deri, bir kemik kalmışsın. Babam ne kendine ne sana bakabilmiş belli ki!”
Ayan uyku sersemi duyduğu bu sözlere içerledi ama bir şey demedi. Dedesi ona her zaman sevgiyle bakmıştı. Evdeki her şeyde onlar için yeterliydi. İkisi de yemek yemeye fazla düşkün değillerdi, zayıflıkları bundandı. Ayan’ı besleyen şey yemekler değil dedesinin anlattığı masallar ve hayal dünyasıydı.
“Yarın sen okula gidince bende babamı görmeye giderim” dedi amcası soğuk bir sesle.
“Ben de geleyim” dedi Ayan.
“Olmaz sen okulundan geri kalma, babama ben bakarım. Köylü ile konuşup size bir bakıcı bulabilir miyiz soracağım! Babam bundan sonra sana bakamaz. Sen de koca delikanlı oldun, çocuk gibi mızmızlanmayı bırak da biraz ayaklarının üzerine durmayı öğren artık!”
“Ben ayaklarımın üzerinde durabiliyorum” dedi saf Ayan ve kalkıp amcasına nasıl durduğunu gösterdi.
“Baban kadar aptalsın, karım çok haklı!” dedi amcası, “Otur da tabağını bitir, senin saçmalıklarına uğraşamam!”
Ayan dedesi ile sevgi dolu yaşadıkları bu evde amcasıyla giren soğukluktan hiç hoşlanmadı. Ailesini hayal meyal hatırlıyordu ama aptal olmadıklarını biliyordu. O da aptal değildi. Asıl aptal amcasıydı. Dedesi gibi iyi bir insanı bırakıp gitmişti. Asıl hazine dedesiydi ama aptal amcası daha iyi bir hayat güzel bir kadınla evli olmayı her şeyden daha iyi sanıyordu.
“Bu yüzden çocuğunuz yok” diye söylendi dişlerinin arasından. Amcası duymadı sansa da, adamın yüzünün renginin değişmesi ile yüzünün ortasına inen tokat neredeyse aynı zamana geldi.
“Senin gibi bir aptal çocuğum olacağına, çocuksuz olmayı tercih ederim!” diye gürledi.
Ayan’ın yanaklarından süzülen yaşlar tabağına düştü ama cevap vermedi. Horlanmaya, dayağa alışıktı ama yaşıtlarından gelenlerden sonra amcasından gelen daha ağır gelmişti. İlk defa dedesi olmazsa nasıl bir hayatı olacağını düşünmeye başladı. Amcası sinirle masadan kalkınca, o da yemeği bitirmeden masayı topladı. Zaten tadı da hiç güzel olmamıştı. Amcası içindeki o çirkin zehri yemeğe de katmıştı sanki.
Neyse ki onların amcasıyla eve döndüğünü gören komşular Nasır beyi sormak için eve doluştular da gerginlik uzayamadı. Ravi sanki babasıyla her zaman çok ilgilenmiş gibi havalarla komşulara ne kadar üzüldüğünü, acı çektiğini anlattı durdu. Erkek kardeşinin ölümünden sonra babasına olanlar daha da ağır gelmişti. Bu zavallı çocuğun hali ise içler acısıydı.
Komşular onun yıllardır ne babası, ne de yeğeni ile ilgilenmediğini bildikleri için söylediklerine inanmadılar ama yine de bir şey demediler. Hepsi Nasır bey ve Ayan’ı seviyordu, bu zor günlerde onları daha da üzecek bir durum yaratmaya hiç niyetleri yoktu.
Ravi kendini övüp durduktan sonra babası ve Ayan’a bakacak birini aradığı konusunu açtı hemen. Maaş verecekti. Kendi bakmak isterdi ama çok yoğun çalışıyordu. Ayrıca babasını da bu halde alıp başka bir şehre taşımayı doktor uygun görmemişti. Ayan onun bu konuda da yalan söylediğini biliyordu. Doktora böyle bir şey sormamış, hatta onunla hiç konuşup babasının durumunu sormamıştı bile.
Komşular elleri boş gelmediklerinden devam eden bir kaç gün evde bolca yiyecek oldu ve Ayan amcasının acı yemeklerinden kurtuldu. Amcası ertesi gün söylediği gibi babasının yanına gitmişti. Bir saat bile durmadan geri gelmiş, yanında kalmayı bile düşünmemişti. Sözde dönüp Ayan ile ilgileniyordu. Ayan’ı ancak hafta sonu okulun olmadığı gün hastaneye götüreceğini söylemişti.
Ancak Nasır bey ne yazık ki hafta sonunu göremeden yaşama veda etti.
Ayan daha dedesinin hastanelik olduğu fikrine bile alışamamışken, öldüğünü duyunca neye uğradığını şaşırdı. Ailesinin ölümünden sonra bir kez daha en sevdiği elinden alınmıştı. Amcası çocuğu istemeyen karısına ne diyeceğini düşünürken, o da dedesinin acısı ile ağlıyor ve hep aynı şeyi yaşadığı için isyan ediyordu.
Üstelik okulda sevdiği kızı başka bir erkekle el ele görmüş ve yıkılmıştı. Her şey üst üste geliyordu. Artık tamamen yalnızdı. Cenazeden sonra gelen gidenlerle ilgilenen amcasının yanına bile çıkmadı ve hep odasında oturdu. Artık dedesi, sevgi dolu evleri ve gece masalları yoktu. Dedesi o masallardaki ölüler diyarına gitmişti. Hastaneden dedesine ait eşyaları teslim ederken kolyesini de pakete koymuşlardı. Amcası da paketi hiç açmadan olduğu gibi çöpe sokmuştu. Buna iyice içerleyen Ayan’da paketi alıp odasına götürmüş, içinden çıkardığı kolyeyi de kendi boynuna takmıştı. Bu kolye onun için dedesiydi ve onu taktığı sürece dedesi her zaman onunla olacaktı. Onun yaptığı gibi aynanın karşısına geçip kolyeyi avucunun içinde sıktı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.