Ardımda bıraktım – Bölüm 5

Birinci sınıfın sonundaki yaz tatilinde Ozan yeni edindiği arkadaşları ile sırt çantası ile uzun bir tatile çıktı. Dört erkek hem buldukları günlük işlerde çalışıp, hem gezdiler. Döndüklerinde ilk iş uğradığı Nazlı ve Baki beye yaptıkları gördükleri her yeri bir bir anlattı. Hayatında ilk defa böyle bir tatile çıktığı için çok heyecanlanmış ve keyif almıştı. O eski mahallede her şeyden uzak nasıl yaşadıklarını sorguluyordu şimdi. Baki bey ona ailesine hiç uğrayıp uğramadığını sorduğunda “Hayır!” dedi. Oysa ne kadar kızsa da babası ona yeteri kadar cep harçlığını ve ihtiyaçlarını karşılayacak parayı hep yollamıştı.

“Baki amca çocuk yetiştirmek sadece harçlık vermekle mi oluyor?” diyordu adamcağız ona ailesini bu kadar ihmal etmemesini söylediğinde, “Bak sen Nazlı için nelere katlanıyorsun, senin tabirinde onun kaşı eğilmesin diye elinden gelen her şeyi yapıyorsun. Bir de bizimkilere bak! Sürekli kavga ediyorlar. Hiç bir zaman mutlu değiller. Hayat hakkında en ufak bir fikirleri yok. Bak biz dört arkadaş üç kuruş parayla neler yaptık!”

Baki bey ona hak veriyordu ama yine de ailesine sırtını dönmesine razı değildi.

“Oğlum herkesin sevme şekli, sevgisini gösterme şekli farklıdır. Bizler şimdiki anne babalar gibi çocuk eğitimi konusunda bilgilenerek çocuk sahibi olmadık. Bize ailelerimiz nasıl davrandıysa biz de öyle davrandık. Nazlı’nın annesi gittikten sonra ben anne olmayı öğrendim. Şimdi senin babanın böyle bir rol üstlenmesine gerek var mı?”

“Hayır ama annem de sizin gibi değil ki?”

“Annen kendi olmaya çalışıyor belki, kendi olamadığı için anne de olamıyor. Bunu hiç düşündün mü?”

“Ben nasıl kendim olacağım o zaman, onun yaptığı gibi yaparsam ona benzemeyecek miyim?”

Ozan aptal bir çocuk değildi, kafası çalışıyordu. Baki bey ne derse desin kendince bir savunması vardı. En azından söyledikleri yaptıklarını cahilliğinden değil de, gerçekten düşünerek yaptığını gösteriyordu. Artık on sekizini geçmiş bir delikanlıya, annesi ya da babası değilken daha fazla ne yapabilirdi ki?

Nazlı onun bir anda özgürlüğü tadınca şaşırdığını düşünüyordu sadece. Ozan çok iyi bir çocuktu. Evet geçmişte de haylazlıkları, serserilikleri olmuştu ama sonunda toparlanmıştı. Yine toparlanacaktı muhtemelen. Onu seviyordu, onu korumayı kendine görev edinmişti aslında bunca zamandır. Belki de şimdi onu biraz özgür bırakma zamanıydı ki kendi kanatları ile geri gelsin. Baki bey kızına katılmıyordu tam olarak ama yine de sesini çıkarmıyordu. Nazlı insanları tanımaya henüz başlayacaktı. Ozan’ı seviyordu evet ama ona belki de biraz fazla güveniyordu.

İkinci sınıfa başladıklarında Ozan yaz döneminde iyice samimi olduğu arkadaşları ile görüşmeye devam ederken. Doğukan’da geçen yıl boyunca bütün sınıfı peşinden koşturmasına rağmen bir türlü yaklaşamadığı Nazlı’yı merak ediyordu. Etrafındaki çoğu kızdan daha zeki olduğunu görmüştü. Derslerde nasıl kendini vererek dinlediğini, verilen projelerde nasıl harikalar yaratabildiğini görmüştü. Onunla arkadaş olmak istiyordu. O insanların birbirlerine değer kattıklarına inanırdı. Ne diyordu bir yazar “İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.” 

“Nasıl yani?” demişti Nazlı’ya ilk bundan bahsettiğinde.

Bir gün ders arasında Nazlı’yı tek başına otururken yakalamıştı kantinde. O her zaman yanında olan çocuk bu defa yanında değildi. Geçen yıl sürekli onunla gördüğü için Ozan’ı Nazlı’nın erkek arkadaşı sanmıştı önce. Sonraki sınıftaki kızlardan onların sadece yakın arkadaş olduklarını öğrenmişti. Kızlar da Ozan’ı beğenip yanında sürekli Nazlı’yı görünce onları sevgili sanmıştı ama sonra Ozan’ın arkadaşları aralarında bir şey olmadığını söylemişlerdi. Yine de Ozan ara ara Nazlı’nın yanına gelmeye devam ettiği için gidip onun yanında tanışmak istememişti. Bu çocuk sahiden söylenildiği gibi Nazlı’ya bu kadar yakınsa, ya kendini ağabey gibi görüyor ya da bir şeyler hissetse de açılamadığı için kızın yanında ayrılmıyordu. Her iki durumda da Nazlı’ya yakın olmak isteyen birine cephe alması olasıydı. Onun etrafta olmadığı zamanı kollamak bu yüzden en iyisiydi.

“Biliyor musun?” demişti Nazlı elindeki ders notlarına bakıp, çayını yudumlarken, “İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.”

Nazlı başını kaldırıp uzaktan uzağa ukala bulduğu Doğukan’ı görünce “Nasıl yani?” demişti doğrudan. Onun başında dikilirken başkasına mı söylüyor, yoksa sahiden ona mı söylüyor anlayamamıştı. Doğukan beklediği fırsat buymuş gibi hemen Nazlı’nın karşısına oturup anlatmaya başlamıştı.

“İnsan beyni sürekli gelişen tek organdır bunu biliyor musun? Bu gelişim öğrenme, tecrübe gibi şeyler dışında sosyalleşme ile de sürekli devam eder. Bilim insanların iletişim içindeyken birbirlerinin beyinlerini nasıl etkileyebildiklerini ispatlamıştır. Karşı tarafın zihni ile zihnimiz görünmez bir iletişime geçerek aynı çalışmaya başlar. Uzun süre karamsar insanlarla vakit geçirirsen karamsar olursun örneğin. Açık görüşlü, hayata olumlu bakan insanlarla vakit geçirirsen de onlar gibi düşünmeye başlar daha mutlu olursun.”

“İyi de bunları bana niye anlatıyorsun. Beyin ile ilgili bir dersimiz var da ben mi kaçırdım?” dedi Nazlı hayretle onu dinlerken.

“Hayır. Senin beynin bana sorarsan bu okuldaki bir çok insanın beyninden çok daha farklı ve iyi işliyor.”

“Buna sen mi karar verdin?”

“Evet, çünkü benim beynim de öyle işliyor. Dolayısıyla biz iletişim içinde olursak beyinlerimiz birbirlerinden etkilenerek daha olumlu bir değişime doğru ilerleyecek!”

“Yani sen şimdi benim beynimle mi ilgileniyorsun?”

“Tam olarak. Tek başına güzellik arıyor olsam bunun için zorlanmam herhalde değil mi?” dedi elleriyle kantindeki diğer herkesi göstererek.

“Ben de bundan onur mu duymalıyım. Yani beni seçtiğin için!”

“Hayır. Ben onur duymalıyım şu an seninle iletişime geçmeyi başardığım için!”

Güldü elinde olmadan Nazlı.

“Çay içer miyiz?”

“Olur!”

Böylece ikinci sınıfta birbirlerini uzaktan gözlemlemeyi tercih eden Nazlı ve Doğukan arkadaş oldular. Nazlı onu tanıdıkça sadece diğerlerinden çok okuduğu ve araştırdığı için ukalalık yaptığını fark etti. Gerçekten de o kadar bilgiliydi ki, bir zengin çocuğundan beklenmedik derecede entelektüel bir yapıya sahipti. Nazlı onu tanıdıkça zenginlerin akıllarının parayla sahip olabilecekleri dışında bir şeye çalışmadığı konusundaki ön yargısını yıkmaya başladı. Bu ön yargıya nasıl ve neden sahip olduğunu bilmiyordu aslında. Belki de onun söylediği gibi yakın olduğu beş kişinin ortak düşüncesiydi ve o da sorgulamadan zihnine yerleştirivermişti. Aslında tam olarak Doğukan gibi sorgulayarak öğrenmeyi seven biriydi. Sorgulamak insanı araştırmaya ve öğrenmeye itiyordu. Etraf maalesef Ozan gibi sorgulayıp, sonuçları sadece kendi düşünceleriyle bulduklarını sananlarla doluydu. Ozan araştırıp öğrenmekten yana değildi hiç bir zaman. Aklına bir şey de takılsa bunu Nazlı’ya soruyordu doğrudan. Nazlı’nın doğru bilip bilmediğini hiç sorgulamıyordu. Her şeyi onun söylediği gibi kabul ediyor ve bunu kafasında kesinleştirip, tartmıyordu bile. Oysa Nazlı öğrenmeye devam ettiği için bir çok konudaki bilgisi ve fikri zamanla değişiyordu. O kendini yenilerken Ozan ondan ilk öğrendiği haliyle bilgiyi saklayıp, sahip çıkmaya devam ediyordu. Bazen sırf bu yüzden Nazlı’nın bir konuda ilk söylediği ve sonra öğrenerek geliştirdiği ve değiştirdiği fikirler konusunda tartışıyorlardı.

(devam edecek)

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s