İstemeden – Bölüm 19

Sonunda Hediye büyüdü ve bir genç kız oldu. Kerime kızının üniversite okumasını istiyordu. Onu liseye getirene kadar çok şeylerle mücadele etmesi gerekmişti. Gözleri eskisi kadar görmediği için dantel işi yapamıyordu artık. Dürdane hanım üç yıl önce vefat etmişti. O ölene kadar Kerime okul tatillerinde kızı ile mutlaka bir kez onun yanına gidip kalmıştı. Onlar içinde tatil böyle olabiliyordu ancak. Hediye köy hayatından hoşlandığı ve orada şehirde göremediği hayvanları görüp, diğer çocuklarla dereye girebildiği için mutlu oluyordu. Kerime’ye de özlediği köy hayatı iyi geliyordu ama maalesef onun Dürdane hanım gibi yaşlanıp gidebileceği bir köy evi yoktu. Suat’ın da bir kızı bir oğlu olmuştu. Yazın onlarda annelerinin yanına uğradıkları için kısacık tatil hem Hediye hem Kerime için çok keyifli geçiyordu.

Hediye ve Kemal orta ikinci sınıfa gidecek yaşa geldiklerinde Suphi bir trafik kazası geçirmiş, uzun bir koma evresinin ardından hayattan ayrılmıştı. Gülsüme hanım oğlunun bu beklenmedik kaybı üzerine iki kez kalp krizi geçirmiş, iyileştikten sonra ise Sema ile konuşup onları büyük eve almış, kendisi de onların kaldığı eve yerleşip, herkesten uzak kalmayı tercih etmişti. Uzun bir süredir çiftliğin yönetimini zaten ele alan Sema, sürekli itiştiği Reyhan’ı daha da huzursuz edebilmek için bu teklifi kabul etmişti. Kocası öldükten sonra ondan kalan miras ve güç ile zaten yüksek olan egosu daha da baskın hale gelmişti. Aklınca kocasını kaybeden güçlü ve zengin kadını oynuyordu ama Hüseyin ağa henüz sağ olduğundan gelininin bu anlamsız hallerine tepki gösteriyordu. Sema’nın ikizleri erken yaşta baba kaybını yaşadıklarından durgunlaşmışlardı. Kemal ağabeyleri ile birlikte vakit geçirmeyi tercih ediyorlardı. Kemal’de onlar babalarını kaybettikleri için kuzenlerine sahip çıkmayı kendine vazife edinmişti. Necmi’de aynı oğlu gibi yeğenlerine ikinci bir baba olma yolunu seçmişti. Reyhan onun babaları yok diye ikizlerle Kemal’den çok ilgilendiğini düşünüyor ve buna da sinirleniyordu. Yine de kendine ev dışında bir sosyal hayat edindiği için eskisi gibi saldırgan değildi. Sema’nın seviyesiz ve cahil bir kız olduğuna kendini inandırmış ve onunla muhatap olarak onun seviyesine inmeme yolunu seçmişti. Aslında herkes onun Sema ile baş edemeyince geri çekilmeyi tercih ettiğini biliyordu.

Suphi’nin ölümü ile birlikte çiftliğin yönetimi olduğu gibi Necmi’ye kalmıştı. Hüseyin ağa el etek çekmese de artık yaşlandığı için önde her zaman oğlunu tutuyor kendisi danışman gibi arkada kalmayı tercih ediyordu. O öldükten sonra oğlunun kendisi kadar sayılır olması gerektiğini düşünüyordu. Necmi çiftlik işlerine iyice kendini vermiş, oğlu, yeğenleri ile duygusal bağ kuruyor, karısına artık hiç bir yakınlık hissetmiyordu. Yine de Kemal büyürken onun aile ortamını bozmak istemediği için sabretmiş, ondan ayrılmayı hiç düşünmemişti. Suphi’nin yaptığı hataların nelere mal olduğunu görmüştü. Zavallı Kerime kızı ile birlikte bilinmez bir hayata itilmişti.

Suphi ölünce nafaka kesilmişti elbette ama Suphi’nin tek mirasçısı Sema ve ikizleri değildi. Kerime resmi olarak eşi değildi ama Hediye onun soyadını taşıyan ilk çocuğuydu ve mirastan payı vardı. Henüz on sekizinde olmadığı için mirası yönetmesi mümkün değildi. Bu nedenle Sema’nın da katkıları ile para on sekizinden sonra kullanabilmesi şartıyla Hediye adına bir banka hesabına yatırıldı. Mülk olarak devam eden mallar ise Hediye hak talep edene kadar aile tarafından yönetilmeye devam edilecekti. Onun payını koruma yetkisi ise amcası Necmi’deydi.

Kerime ailenin avukatı tarafından gönderilen bilgilendirme notunda eski kocasının öldüğünü okuyunca tüm eski anıları yeniden canlanmıştı. Kızı büyürken babasını sorduğunda ona hep babasının iyi biri olduğunu ama anlaşamayıp ayrıldıklarını söylemişti. Geçimlerini sağlamak için babasının onlara para gönderdiğini de hiç saklamamıştı. Sonuçta Hediye bir ağa torunuydu ve babası ve ailesi Kerime’ye ne kadar kötülük yapmış olursa olsun onun yasal hakları olacaktı. Bu hakları alma zamanı geldiği zaman aileye ne çok güvenmesini, ne de düşman olmasını istiyordu. Tek istediği akıllı olup payını kaybedecek noktaya gelmemesiydi. O yüzden avukatın bilgi notunda bildirdiği koşullar onu memnun etmiş ve hiç itiraz etmemişti. Hediye on sekizine geldiğinde mirasını kendisi yönetebilecekti ve zaten bu yaşa gelmesine de o bilgilendirme eline ulaştığında üç dört yıl kalmıştı. Tabi o zaman gelene kadar nafakadan mahrum kalacaklardı ama Necmi yasal olarak nafaka adı altında olmasa da ülkenin ekonomik koşullarına göre güncellenen tutarın Kerime’nin nafaka hesabına yatırılmasına devam edilmesini sağlamıştı. Hüseyin ağa da bunu onaylamıştı. Sonuçta uzaklaştırmış olsalar da kızın öz torunu olduğunu ve babasından pay alması gerektiğini o da biliyordu.

Aslında zaman geçtikçe ailede Suphi hariç herkes Kerime’ye o zamanlar yapılanların amacını çok aştığını ve hepsinin Reyhan’ın galeyanına geldiklerini fark etmiş ve pişmanlık duymuşlardı ama olan olduktan sonra geri alma şansı kalmamıştı. Suphi yeniden evlenmişti, Kerime çiftlik evine geri döneceği bir sıfat yoktu. Uygun görülen ödemeler ile ona katkı sağlanmaya devam etti sadece. Hediye’yi çiftlikte ağırlama düşüncesinin de Reyhan ve Sema tarafından hiç hoş karşılanmayacağı ve gelse bile çocuğu annesinden beter edecekleri zaten açık olduğundan bu da hiç gündeme getirilmemişti. Herkes pişmanlıklarını kendi içinde yaşamıştı.

Şimdi Hediye’nin miras payını alması için zaman azalmıştı. En azından kızına maddi anlamda iyi bir gelecek kalacağı için Kerime kendini iyi hissediyordu. Sibel, Suat ve onların eşleri ve çocukları kızına kendi öz ailesinden çok daha yakındı. Onlar Hediye’yi kendi ailelerinden sayıyorlardı. Dürdane hanım öldükten sonra da Suat ondan kira almayacaklarını söylemişti. Böylece nafakanın eksilmesi ile hayatlarından çıkan gelir miktarı, kiranın da ortadan kalkması ile çok sarsılmalarını engellemişti. Kerime dantellerle kazandığı paralardan sürekli birikim yapmıştı. Gece gündü demeden çalışmış hem gözlerini neredeyse kaybedecek duruma gelmiş, hem de parmakları ve sırtında kalıcı sorunlar ortaya çıkmıştı. Henüz kırklı yaşlarında olmasına rağmen olduğundan çok daha yaşlı görünüyordu.

Neyse ki Hediye, babasına değil de annesine çekmişti çoğu özelliği ile. Annesinin onu büyütmek için neler yaşadığı ve nasıl fedakarlıklara katlandığını görebiliyordu. Tabi Dürdane hanımın da Hediye’nin bu gerçekleri fark etmesinde çok payı vardı. Kerime bilmese de Hediye ile uzun uzun sohbetler edip, annesine sahip çıkması ve onu hiç üzmemesi gerektiği konusunda konuşmuştu. Hediye gerçek anneannesini hiç bilmese de Dürdane hanımı anneannesi yerine koymuş, o da onu torunu gibi sevmişti.

Kerime’nin öz ailesi kızlarının ağa ailesi tarafından iki erkek kardeşin arasına girmesi yüzünden evden uzaklaştırıldığını duyunca bunu büyük utanç saymışlardı, üstelik Kerime onların yüzünü eğdiği yetmez gibi bir de kaçıp gitmişti. Bu yüzden öz ailesi hiç bir zaman onun peşine düşmemiş, hatta adını bile anmaz olmuşlardı. Kerime onları utandırmıştı. Neyse ki ağa kızlarının yaptığı onca yanlışa rağmen aileye bir kin beslememiş, hiç bir işlerine olumsuz bir müdahalede bulunmamıştı. Bu yüzden de ona minnettarlık duyuyorlardı. Kerime sanki başkasının kızıymış gibi iki aileye de mutsuzluk getirdiğini söyleyip, düşünüyorlardı. Bu bir çeşit çevreden duyacakları olumsuz söz ve imalara karşı da duvardı aslında. Onlar da kızlarını ret ederlerse çevreleri ve ağa tarafından onaylanacaklarını biliyorlardı.

(devam edecek)

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s