Film gibi – Bölüm 16

Ayşe, Hüseyin’in yatağının yanında yerde uyuyakalmıştı o gece, Cüneyt’te annesinin dizlerine başını koyup kanepeye uzandığı yerde uyuyakalmış, annesi de elleri onun saçlarında oturduğu yerde. Aslında neden bir nöbetteymiş gibi yerlerine gidip yatmadan, oldukları yerde bekleyip durduklarını ve nihayet uykuya teslim olduklarını hiç bir bilmiyordu. Bilmiyorlardı ama hissediyorlardı belki de, Ayşe gözlerini açtığında Hüseyin’in rengini bir önceki günden de daha solgun görünce hemen ateşini kontrol etmek istedi. Eli çocuğun ateşi ile yanması gerekirken buz gibi oldu, o soğukluk birden bire bütün vücuda yayıldı o an. Taş kestiğini hissetti, bu kıpırtısızlık yaklaşık otuz saniye sürdükten sonra yeniden toparlanıp, zavallı çocuğun yataktan sarkan bileğini tuttu, aradığı o minik yaşam belirtisi ne yazık ki yoktu.

Olduğu yeren yeniden yığıldı ve ağlamaya başladı. Katıla katıla ağlıyor ama bağırmak istese de sesi bir türlü çıkmıyordu. Cüneyt yaklaşık on beş dakika sonra odaya girdiğinde onu yerde buldu. Onu görür görmez hemen Hüseyin’e kaydı gözleri. Çocuğun cansız bedeninin aldığı renkten hemen anladı ama o da Ayşe gibi bir umutla koşup bileğini tuttu. Aradığı canı bulamayınca yere Ayşe’nin yanına oturdu ve onu doğrultup, kendine çekti, sımsıkı sarıldı.

“Çok üzgünüm! Gerçekten çok üzgünüm!” diyebildi sadece. Az önce gelen telefonun anneannesini kaybettiklerini haber verdiğini ona söyleyemedi bile. Belli ki dün sabaha karşı onlar oldukları yerde uykuya daldıklarında ikisi el ele tutuşup gökyüzüne uçmuşlardı. Doktor, yoğun bakım hemşiresinin Şadiye hanımın son sözlerinin “Ondan önce gitmeliyim ki korkmasın!” olduğunu söylemişti. Buna bir anlam verememişlerdi, ta ki Cüneyt odaya çıkıp, Hüseyin’in cansız bedenini görene kadar.

Naime hanım Hüseyin’in de artık aralarında olmadığından habersiz aşağıdaki kanepede ağlıyordu Melike geldiğinde. Melike bir süre yanında kalıp onu teselli ettikten sonra yukarı çıktığında neredeyse yığılıp kalacaktı. Şadiye hanımın ölüm haberi onu zaten çok sarsmışken, karşılaştığı manzara karşısında söyleyecek hiç bir şey bulamıyordu.

“Allah’ım sen bizi neyle sınıyorsun böyle!” diyebildi. Cüneyt ona susmasını işaret edince, yanlarından geçip, yavaşça Hüseyin’in yanına geldi ve çocuğun yüzünü yorganı ile kapattı.

“Bir yerleri aramalıyız öyle değil mi?” dedi göz yaşları içinde Cüneyt’e baktı. Cüneyt kollarında Ayşe ile yerdeydi hâlâ, “Kudret’i ara lütfen, o halleder!” dedi. Ayşe’nin hıçkırıkları iyice çoğaldı. Ancak öğlen olmadan Şadiye hanımı da kaybettiklerini Ayşe’ye söylediler. Bir evden aynı anda iki cenaze çıkıyordu ve birlikte toprağa verileceklerdi.. Aile mezarlıkları olmasına rağmen Cüneyt’in isteği ile ikisine yan yana mezarlar alınmıştı.

“Anneannem böyle isterdi! O son sözleri bunu gösteriyor!” demişti annesine ve Naime hanım da göz yaşları içinde oğlunu onaylamıştı. Ayşe Şadiye hanımın da öldüğünü öğrendikten sonra bir baygınlık geçirmiş ancak yarım saat sonra yeniden kendine gelebilmişti. Hepsi dağılmış halde olduklarından Melike ve Kudret ellerinden geldiği kadar her şeyi halletmeye ve onları ayakta tutmaya çalışıyorlardı. Evde çalışan diğer kadın cenazeden sonra eve gelenler için hazırlanacaklarla görevlendirilmişti.

Ayşe’nin mahalleyi arayarak acı haberi verecek hali olmadığından o iş de Kudret’e kalmış, o da taksi durağını arayarak söylemişti acı gerçeği. Ancak ikindi namazına yetişen cenaze Şadiye hanım ve Hüseyin’in sevenleri ile doluydu. Ayşe ayakta zor duruyordu. Cüneyt onun koluna girmişti. Kardeşinin minik bedeni toprağa verilirken bir kez daha bayıldı. Cüneyt anneannesinin ve Hüseyin’in mezarına toprak attığı için Kudret onu kucaklayıp arabaya götürdü ve Melike’yi yanında bıraktı. Eve dönerlerken kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. O iki güzel insanla birlikte seslerini de kaybetmiş gibiydiler. Hepsinin içinde kocaman boşluklar vardı.

“Nasıl aynı gün olabilir?” diyordu Melike, “Bu nasıl mümkün olabilir?”

Sonunda “Ne fark eder?” diye azarladı onu kocası, “Ne fark eder Melike? Lütfen sus biraz?”

Kadın suçlanarak başını önüne eğdi ve ağlamaya başladı, bir şey fark etmezdi elbette ama onun acısını dışa vurma şekli de böyleydi maalesef. Ancak konuşarak rahatlayabiliyordu. Bir hafta boyunca hem Şadiye hanım, hem de Hüseyin için taziyeye gelenler oldu. Naime hanım Ayşe’nin ısrarına rağmen onun kendi evine dönmesine izin vermedi.

“Annem buna asla izin vermezdi biliyorsun!”

“Evet ama artık Hüseyin yok! Şadiye hanım da bu evde yaşamıyor! Ben ne yapacağım burada?”

“Şimdilik kal lütfen!” dedi Cüneyt, “Haklısın ama biz de henüz ne yapacağımızı bilmiyoruz! Tek istediğimiz anneannemin istediği şekilde olmasını sağlamak! Sen eve dönüp ne yapacaksın? Acıların veya yalnızlığın orada eksilecek mi?”

“Hayır!” dedi Ayşe, “Ancak orada kardeşimi ve beni her zaman seven koruyan insanlar var!”

“Biz de seni ve kardeşini çok sevmedik mi?”

“Haklısın çok özür dilerim öyle demek istemedim aslında!” dedi Ayşe mahcup olarak.

“Öyle demek istemediğini biliyorum. Sen ve Hüseyin anneannemin bize hediyeleriydiniz. Anneannem onunla gitmek istedi ve seni bize bıraktı. Bunun sadece sıradan bir tesadüf olduğuna inanıyor musun?”

“Bilmiyorum, sence ne? Tesadüf değil mi?” dedi Ayşe başını kaldırıp, Cüneyt’in ona sevgi ile bakan gözlerine takıldı.

Cüneyt nazikçe tuttu onun ellerini, “Ben bu filmin jönüyüm ve sen de baş kadın kahramanısın unuttun mu?”

Ayşe yine ağlamaya başladı. Hüseyin ne çok istemişti bu filmin çekildiğini görmeyi, gerçek olduğuna ne kadar inanmıştı.

“Artık film bitmedi mi?”

“Hayır! Film bitmedi, Hüseyin’in mutlu olacağı şekilde devam etmeli!”

“Nasıl? Film varmış gibi yapmaya devam mı edeceğiz? Kime karşı, neden?”

“Hayır filmi gerçek yapacağız ama içindeki acı olayları çıkaracağız, çünkü biz çok daha büyüklerini yaşadık!”

“Ya ne yapacağız?”

“Mutlu son olması gerekiyor öyle değil mi? Hüseyin’in mutlu olması için bu filmin mutlu sonla bitmesi gerekiyor!” dedi Cüneyt.

“Onun göremeyeceği bir mutlu sondan kime ne? Onun için bir mutlu son yok artık!” diyerek yeniden ağlamaya başladı Ayşe. O kadar acı çekiyordu ki, Cüneyt’in söylemeye çalıştığı şeyi kavrayamıyordu zihni bir türlü. Cüneyt bu yüzden devam etmedi konuşmaya. Bu acının yıllar da geçse yok olmayacağını biliyordu, Ayşe sadece onunla yaşamayı öğrenecekti. Ne unutacak, ne her hatırlayışında daha az acı çekecekti. Dışarıdan insanlar onun normal hayatına döndüğünü sanırken, o içinde bu acıyla yaşayacak ama bu acının onu yok etmesine izin vermeden devam etmeyi öğrenecekti. Bunu öğrenmesi için de Cüneyt onun yanında kalmaya karar vermişti. Bu filmi mutlu sonla bitirip, baş kadın ve erkek kahramanın bir araya gelip, yanak yanağa kameraya poz vermesi gerekiyordu.

Yıllar sonra evlerinde halının üzerinde oğulları Hüseyin Aras ile oynarken, salon büfesinin üzerinde duran yanak yanağa kameraya gülümsedikleri nikah fotoğraflarına bakarken bunu düşünüyordu. O sırada Ayşe yukarıda kızları Şadiye Aral’ın ödevlerine yardım ediyordu. Akşama Naime hanım ve kocası geleceklerdi. Melike mutfakta yemek hazırlamakla meşguldü. Kudret alışverişe gönderilmişti, Melike ona alması için uzun bir liste vermişti, Ayşe ve o çocukların sağlıklı beslenmeleri konusunda çok özenli davranıyorlardı.

SON

Film gibi – Bölüm 16’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s