Film gibi – Bölüm 7

Melike’nin sonradan aklına gelmişti Şadiye hanımın kızı bulsa bile ne yapacağını sormak, mutfakta biraz iş yapıp konuştuklarını düşündükten sonra geri gelmişti o yüzden. Çocuğun torunundan olduğu ne belliydi mesela, çocuk ondansa bile Cüneyt’in o kızla bırakın evlenmeyi, görüşmeyi bile istemediği de açıktı. Tabi eğer Kudret’i görünce numara yapmadıysa. Hem öyle bir mahallede oturan bir kızı gelin ister miydi ailesi?

“Melike bir dur Allah aşkına! Düğün alayı yapıp kızı almaya gitmiyorum!” dedi Şadiye hanım, içi şişmişti üst üste gelen sorulardan.

“Ne yapacaksınız ya?”

“Gidip bir bakacağım önce!”

“Neye bakacaksınız?”

“Falına bakacağım kızın, tövbe!”

“A niye ki?” dedi Melike şaşkın şaşkın.

“Torunumu mutlu eder mi diye? Melike sen iyice şaşırdın artık. Kıza gidip kim olduğumu söyleyecek değilim ya da ne için geldiğimi. Gidip bir tanışacağım. Hırlı mı, hırsız mı öğreneceğim kızım!”

“Ha!” dedi Melike, “Ben de ne bileyim öyle çocuklara yazık olur falan diyerek, üzerine de oraya gitmeye kalkınca, alıp gelecek, nikahlarını hemen yapacaksınız sandım!”

Şadiye hanım gülmeye başladı artık, “Evet Cüneyt ve ailesi de hazır bekliyorlardı. Torununun başını yakan anneanne diye kızım artık beni ne yapar bilmem!”

“E kız yaramaz bir şeyse ne olacak?”

“Bilmiyorum bakacağım işte gidip, belki de torunuma yamanmak için hamile kalmıştır!”

“Var öyleleri de, zengin çocuk tabi. Bak sen şu kenar mahalle dilberinin yaptığına. Böylelerine iyi bir ders vermek gerek aslında!”

“Gözünü seveyim git işlerini yap!” dedi Şadiye hanım gülerek.

Melike aklında bin bir kurguyla gitti mutfağa.

“Kocan gelene kadar sakın geri gelme!” diye seslendi Şadiye hanım, sanki çok normal bir şey söylemiş gibi “Tamam!” diye cevap verdi o da. Fazla mı saf, fazla mı cin karar veremiyordu Şadiye hanım Melike için. Kocasının ailesi ile de sürekli çatışma yaşıyordu çenesi yüzünden. Şadiye hanım nasihat ediyordu o yüzden, bazen Kudret rica ediyordu konuşmasını. Yoksa kaptırıp kendisini kuruyor, sonra da ortalığı birbirine katıyordu. Neyse ki Kudret seviyor ve biliyordu karısının huyunu, kendi ailesine de yapıyordu aynılarını. Dilinin, aklının ayarı yok diyordu Melike’nin annesi kendi kızı için. O da bezmişti artık olanlardan, damadına dert yanıyordu.

“İnşallah senin gibi de değildir!” dedi Şadiye hanım kendi kendine. Aslında kızın sorduğu soruların mantıksız olmadıklarını biliyordu. Bunların hepsini düşünmesi gerekti onun da ama önce bir gidip kıza bakmak istiyordu. Bir şeylere karar verip, plan yapmadan önce uzaktan, yakından ortam neyi gerektiriyorsa bir gidip bakası vardı.

Bir kaç saat sonra Kudret şirketteki işleri bitirip geri geldi. Şadiye hanım onun karısı ile konuşmasına fırsat vermeden çıktı dışarı. İçeri girerse Melike’nin olan biteni hemen anlatmaya başlayıp, onları oyalayacağını biliyordu. Bir de karısının gazına gelip Kudret aklına normalde gelmeyen bir sürü soru soracaktı.

Kudret kapıyı açıp, Şadiye hanımı bindirdikten sonra kendi yerine geçti. O hâlâ bir taziyeye gideceklerini sanıyordu.

“Adres neresi Şadiye hanım teyze?” dedi kibarca.

“Sen biliyorsun!” dedi Şadiye hanım.

“Efendim?” dedi Kudret arkasını dönerek.

“Dün o kızı nerede görmüştünüz?”

“Hangi kızı?”

“Melike’nin bahsettiği hamile kızı!”

“Hay Allah, Melike hemen anlattı mı size?”

“Neredeydi o lokanta, oraya gidiyoruz!”

“İyi ama kız lokantada değildir ki şimdi?”

“Olsun oğlum sorarız kimin nesiymiş?”

“Cüneyt bey duyarsa mahveder beni ama?” dedi Kudret endişeyle, onun aklına karısı gibi, bir sürü soru sormak gelmemişti daha, işinden olmaktan ve patrondan korkmuştu hemen. Boşboğazlık edip Şadiye hanım gibi birine bahsetmişlerdi o kızdan. Şadiye hanım ipliği pazara çıkarmadan hayatta bırakmazdı konunun peşini.

“Söylemeyeceğiz oğlum ona, taziyeye gittik diyeceğiz, haydi sür sen!”

“Peki ya sonra?” demek istedi ama karısı kadar cesaretli olamadığı için soramadı Kudret, mecburen gittiler oraya, yolda Şadiye hanım baştan sonra yeniden anlattırdı olanları.

“İyi de bu çocuk arabanın orada bozulup, kızın da tam o sırada orada olacağını ne biliyordu?” dedi şaşkın şaşkın ikinci kez dinleyince. İlkinde aklına gelmemişti bunlar.

“Doğru!” dedi Kudret’te şaşırarak, onun ve karısının aklına da hiç gelmemişti bunu sormak.

“Neyse gidelim bakalım önce, neyse öğreniriz değil mi? Bize de macera olur!”

“İnşallah kimsenin canı sıkılmaz!” diye mırıldandı Kudret ama Şadiye hanım duyduğu halde cevaplamadı.

Araba lokantanın önünde durunca koşup açtı yaşlı kadının kapısını ve koluna girip içeri girmesine yardım etti, “Arabayı kitle gel!” dedi Şadiye hanım kapıya en yakın masaya oturdu. İçeride onlardan başka kimse yoktu. Köfteci hemen geldi bu iyi giyimli yaşlı kadının yanına, “Menü getireyim mi?”

“Neyiniz var?” dedi Şadiye hanım, Kudret’te gelmişti o sırada, ikisine birden köfte söyledi ama tabakta, “Soğansız olsun!”

“Bu adam dün burada mıydı?” diye sordu Şadiye hanım adam uzaklaşınca.

“Bilmiyorum dikkat etmedim, kıza bakabildim ama o da çok uzun değildi!”

Köfteler masaya geldiğinde “Ben uzaktan bir akrabamı arıyorum, buralarda oturuyormuş dediler. Hatta dün buradaymış? Bir kız, genç!”

Köfteci kaşlarını kaldırıp yaşlı kadına baktı.

“Dün buradaydı” dedi Şadiye hanım Kudret’i gösterip, “Onu görmüş ama benzettiğini sanmış, çekinmiş konuşamamış! Yıllardır onu arıyorum.”

Köfteci Kudret’e baktı göz ucuyla, hayal meyal hatırladı onu kapının ağzında, “Şu jönle mi gelmiştiniz?” dedi dönüp.

“Jön mü?” dedi Kudret.

“Oğlum yakışıklı diyor!”

“Ha evet, yakışıklı, genç adamla gelmiştim doğru!”

“Ayşe’yi diyorsunuz o zaman, Salih beyin komşusu!”

“O yakışıklı adamla konuşmuşlar!” dedi Şadiye hanım bir şeyler yakaladığını anlamıştı.

“Güzel oynadılar çocuklar bayıldı! Mahallemizden bir oyuncu çıkacağına sevindik açıkçası!”

“Oyuncu mu? Kız oyuncu mu?”

“Olacakmış”

“Allah Allah! Peki nerede bulabiliriz o kızı?”

“Ben evini bilmiyorum ama Salih beye yakındır herhalde?”

“Salih bey kim?”

“Taksici, durağın taksisi.”

“Hangi durağın?”

“Şurada yukarıdaki durağın!”

“Hı! Tamam biz ona sorarız sen zahmet etme! Teşekkür ederiz” dedi Şadiye hanım ve tabağındaki köfteleri yemeğe başladı.

Kudret neredeyse bitirmek üzereydi kendi tabağını, onlar konuşurken bir yandan dinlemiş, bir yandan kokusuna dayanamadığı için yemişti bir çırpıda. Hesabı ödedikten sonra adamın onlara da ikram ettiği tatlıları ile çaylarını içip kalktılar.

“Durağa mı gideceğiz?” dedi Kudret.

“Gidelim bakalım!” diyerek yeniden arabaya bindi Şadiye hanım.

Ne yazık ki Salih bey durakta değildi, işe çıkmıştı ve oradan da dönmeyecek doğrudan eve geçecekti. Bazı günler yarım gün çalışıyordu. Araba zaten kendisinin olduğundan kimse karışmıyordu ne yaptığına.

Kudret adamın evini öğrendi durağın nöbetçisinden, o içeri girmiş, Şadiye hanım arabada beklemişti. Adam da hiç sakınmadan, sormadan bir güzel vermişti Salih beyin adresini.

Kudret elindeki kağıtla bindi arabaya, “Taksicinin evine gidip ne yapacağız ki?” dedi merakla.

“Adamın evine gitmeyeceğiz, kızın yaşadığı yeri öğrenmiş olacağız!” dedi Şadiye hanım, bu defa adreste yazan yere gitmek üzere yola çıktılar. Arabayla durağa on beş dakikalık mesafedeydi sokak.

Şadiye hanım eski püskü evlere, pis sokaklara ve sokaktan geçen başları önde ve yorgun gözüken insanları seyretti. O da böyle bir yerde büyümüştü. Babası köyden onları alıp şehre gelmiş, uzun süre belini doğrultamamıştı. Bir fırıncının yanında çalışıyor geceden işe gidiyordu. Yıllar sonra kendi fırınını açınca biraz durumları düzelmişti.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s