Film gibi – Bölüm 4

Yolda giderlerken Hüseyin sürekli soru soruyordu arabadakiler, “Burası ablamın film çektiği yerlerden biri mi yoksa?”

“Elbette öyle, ablan da rolünü tazelesin diye gidiyoruz oraya!” dedi hemen Salih bey, “Film şirketi ayarladı burayı da! Değil mi Ayşe?”

“Evet Salih amca, hem prova yapalım hem güzelce köfte ekmek yiyip eğlenelim diye!”

Salih beyin torunu Demir’de heyecanlanmıştı film lafını duyunca, “Ayşe abla başrol oyuncusu da gelecek mi?”

“Baş rol oyuncusu ablam ya işte!” dedi Hüseyin.

“Hayır o değil, erkek olan!”

“Ha! O mu?” dedi Ayşe ne diyeceğini bilemeden ama Salih bey hazır cevaplığı ile hemen yetişti Ayşe’nin yardımına

“Gelecekti aslında, çocukları çok seven biri kendisi. Çok iyi adam, değil mi Ayşe?”

“Evet çok iyi!” dedi Ayşe çaresizce, “Başka bir film çekimi daha olduğu için gelemiyor ama değil mi Salih amca!”

“Evet gelemiyor!”

“Dede sen nereden biliyorsun tanıyor musun oyuncuları?” dedi Demir bu sefer. Hüseyin’den daha cin çıkmıştı çocuk.

“Ben Ayşe’yi götürüp, getirdim bir kaç kere film şirketine orada tanıştık değil mi Ayşe kızım?”

“Evet Salih amca, orada tanıştınız!”

Yol boyu Ayşe ve Salih amca birbirine onaylatarak çocukların meraklı sorularını ellerinden gelerek yanıtlayıp durdular. Salih beyin karısı gülse mi, ağlasa mı bilemeden dinledi sessizce onları.

O sırada Kudret beyin kullandığı Cüneyt’in arabası da köprüden çıkmıştı. Navigasyonda güzergâh hâlâ kırmızı göründüğünden Cüneyt’te arka yollardan gitmeye ikna oldu. Sonuçta arabadan inip gezecek halleri yoktu bu gece kondu bölgelerinden sadece geçip gideceklerdi, belki bir de yok daha bozuktu şehirden. Şadiye hanım iki kere aramıştı torununu “Neredesin?” diye.

“Anneanne çıktım geliyorum dedim ya? Ne bu telaşın?”

“Yemekler ona göre ısınacak evladım, çulu mu çıksın ocağa indir koy!”

“Trafik çok olduğu için başka yollardan geleceğiz ben yaklaşınca sana haber veririm, siz ondan önce yemek ısıtmayın!”

“Oğlum en kısa yol bildiğin yoldur, ne demeye çıktınız yoldan” dedi Şadiye hanım şaşkın şaşkın, “Bak Melike’de diyor, kesin Kudret demiştir diyor!”

“Evet o söyledi ama navigasyondan bakıyoruz anneanne, görünüyor kalabalık olduğu!”

“Ne biliyor canım neyse o! Müneccim başı mı sanki!”

“Geliyoruz ben arayacağım annemin annesi haydi kapat!” diyerek kapattırdı Cüneyt anneannesine ikinci telefonu da, sonra “Acıktın mı Kudret? Yemekler bizi bekliyormuş” dedi gülerek. Kudret bey karısının da Şadiye hanımın da huylarını bildiğinden gülümsedi. Çevre yolundan çıkıp şehrin kenar mahallerinden birine girmişti bile.

“Buraları hiç görmüyoruz ama şehirde çalışanların çoğu da buralardan gelip gidiyor!” dedi Cüneyt yanlarından geçtikleri eski evlere bakarak. Şehrin ışıltılı silüetinin söndüğü, eteklerine çamur bulaştığı kısımlarıydı buralar. Kudret sessizce onayladı. Aslında onların oturdukları yer de burası ile ışıltılı şehir arasına sıkışmış bir nebze daha iyi bir mahalleydi. Ekonomik koşulları kötüledikçe insanlar şehrin bir kademe dışına itiliyorlar gibiydi. Merkezden uzaklaşan her mahallenin profili düşüyordu. Cüneyt doğuştan zengin bir adamdı, kibirli veya tepeden bakan biri değildi ama bu hayatları hiç görmemiş, hiç tanımamıştı. Filmlerde gördüğü, başkalarından dinlediği dışında bir yaşanmışlığı yoktu. Dolayısıyla görmediği sürece hatırına gelen insanlar değillerdi buralarda yaşayanlar veya bu mahalleler. Şehrin içinde yaşayıp, ne kadar uzağa gidiyor gibi dursa da, köprüler geçse de yine şehrin içinde parlak ışıkların altında yaşıyordu o. Hiç bir ışıltılı şehrin orta yerinde böyle kuytu mahalleler olmazdı ki, evin salonunun ortasına çöp bidonu koymak gibi olurdu bu. O yüzden kokusunun en az duyulacağı yerlere, dışarı itilirdi onlar.

Çocuklar köfteciye varmış arabadan heyecanla inip içeri dalmışlardı. Köftenin kokusu o kadar güzel gelmişti ki hepsine, zaten tam doymamış olan karınları iyice acıkmıştı daha kapıdan girerken. Çocuklara özel düzenlenmiş bir gün olduğundan onlar için ayrı bir masa hazırlanmıştı. Salih bey kaç kişi geleceklerini ve çocuklara özel bir gün planladıklarını söylediği için dükkan sahibi evde çocuklara doğum günlerinde serdikleri, kutlama desenli kullan at masa örtülerinden getirmiş, ayırdığı masalara onlardan sermişti. Masaların üzerindeki metal avizelere de bir kaç balon asılmıştı.

Çocuklar bu süslemeleri görünce iyice heyecanlandılar. Demir hemen arabada dedesinin söylediklerini diğer çocuklara anlattı. Hüseyin’de ablasının bu köftecide de sahnesi olduğunu söyledi.

“Keşke film çekilirken de biz de burada olsak, sanki o sırada orada yemek yiyen çocuklar gibi. Ne güzel olurdu değil mi Ayşe abla?” dedi çocuklardan biri.

“Ah tabi sessiz duracağınıza söz verirseniz, yönetmene bir sorarız!”

“Dururuz!” diyerek el çırptılar çocuklar. Zaten hepsi köfte ekmek yiyeceğinden garson gelip ne içmek istediklerini sordu tek tek. Çocukların bir kısmı tadını bile bilmedikleri gazozlar sipariş ettiler. Hüseyin onlara isterlerse ikincileri de içebileceklerini söyledi. Sanki kendisi her gün köfteciye gelip gazozlar içer gibi söylemişti bunları ama arkadaşlarını buraya getiren ev sahibi olduğu için ilk defa yaptığını belli etmemeye çalışıyordu. Zaten ablası ünlü olacağı için bundan sonra hep böyle yiyip içeceklerdi. Bir süredir evde sürekli tavuk ve köfte yemiyorlar mıydı?

Köfte ekmekler hazırlanırken, Cüneyt’in bulunduğu arabayı süren Kudret bey “Hay aksi!” dedi birden bire ve arabayı yavaşlatarak kenara çekti.

“Ne oldu?” dedi Cüneyt okuduğu rapordan başını kaldırıp.

“Lastik patladı galiba bakayım inip!”

“Tamam”

Beş dakika sonra Cüneyt’in kapısını açıp lastiğe çivi girdiğini söyledi Kudret bey.

“Tamam, değiştirebilirsin değil mi?”

“Evet değiştirirdim eğer arabanın arkasındaki stepne yerinde olsaydı!” dedi Kudret bey canı sıkılmış bir halde.

“Ne demek stepne yok?”

“Yok işte! Koymamışlar! Geçen Tufan almıştı bu arabayı, onu arayayım bakayım!” diyerek kapıdan uzaklaştı Kudret bey ve telefonunu çıkarıp diğer şoförü aradı. Lastiğin durumunu merak eden Cüneyt’te indi arabadan. Nasıl stepne olmazdı bir arabada? Bagajı açıp bir kez de o kontrol etti ama sahiden de yoktu.

Kudret telefonu kapatıp geldiğinde Tufan’ın aldığını doğruladı. Diğer arkadaşlarından birinin lastiği patlayınca şirketin arabasının stepnesini ödünç vermişti.

“Hey Allahım!” deyip duruyordu Kudret bey iyice sinirlenmişti, “Ben yol yardımını arayayım en iyisi!” diyerek yol yardımının numarasının aramaya koyuldu.

“Çekici gönderecekler!” dedi sonra kapatınca, “Ne zaman geleceğini onlar da bilmiyor!”

“Hay Allah!” dedi Cüneyt anneannemi arayıp haber vereyim bari, Bu iş uzayacak gibi!”

“Maalesef!” diyerek onayladı Kudret bey. Cüneyt anneannesi ile konuşurken o da etrafı inceledi, az ileride bir lokanta vardı. Evdeki yemeğe yetişemeyeceklerine göre orada bir şeyler yiyebilirlerdi belki.

“Karnımız tok gidersek Şadiye hanım bizi ne yapar sen biliyor musun?” dedi Cüneyt, anneannesini zor inandırmıştı zaten yolda kaldıklarına, “Bilmediğiniz yollara girerseniz böyle olur!” diyerek azarlamıştı Şadiye hanım torununu. Kudret beye de kızmıştı tabi arkasından.

“Olsun bir çay içeriz en kötü az yeriz ya da!”

“Sen iyice acıktın anlaşılan!” dedi Cüneyt gülerek,

“Vallahi sabah da aceleyle az yemiştim, öğlen de yiyemedim ne yalan söyleyeyim gidip yiyeceğimiz yemeğin hayali ile yaşıyordum!”

“Tamam sen dur o zaman çekici gelirse arabayı boş bırakmayalım, ben gidip bir bakayım nasıl bir yer. Olmazsa yardım ister arabayı oraya çekeriz, girip otururuz!”

“Tamam!” dedi Kudret bey, Cüneyt’te lokantaya doğru yürüdü.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s