Suçluyum – Bölüm 2

Evden epeyce uzaklaştıktan sonra artık yorulduğu için bir parka girip banka oturdu Dilay. Çantasını açıp cüzdanındaki paraları kontrol etti. Kredi kartı yoktu. Herhangi bir telefon numarası yazan bir kağıt var mı diye baktı o da yoktu. Bir cep telefonu da yoktu ya da belki kaza da bir yerlere düşmüştü. Onu tanıyan birilerine ulaşabileceği bir ip ucu boşa aradı durdu çantasının içinde. Yoktu. Eğer Nurten hanım hemen gelmemiş olsa evde belki bulabilirdi ama artık oraya da dönemezdi. Zaten anahtarı galiba kapının üzerinde unutmuştu. En azından bu gece kalacak bir yere ihtiyacı vardı. Köşedeki çorbacının camında ‘bulaşıkçı aranıyor’ yazısını görünce, düşünmeden kalktı ve dükkandan içeri girdi. Adam eli yüzü düzgün görünen Dilay’a, sonra düzgün ellerine baktı.

“Emin misin?” dedi merakla, “Bulaşık yıkayacaksın?”

Başını salladı Dilay, gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş, saçı baş darmadağınıktı ama yine de iyi bir hayatı olduğu kıyafetlerinden, ellerinin düzgünlüğü, saçının boyasından anlaşılıyordu.

“Şu arka sokaktaki otele temizlikçi arıyorlar” dedi çorbacı, “Sen en iyisi git oraya bir sor!”

Dilay cevap vermeden çıktı çorbacından ve hiç düşünmeden bahsedilen otele gitti. Daha önce çalıştığı yerleri sorduklarında cevap veremedi. Ailesi ile ilgili sorulara da cevap veremedi, oğlunu kaybettiğini söyleyip ağlamaya başlayınca, insan kaynakları müdürü ona acıdı ve işe aldı. Kalacak yeri de olmadığını öğrenince çamaşırhanenin arkasındaki boş odada kalabileceğini söyledi. Ancak orada kalmak istiyorsa vardiyası diğerlerininkinden daha uzun olacaktı. Onun diğerleri gibi otobüsü kaçırıyorum, çocuğa geç kalıyorum gibi bahaneleri olamayacaktı. Hiç ikiletmeden kabul etti Dilay. Zaten ne düşünüp, değerlendirecek, ne de seçecek durumu vardı. Şu an başını sokacak bir yere e yiyeceğe ihtiyacı vardı her nefes alan gibi. Başka da bir şey istemiyordu zaten. Evladını kaybetmiş bir anne başka ne isterdi ki?

Çocuğun Mustafa’dan olmadığını nereden çıkarmıştı Nurten hanım acaba? Mustafa komadaydı, Dilay farkında bile değildi, acaba Mustafa daha önceden mi söylemişti annesine. Görünüşe göre bu Dilay’ın da Nurten hanımla ilk karşılaşmasıydı. Mustafa nasıl olmuştu acaba? Onu hatırlamıyordu ama birlikte yaşayıp bir çocuk büyüttüklerine göre ki Dilay kendini tanıyorsa onun çocuğu olmasa onunla yaşamazdı, onu seviyor olmalıydı. Ona bir şey olmamasını diledi. Uyanınca Dilay’ı sorar mıydı acaba? Uyanır mıydı? Karmaşadan durumunun tam olarak nasıl olduğunu bile anlayamamıştı. İşe giriş işlemleri yapılsın diye çantasından kimliğini verdi insan kaynakları müdürüne, bir kimliği olduğuna göre en azından onun sayesinde varsa bir ailesi bulabilirdi belki. Gerçi bu kadar kötü biriyse zaten ailesi de onu istemezdi. Ona otelde çalışırken giyeceği kıyafetleri verip, uyuyacağı yeri gösterdikten sonra hemen işe başlattılar. En azından temizlik yapmayı hâlâ hatırlıyordu. Boşalan odaların ilkinden başladı çalışmaya, ona neler yapması gerektiğini öğretsin diye yanına Şule hanımı vermişlerdi.

“Hayırlı olsun!” dedi kadın ellerini önlüğün cebine sokmuş baştan aşağı Dilay’ı süzüyordu.

“Sağ olun!”

“Burada çalışmak zordur, sen de pek cılızmışsın? Hasta mısın rengin de yok!”

“Yok iyiyim ben, ne yapacağım?” diye sordu Dilay, hiç sohbet edecek hali yoktu ama kadın belli ki işten çok sohbeti seviyordu. Bir yandan ona ne yapacağını gösterirken, bir yandan kendi hayatı ile ilgili anlattı durdu.

“E hiç konuşmuyorsun sen? Evli misin?” dedi üçüncü odaya geçtiklerinde.

“Hayır” diye cevap verdi Dilay.

“Niye evlenmedin ki? Yirmi beşinde var mısın sen?”

“Yirmi altı”

“Çocuğun olmaz sonra evlen artık. Benim eltimin bir oğlu var aslında!”

“Teşekkür ederim ilgilenmiyorum” dedi Dilay dişlerinin arasından, bozuldu Şule hanım sustu. Dördüncü odaya girmedi onunla birlikte, “Yaparsın artık kendin!” dedi ve çekti gitti. Oysa insan kaynakları müdürünün söylediği bir hafta Şule hanımla çalışacaklarıydı. Sonra başka biriyle eşleşebilir ya da duruma göre tek çalışabilirdi. Kadının gitmesi işine geldiği için hiç umursamadı Dilay akşama kadar devam etti çalışmaya. Her tarafı ağrıyordu hâlâ, ruhu, bedeni, kalbi paramparçaydı. Gece yarısına kadar ne iş verseler yaptı. Gece olunca uyumak değil, bayılıp her şeyi unutmak istiyordu. Sonunda öyle oldu, üzerindekilerle çamaşır odasının arka odasındaki çek yatın üzerine devrildi. Sabah yedide yeniden iş başı yapacaktı. Telefonu olmadığı için saat kuramadı. Aslında saati de yoktu. Gecenin bir yarısı uyandı, yeniden uyursa saatinde uyanamaz diye düşündüğünden oturdu. Oturdukça düşünceler yine üşüştü kafasına. Tuvaleti de gelmişti ama bu odanın bir tuvaleti ya da banyosu yoktu. Kalkıp resepsiyonun arkasındaki tuvalete gitti. Resepsiyonda nöbetçi delikanlı onu görünce sıçradı yerinden. Gece yatılı çalışan olduğunu kimse ona söylememişti.

“Sen de nereden çıktın be?” dedi korkuyla. Üzerinde oteli temizleyen kadınların kıyafeti olduğu için çalışan olduğunu anlamıştı en azından. Dilay yatılı çalıştığını söyledi, sonra tuvalete girdi.

“Saat var mı?” dedi resepsiyondaki oğlana çıkınca

“Ne saati?”

“Uyanmak için saate ihtiyacım var, odalara konanlardan bir tane alamaz mıyım?”

Oğlan ters ters baktı sonra alttan bir yerden bir anahtar aldı ve koridora çıkıp kayboldu. Biraz sonra elinde bir saatle gelip ona verdi.

“Kaybetme ha? Otelin bu?”

“Kaybetmem teşekkür ederim” diyerek odasına döndü Dilay saat daha beşti. Biraz kurcalayıp saati nasıl kuracağını buldu ama uykusu dağılmıştı artık, saat çalana kadar olduğu yerde döndü durdu. Saat çalınca üzerini eliyle düzeltti, saçını açıp, yeniden topladı. Bir tarağa da ihtiyacı vardı, bir de diş fırçası. Hiç bir şeyi yoktu. Çöp torbasını yatağın üzerine boşalttı, neyse ki bir diş fırçası çıktı içinden. Pijamaları da olduğunu gördü. Onları yatağın üzerine bırakıp kalanları yine çöp torbasına tıktı. Hepsi kırış buruş olmuşlardı.

Yukarı çıktı, resepsiyondaki çocuk değişmişti. Ondan başka yatılı çalışan olmadığı için kahvaltı vermiyorlardı tabi. Şule hanım birazdan geldi yanına, “Kendin halledebilirsin herhalde değil mi?” dedi ters ters. Dilay başını salladı, ona temizlenecek odaların numaralarını verip, dönüp gitti yine. Dilay aç karnına çalışmaya başladı hemen. Kendini öyle ile veriyor ve hırpalıyordu ki, belki iş yaparken ölüp giderim diye düşünüyordu. Yığılmak ve bir daha doğrulmamak istiyordu aslında. Ölmenin daha kolay yolları vardı mutlaka ama o ölmekten çok kendine işkence etmek istiyordu. Otelin personel için çıkardığı öğle yemeğini yedikten sonra akşama da yiyecek bir şeyi olmadığından bir parça ekmeği peçeteye sarıp cebine koydu çalışmaya devam etti. Yine gece yarısına kadar verilen her işi yaptı. Şule hanım bütün gün ortalıkta görünmemişti. Ertesi gün ve daha ertesi gün de böyle geçti. Üzerindekilerle yatıp uyuduğu için kıyafetleri hem buruşmuş, hem kirlenmişti. Dört gündür banyo da yapmadığı için artık kokuyordu ama hiç umurunda değildi.

Sabah resepsiyonda olan Güzide artık onu tanımıştı, geceleri de çamaşırhanede yattığını öğrenmişti öteklilerden.

“Abla temizlediğin odalarda şampuan, sabun var, kapıyı kilitle yıkanıver!” dedi nazikçe.

Dilay’ın beyni öyle uyuşmuştu ki, kızın ona koktuğunu ima ettiğini anlamadı önce. Cevap vermeden yürüdü gitti. Aradan bir saat geçtikten sonra birden zihni aydınlandı. Kız doğru söylüyordu. Kendini kokladı. Berbat kokuyordu. “Aslında tam da sana layık bu koku ama!” diye söylendi kendi kendine yine de burada devam etmesi için temiz olması gerekiyordu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s