Yalan gerçekler – Bölüm 3

Babası evden çıktıktan sonra tarlaya gidecekken içli içli ağlayan kardeşini görünce içi dayanmadı Neriman’ın.

“Anneme mi ağlıyorsun?” dedi usulca üç numaraya vurulmuş saçların okşayarak. Oğlanın gözünden sicim gibi indi bu defa yaşlar. Neriman’da çok özlemişti annesini, hem özlemişler, hem merak ediyorlardı. Anneleri olmayınca ev çok sessiz kalmıştı. Sanki can çekilmişti duvarlardan. Neriman’da tarlaya gidince, bu sessiz evde öylece oturuyordu Nurettin. Çoğu zaman sessizliğe dayanamıyor, çıkıp dışarıda oturarak bekliyordu ablasının gelmesini.

“Anneme gidelim!” diye inledi Nurettin.

“Tamam, gidelim!” diye yanıtladı ablası hiç tereddüt etmeden. Babası onları götürmese de otostopla gidebilirlerdi ilçeye kadar. İki kardeş toparlanıp çıktılar babalarının arkasından. Nurettin’in hızıyla çıktılar ana yola, burası ıssız bir yer değildi, yoldan sürekli araç geçerdi ilçeye giden. Bir traktöre el ettiler ilk önce, sonra ondan inip bir motora bindiler, sonra bir traktöre derken hastanenin önüne dört araç değiştirerek geldiler. Onlar hastanenin kapısından içeri nasıl girseler diye düşünürlerken babaları çıkıverdi önlerine.

“Ne yapıyorsunuz siz burada?”

“Annemize geldik!” dedi Neriman.

“Çocuk almıyorlar içeri dedim ya ben size?”

“Ama Nurettin çok ağladı!”

Nurettin korkarak baktı babasına ama yaşlar iniverdi yine gözlerinden. Hasan bey kızacak gibi yapıp birden tavrını değiştirdi.

“Dur len ağlama!” dedi çocuğun başına şaka yapar gibi vurdu, “Annenizin iyi olması için para lazım dedi doktor”

“Ne parası?”

“Ne parası olacak canım tedavi parası işte!”

“Devlet bakmıyor mu anneme?”

“Bakıyor ama yine de para istiyorlar işte! Annenin hastalığı öyle grip falan olmadığı için lazımmış. Onu demeye çağırmışlar beni!”

“Bulamazsan ne olacakmış?”

“Annen iyi olmayacakmış” dedi Hasan bey, der demez Nurettin çöktü olduğu yere inleyerek ağlamaya başladı.

“Dur Nurettin!” dedi ablası, “Var değil mi paramız verecek?” dedi sonra dönüp babasına.

“Yok! Nereden o kadar para olacak bende!”

“Ne yapacağız ya?” dedi bir yandan ağlayıp duran kardeşini çekiştirerek.

“Ben de onu düşünüyordum kara kara siz çıktınız karşıma!”

Annelerini kurtaracak paraları olmadığını öğrenince Neriman’da ağlamaya başladı kardeşiyle birlikte “Annemi görelim bari!” dedi hıçkırarak.

“Olmaz diyorum laftan anlamıyor musun sen?”

“Annem ölmesin!” diye inledi Nurettin.

“Bir yol var ama?” dedi Hasan bey düşünceli düşünceli.

“Ne yolu?” diye atıldı Neriman hemen.

“Çok değil bir kaç hafta önce istediler seni benden, eve geleceklerdi de ben anneniz hastanede diye kabul etmedim. Sonra öğrendim ki adam yaşlıymış, hastaymış bir de, yok dedim geri çevirdim”

Neriman anlamadığı için bakmaya devam etti babasının suratına, onu yaşlı bir adamın istemesi ve babasının ret etmesi ile annesine lazım para arasında ne tür bir bağ vardı.

“Çok para teklif etti adam!” dedi Hasan acıklı bir yüz ifadesi takınarak.

“Evlenmek için mi çok para?”

“Evet annene yetecek kadar çok!”

“Sahi mi?”

“Yalan mı söyleyeceğim. Yok dedim yolladım! Yaşlı adama veremem ben kızımı kıyıp dedim. Hastaymış bir de.”

Neriman, Nurettin’e baktı. Çocuk içli içli ağlıyordu yine. Cahil çocuktu evliliğin nasıl olacağını bile düşünmeden “Olsun!” dedi, “Evlenirim ben annem kurtulacaksa!”

“Sahi mi kız?” dedi babası.

“Sahi tabi ama Nurettin’e bakacaksın sen de, kahvede durmayacaksın hep!”

“Bakarım tabi, bakmam mı oğluma?” dedi Hasan sevinçle, gözleri dolmuştu neredeyse, “Haydi madem gidip haber salalım gelsinler!”

“Hemen mi gelirler?” dedi Neriman

“Gelirler herhalde, adam hasta diyorum ya!”

“Annem iyi olunca düğün olur ama değil mi?”

“Düğün yapmayacaklar!”

“Neden?”

“Adamın hasta bir de karısı varmış evde, kendi de hasta. Seni alıp gidecekler!” dedi Hasan göz ucuyla kızın tepkisini ölçerek, “Ama annen iyi olacak nasılsa, ben konuşurum, annen iyi olunca geliriz biz yanına!”

“Uzak mı ki beni götürecekleri yer?” dedi Neriman bu defa iyice pişman olmuştu söylediğine.

“Biraz, öyle çok değil! Annen çok sevinecek ama bak kardeşinde ağlamayacak, annesiz de kalmayacak. Sana dua edeceğiz hep birlikte!”

“Tamam!” dedi küçük Neriman çaresiz, annesi ve kardeşi işin yapacaktı bunu. Onları iyi görünce o da mutlu olacaktı nasılsa.

Hep birlikte eve döndüler o gün annelerini görmeden. Aradan bir gün geçmedi geldi görücüler. Gelmeleri ile de Neriman’ı alıp kendi evlerine götürmeleri bir oldu. Daha eşyasını tam toplayıp, kardeşi işle vedalaşamadan alıp çıktılar evden. Nurettin yine çok ağladı o çıkarken.

“Merak etme, annem gelecek yakında, uslu ol!” diye seslendi ona iki arada bir derede çıktı evden.

Karanlıkta epeyce yol gidip, vardılar bir eve. Daha gelir gelmez, yaşlı adamla, Neriman’ı soktular bir odaya. Ne olduğunu anlamadan olup bitti her şey. Artık gelindi Neriman. Çıkınca gördü evde iki küçük çocukla bir hasta kadın olduğunu. Kadın adamın ilk karısı, çocuklar da onun çocuklarıydı. Anneleri hasta olduktan sonra babaları da yaşlılık hastalıklarından olmuştu ama karısı yatağa düşüp iki çocukla kalınca hepsine baksın diye bir genç kadın almak istemişti. Fatlı bey evlendikleri zaman elli sekiz yaşındaydı, Neriman ise on altı. Evin ilk hanımı Miyase hanım, hiç sevmemişti Neriman’ı. Gelip kocasını elinden aldığını söylüyordu hep, çocuklar da anneleri sevmeyince sevmiyor ve kötü davranıyorlardı Neriman’a, gelip yuvalarını yıkmıştı Neriman. Fatlı bey ise genç kız almış her gece kızı kolundan tutup odaya götürürken çok mutlu oluyordu. Neriman bir anda kadın oluvermişti bu evde. Hasta ve yatalak Miyase hanım, o zamanlar küçük olan Rüveyda ve Sadık, hastalık hastası olduğu halde her gece koynuna girmeye hevesli Fatlı bey.

Bu eve gelin gelişinden bir hafta sonra evi merak ettiğini söyledi yaşlı kocasına ama adam duymaza geldi Neriman’ın isteğini. Miyase hanım kocasını elinden aldığını düşündüğü bu genç güzel kadına diş bilediği için onun olmadığı yerde “Sakın yollama bunu ailesinin yanına, bak bırakır gider, gelmez geri!” diyordu sürekli, “Çocuklara iyi davranmıyor!” diye fitliyordu arada sırada ama Allah’tan Fatlı beyin dayağı dövüşü yoktu fazla, nazlandırıldığı, hoş tutulduğu sürece karışmıyordu Neriman’a ama evine gitmesine izin vermiyordu.

Neriman annesi ile kardeşini hatırlayıp ağlıyordu kendi kendine, onu alırken verdikleri para annesinin iyi olmasına yetti mi diye düşünüyordu. Annesi şimdi eve geldiyse, Nurettin kim bilir ne kadar sevinmiştir diye hayal ediyordu. Annesinin yaptığı güzel yemekleri yiyorlardır diye her akşam diye hayal ediyordu. Oysa burada da kendisi yapıyordu bütün işi, Miyase hanımın altından aldığı halde yaranamıyordu bir türlü kadına. Fatlı bey eve gelene kadar o ayrı çocukları ayrı sürekli horluyorlardı Neriman’ı. Yine de üzülüyordu Neriman hanım çocukların hallerine, anneleri yataklara düşmüş hasta olmuştu onlarında. O yüzden böyle hırçınlık yapıp, hırslarını Neriman’dan almaya çalışıyorlardı. Yoksa Neriman annelerinin yerine geçmiş değildi ki, o da kendi annesi iyi olsun diye gelmişti. Tam on yıl baktı Miyase hanıma Neriman hanım. On yıl boyunca kadın bir kere teşekkür edip, güzel söz etmedi Neriman’a. Bütün gün evin içinde koşup, akşamları Fatlı beyin gönlünü hoş etmekten bir deri bir kemiğe döndü Neriman. Bu arada on yıldır çocuğu da olmadı. Fatlı amcanın yaşı yüzünden olmuyordu çocukları ama Miyase hanım “Kısır bu kız diyordu. Kardeşi de geri zekalıymış zaten, aman çocukları da geri zekalı olur iyi oluyor.”

Neriman duyuyordu bu sözleri ama hasta diye yine de ses etmiyordu. On yıldır görmemişti ailesini. Onlarda hiç çıkıp gelmemişlerdi. Haydi babası neyse, Nurettin kendi kendine gelemezdi de, annesi onun için bunca fedakarlık etmiş olmasına rağmen niye gelmiyordu?

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s