An gelir! – Bölüm 11

“Sen iki buçuk yaşına gelene kadar o iş, bu iş bir şeyler yaptım Selvi ablaya para yolladım. Annemle babam uzağa bir yere gittiler mi hemen otobüse atlayıp yaşadığın eve geliyordum. Her defasında kapıyı vurmuyordum çekindiğim için bahçede, balkondaysan uzaktan bakıyordum. Selvi abla seninle kendi çocuğu gibi ilgileniyordu. Komşusu da kendi çocuğunun küçüleni giymediği oldu mu getiriyordu sana. Ne de olsa süt annendi o da senin. İki kadın el bebek, gül bebek baktılar sana. Selvi ablanın kocası yurt dışında çalışıyordu. Eltisi ile birlikte kalıyorlardı. Üç kadının arasında dönüp duruyordun besbelli. Bir gün Selvi abla muhtardan arattırdı beni. Kocası dönüş yapacakmış, “Çocuğu evde istemez gel al bunu” dedi pat diye. Sen orada bakılıyorsun diye içim rahat olduğundan hiç başka çözüm bulmamıştım. Sonuna kadar orada kalamayacağını biliyordum tabi de, beş altına gelene kadar durursun demiştim kendi kendime. Ben de lise son sınıfa gelmiştim o sene, sen o yaşa geldiğinde belki evlenirim seni de evlat edinirdim gibi saçma sapan düşüncelerim vardı. Çocuktuk, çok gençtik. Her şey olur sanıyorduk.”

“O zaman mı beni alıp amcama, babama getirdin!”

“Evet. Selvi abla dedi aslında, sen buna bakamazsın tek başına, çocuk bir aile içinde büyümeli. Kartal ile yengem de evlenmişlerdi o zamana kadar.”

Yan gözle Tülay hanıma baktı bunu söylerken, devam etti “Ben de gidip seni aldım. Çok ağladılar senden ayrılırken. Onları hatırlamadığını biliyorum, çok iyi insanlardı. Yol boyu uzun uzun düşündüm. Baban artık evliydi, aile ise ailesi vardı işte, kendi kızı olduğunu bilmesine hiç gerek yoktu ki, yuvalarını bozmaya da gerek yoktu. Öyle bodoslama girdim içeri kucağımda seninle ve işte gerisini biliyorsun!”

“Peki siz ikiniz?” dedi Asiye bir annesine bir Kanat beye bakarak, siz sonra nasıl buluştunuz yeniden.

“Yıllarca güvende olup olmadığını merak ettim senin. Kanat’a bir daha ulaşmaya çalışmadım. Seni doğurduktan sonra ailem beni yine eve kapattı. Kimseyle evlenmem mümkün değildi bu halde. O yüzden ne kadar az ortalıkta görünsem onlar için o kadar iyiydi. Bir hastalığı var diyorlardı soranlara. Sanki ayıp bir hastalık varmış gibi saklıyorlardı adını. Eve biri gelince de yasaktı bana yanına çıkmak. Utanıyorlardı benden düpedüz. Ağabeyim öldükten sonra acıları, bana olan öfkelerine dönüşmüştü Sanki onun ölümüne de ben neden olmuşum gibi hor görüyorlardı beni. İkisi de öldükten sonra serbest kaldım nihayet. Annem babamdan sonra öldü, diğer ağabeyim benim onun yanına gelmemi istese de artık kocaman kadın olduğum için kabul etmedim. O da olanları bildiği için zaten beni yanında istemiyordu ama ağabey olduğu için sormuştu öylesine. Hayatı hiç yaşayamamıştım. Dışarıda ne yapılır, nereye nasıl gidilir neredeyse hiç fikrim yoktu. Herkes hastalıklı olduğumu sanıyordu. Ne olduğunu bilmedikleri halde çekiniyorlardı benden. Annemle babam öldükten sonra da onlar varmış gibi dışlandım.”

Derin bir iç çekti Asiye ve annesinin ellerini tuttu. Gözleri dolarak, hayranlıkla baktı kızına Tülay hanım ve devam etti anlatmaya.

“Evi satışa çıkardım. Ağabeyim evi bana bırakmıştı en azından. İstanbul’a geldim. Hayatı yaşamayı öğrendim yeniden. Bu arada babanı aramaya başladım. Artık internet vardı, bir akademisyen adını görünce isim benzerliği sandım önce. Sonra hiç haber vermeden onu görmeye gittim, emin olmak için. O beni tanımadı ama ben onu tanıdım. Yıllarca unutamadığım adamın benzeriydi, nasıl tanımam. Ona kim olduğumu söyledim. Hayretle ayağa kalktı önce, çok şaşırmıştı. O da beni bulmak istemiş yıllarca, mahalleye gelmiş bir kez ama eve çıkmaya cesaret edememiş, hastalıklı demişler ona da benden için. Sonra cesaret edip bir daha gelmiş ama o zamanda benim İstanbul’a geldiğim zamana denk gelmiş. Uzun uzun konuştuk ayrıldıktan sonra hayatlarımızda olanlar hakkında. Senin harika bir kız olduğunu söyledi bana, babanla büyüdüğünü. Ne kadar sevindiğimi anlatamam, onu baba bildiğini de söyledi tabi. Kötü bir baba”

“Ben çok üzgünüm bilmiyordum bunları!” dedi Asiye mahcup bir şekilde, “Oysa o hep önyargılı davrandığım için uyarırdı beni, ne bileyim böyle bir şey olacağını?”

“Bilemezdin tabi, bak bizde senin yaşlarında yaşadık bunları, en iyi biz anlarız sen merak etme!” dedi Tülay hanım kızının yanağını severek.

“Seni görmek istedi” diye devam etti Kanat bey, “Uzaktan da olsa görmek. O zamanlar sen ortaokuldaydın sanırım.”

“Altıncı sınıfa gidiyordu.” diye düzetti Tülay hanım.

“Evet, seni alıp getirdiğimde uzaktan bizi izlemesi için plan yaptık. Her geldiğinde gittiğimiz yerlerdeydi o da.”

“Yani! Yani o dışarıda yemelerin nedeni annem miydi?”

“Yanınıza gelemezdim. Ancak uzaktan izliyordum seni. Kanat ile gideceğiniz yerleri önceden planlıyorduk. Restoranda arka masanızda, sahilde bir bankta mümkün olan en yakınınızdaydım daima.”

“Bunca zaman aslında hep karşılaştık öyle mi?” dedi Asiye şaşkınlıkla.

“Sana getirdiğim o kıyafetleri de annen seçiyor ve alıyordu”

“Aman Allahım! Ben de hiç anlaşamadığım babam nasıl oluyor da böyle tam zevkime göre bir şeyler alabiliyor diye şaşırıyordum”

Kanat bey gülmeye başladı, “Doğru yaptığımı düşündüğün tek şeydi herhalde!”

“Çok özür dilerim tekrar, beni affedin ne olur!” dedi Asiye gidip yine sarıldı ona. Baba kız olduklarını sandığı dönemde bu kadar içten sarılmamıştı hiç.

“Bunları öğrenmiş olmanın bir bedeli var Asiye!” dedi Tülay hanım kızına, “Bir de nedeni”

“Nedir?”

“Öncelikle ben artık gerçekten hastayım gördüğün gibi, o yüzden buradayım.”

“Evet hastalığınız nedir?”

“Adını boş ver, hastalık işte, yıllarca herkesin söylediği gibi yapalım. Ancak bu hastalık beni yok ediyor maalesef. Kanat’a ben ölmeden önce seninle birebir vakit geçirmek istediğimi söyledim. Artık on sekiz yaşında kocaman bir kız olduğun için bu sırrı saklayabileceğine inanıyoruz!”

“Ölmek mi?”

“Evet çocuğum, maalesef hayat buraya kadar benim için, sakın üzülme. Zaten hayatında benden daha iyi anne olan bir kadın var. İkimizde ona borçluyuz. Bu yüzden onun üzülmemesi için bu sırrı sen de ölene kadar saklayacaksın tamam mı?”

“Yani babama babam olduğunu söyleyemeyecek miyim?”

“Hayır, çünkü o senin gerçek baban olduğunu bilmiyor”

“Doğru.”

“Bilmesine de gerek yok, o zaten senin baban olduğuna inanıyor, yengem de annen. İkisini de bu saatten sonra üzmeye gerek yok. Sen babanla birliktesin, annenle de olma şansın zaten yok, yani hasta olmasa bile!”

“Bir çaresi yok mu? Hastalığın?”

“Ne yazık ki ki yok” dedi Tülay hanım çaresizce, “Sırrı saklayacaksın değil mi?”

“Elbette saklayacağım. Ben onları hep annem, babam saydım zaten. Amca, yenge diyor olsam bile!”

“Bana zaten hiç baba demedin o yüzden sorun yok” dedi Kanat bey, Asiye bunun bir sitem olduğunu sandı önce ama sonra Kanat bey gülünce o da güldü.

“Yarın ve sonraki gün Kanat beni buradan çıkaracak ve sizinle kalacağım.”

“Sahi mi? İzin veriyorlar mı?” dedi Asiye sevinçle.

“Bu çok özel bir durum olduğu için evet” dedi Kanat bey, “Çok gezemeyiz, belki sahile gider bir çay içeriz ama zaten amaç birlikte vakit geçirmek. Ben size refakat edeceğim, Tülay çabuk yoruluyor ama siz anne kız vakit geçireceksiniz!”

“Konuşacak ne çok şey var! Kanat bana seninle ilgili her şeyi anlatıyordu ama o da zamanının çoğunu seninle geçiremediği için fazlasını senden dinlemek istiyorum”

“Benim yüzümden mi evlenmediniz?” dedi Asiye dönüp Kanat beye.

“Ben hep yalnızlığı sevdim.” dedi Kanat bey, oysa bir de evlenmeye kalksa adamcağıza kim bilir neler söylerdim diye aklında geçirdi Asiye, sevgiyle baktı ilgisiz babası sandığı fedakar amcasına.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s