An gelir! – Bölüm 8

“Fatih Kırılgan Palyatif Merkezi” diye yüksek sesle okudu Asiye kapıda yazan tabelayı, “Palyatif ne demek? Bir tür okula mı geldik?”

“Hayır burası bir bakım merkezi”

“Bakım merkezi mi? Hasta mısınız yoksa? Bana onu mu söyleyeceksiniz? Doktorunuz mu söyleyecek?” diyerek babasının önüne dolaşıp, yüzünü görmeye çalıştı endişeli bir merakla.

“Üzülür müydün?” diye güldü babası. Bozuldu Asiye geride kaldı yeniden.

“Üzülürdüm” dedi küçük bir sesle ama duydu Kanat bey yine gülümsedi. Onun iyi bir kız olduğunu her zaman biliyordu. Birazdan olacaklar için bakalım ne hissedecekti.

Üç kat çıkıp bir koridora girdiler, koridordaki hemşireler Kanat beyi tanıyor gibi gülümsedi.

“Hasta galiba!” dedi Asiye yine içinden. “O da mı ölecek?”

O hızlı adımlarla babasına yetişmeye çalışırken Kanat bey koridorun sonundaki kapıdan içeri girdi. Kapıda sadece oda numarası yazıyordu. İçeride dünya güzeli bir kadın yatıyordu yatakta, biraz rengi sararmıştı ama bu haliyle bile güzeldi. Saçları açıktı ve omuzlarından aşağı dökülüyordu. Güzel çiçekli bir gecelik giymişti. Onları görünce yüzüne bir aydınlanma geldi sanki.

Kanat bey kapıdan bakan kızına başıyla girmesini işaret etti. Asiye bir hasta ziyaretine neden geldiklerini anlamaya çalışıyordu.

“Merhaba Asiye!” dedi kadın güçsüz bir sesle.

“Merhaba” diye yanıtladı Asiye, arkasını dönüp baktığında Kanat beyin odadan çıktığını gördü bir anlam veremedi.

“Yaklaşabilirsin bulaşıcı bir hastalığım yok merak etme!”

Asiye bir kaç adım daha attı kadına doğru ve dönüp yine babasına baktı.

“Konuşalım diye çıktı”

“Neden?”

“Sana bir hikaye anlatacağım”

“Annemle mi ilgili? Onun arkadaşı mısınız?”

Gülümsedi kadın. “Haydi gel otur şöyle yatağın yanına, anlatırken seni izleyeyim biraz”

“Tamam” diyerek yatağın en uzak ucuna ilişti ve kadına baktı.

“İsmim Tülay, ben de sizinle aynı yerde yaşadım. Eskiden yani, babanla amcanı çocukluklarından tanırım”

“Peki ya annemi?”

“Hikaye annenle ilgili, anlatayım mı?”

“Evet tabi ki!”

Derin bir nefes aldı Tülay hanım, çabuk yorulduğu belli oluyordu. Zihni hâlâ palyatif ne diye soruyordu Asiye’nin.

“Amcanla ben aynı okula gittik lisede. Aslında ortaokulda da aynı okuldaydık ama aynı sınıfta değildik, pek konuşmamıştık. Liseye başladığımızda aynı sınıfta olduğumuzu görünce gidip gelirken arkadaş olduk iyice. Önce arkadaş sonra aşık.”

“Amcamla mı aşık oldunuz?”

“Evet”

“O da size aşık oldu mu?”

“Evet”

“Yengemden öncesi yok sanıyordum ben!”

“O evlenmeden çok önceydi tabi.”

“Ayrıldınız o zaman?”

“Evet”

“Neden peki?”

“Tam Kanat’ın anlattığı gibisin” dedi Tülay hanım ve devam etti anlatmaya.

Amcasının eski sevgilisi ile annesi arasındaki bağın ne olduğunu merak etmeye başlamıştı Asiye. Babası annesine aşık olmadığına göre belki de Tülay hanımın arkadaşıydı da amcası ile Tülay hanım aralarını yapmaya çalışmıştı

“Tabi aynı yerde yaşadığımız için saklıyorduk birbirimize aşık olduğumuzu, kardeşlerimiz dışında kimse bilmiyordu. O zamanlar hele hiç izin verilmezdi öyle aşık olmalara, görüşmelere. Çok tutucu babalarımız vardı.

“Annem kardeşiniz miydi yoksa?”

“Hayır! Baban hiç kimseye benzemezdi o zamanlar da, hep yalnız başına dolaşır, dere kenarlarında, ağaç tepelerinde kitap okurdu. Deden kitaplarını saklar yakar ama o yine birilerinden ricacı olur getirtirdi yenilerini. Bir gün annemle babam, küçük ağabeyimle birlikte ablamın yanına gittiler, ablam doğum yapacaktı. Benim okulum olduğundan beni götüremediler. Ben de amcana ulaşmanın yolunu ararken, bizim oradaki ağacın tepesinde babanı gördüm ve ona amcana evde yalnız olduğumu ve annemlerin ertesi gün akşamına kadar kesin dönmeyeceklerini söylemesini istedim. O da ağaçtan indiği gibi amcana gitti. Yarım saat geçmeden Kartal bize gelmişti. Kimselere görünmeden gelmeye çalıştığından nefes nefese kalmıştı ben de hemen onu içeri aldım. Bu arada evli olan büyük ağabeyim de diğer herkes gibi bağa bahçeye gidiyordu çalışmaya. Beni kontrole geleceğini düşündüğümüz için kulağımız kapıdaydı. Kapı çalar çalmaz amcanı saklayacak yeri de belirlemiştik, ağabeyim gelse de oda oda gezecek değildi nasılsa. İki saat geçtikten sonra kapı hızlı hızlı vurulmaya başlayınca amcanla panik olduk, öyle hızlı yumruklanıyordu ki, ağabeyimin Kartal’ın burada olduğunu duyduğunu sanmıştık. Amcan korkuyla camdan dışarı çıkıp, ağaca atladı. Bende koşa koşa gidip kapıyı açtım.”

“Öğrenmiş mi ağabeyiniz?” dedi Asiye korkuyla, hikayenin heyecanına kendini kaptırmıştı.

“Hayır gelen Kanat’tı.” deyince Asiye şaşırdı, “Niye gelmiş? Haber mi almışlar birlikte olduğunuzu?”

“Şahin ağabey, hafta sonu arkadaşları ile ava gideceği için babasının eski av tüfeğini bağa getirmiş. Getirmiş ki benim ağabeyime göstersin. Silah tutukluk yapıyormuş, ağabeyim de bu işten anladığı için alıp bakmaya başlamış. Daha eline alır almaz silah birden bire ateş alınca Şahin ağabey kanlar içinde yere yığılmış.”

“Amcam mı? Şu ölen amcam yani? Şahin onun adı evet”

“Evet büyük amcan. Benim ağabeyim ile yaşıtlardı onlar.”

“Böyle mi ölmüş amcam yani? Sizin ağabeyinizle silaha bakarken?”

“Evet maalesef”

“Bir kazaymış değil mi, amcam hep söyler bir kazaydı diye.”

“Amcan bahsediyor mu o günden?”

“Sizden değil” dedi Asiye mahcup bir sesle.

“Haliyle” dedi Tülay hanım, yüzüne derin bir hüzün yayılmıştı.

Asiye onun hâlâ amcasına aşık olduğunu anlamıştı bakışlarından, tıpkı onun Murat’a aşık olduğu gibi aşıktı amcasına. Annesi hikayenin neresindeydi onu anlamadığı için bölmek istemedi ilk kez.

“‘Şahin ağabeyim vuruldu!'”‘ diye bağırıyordu Kanat, Kartal’da onun bağırdığını duyunca öne dolanmıştı. İkisi birden heyecanla çıkıp gittiler bahçeden ben de peşlerinden koştum. Hediye teyze ile Yusuf amca Şahin ağabeyin başındaydılar. Göğsünün hemen altı kıpkırmızı olmuştu kandan. Sağlık ocağından doktor gelmiş kanamasına bakıyordu. Hepimiz şaşkın şaşkın bakıyorduk onlara. İlçeden bir ambulansın gelmesi kırk beş dakikayı geçti dediler. Biz oraya gideli zaten yirmi dakika olmuştu. Hep birlikte ambulansa binip gittiler, ağabeyim de onlarla gitti. O kadar üzgündü ki benim de geldiğimi fark etmemişti bile. Şahin ağabey ile çok iyi arkadaştılar. Annemle babam olanları duydukları için ablamı bırakıp geri geldiler o akşam. Onlar kapıdan girdikten yarım saat sonra Şahin ağabeyin vefat ettiğini duyduk. Ağabeyimi tutuklamışlardı.”

“Çok kötü”

“O an henüz ne kadar kötü olduğunu anlamamıştım ben şoktan. Şahin ağabeyin öldüğüne bile inanamıyordum. Onun o yerde yatan kan içindeki hali hâlâ gitmez gözlerimden.” diyerek gözlerini kapattı ve başını iki yana sallayarak görüntüyü kovalama çalışıyor gibi yaptı Tülay hanım.

“Bu yüzden mi ayrıldınız amcamla, ağabeyiniz amcamı vurduğu için”

“Deden oğlu öldükten sonra kan isterim dedi!”

“O ne demekmiş?”

“Oğlunun intikamını istedi, onun oğluna karşılık, bizden bir can”

“Dedem kan davası mı başlattı yani? Yoksa babam sizin ağabeyinizi mi vurdu sonra?”

“Hayır öyle olmadı, baban bir karıncayı bile incitemeyecek kadar naif bir insan onu hiç tanımadın mı?”

Asiye babasının dışarıda olduğunu o zaman hatırladı yeniden ve dönüp kapıya baktı.

“Kanat ile aranız iyi değil mi?”

“Pek değil”

“Neden?”

“Beni bırakıp giden bir baba ile aram niye olsun ki? Siz annemi anlatın lütfen, hikayeye devam edin yani”

“Peki nasıl istersen! Yusuf amca kan istediğini söyledi oğlunu toprağa verdikten sonra söyledi doğrusu, hastanede değil. Şahin ağabey gömülürken hepimiz oradaydık. Ağabeyim çok ağladı ama bir suçu olmadığını herkes biliyordu. Herkes olanları görmüştü. Yusuf amca ikna olmadı. Ona göre ağabeyim onun oğlunu öldürmüştü. Kazara veya değil olması onu geri getirmiyordu.”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s