An gelir ! – Bölüm 7

Her zaman ki gibi Kanat beyin sokağındaki pideciye gittiklerinde, “Anneme aşık mıydınız?” diye sordu pat diye bu sefer babasına.

Kanat bey afalladı önce ama toparlandı sonra, “Birine mi aşıksın?”

“Soruya soru ile karşılık verilmez!”

“Gerginsin ondan sordum.”

“Aşık olunca gergin mi olunuyor?” dedi bu kez saf saf Asiye, babasına bağırdığını hatırlamıştı yine.

“İşler yolunda değilse olunur, değil mi?”

“Başkasını seviyor.”

“Aşık olmak güzeldir, sen bunun tadını çıkarmalısın belki de. Daha çok gençsin.”

“Anneme aşık değil miydiniz?”

“Değildim”

Asiye donup kaldı bu cevabı duyunca, babası hiç bahsetmemiş olsa da hep bir aşk çocuğu olduğunu düşünmüştü.

“Kazara mı oldum yani?”

“Kazara mı?” dedi Kanat bey, bu kez şaşkınlık sırası ona geçmişti.

“Evet kazara. Yani öylesine beraber olduğunuz birinden mi oldum ben? O da beni istemeyip size getirdi, sizde çaresiz kardeşinize mi verdiniz beni?”

“Asiye şu an resmen bir senaryo yazdın!”

“Öyle olmadı mı yani?”

“Hayır öyle olmadı!”

“Nasıl oldu peki aşık değilseniz?”

Hâlâ çok bozuktu Asiye, babasının onu istememesinin nedeni, istemeden baba olmasıydı demek. İnsan aşık olmadığı bir kadından çocuk yapmıyorsa başka ne için yapardı ki?

“Evli miydiniz peki?”

“Bunları pidecide mi konuşalım?”

“Nerede konuşalım. On sekiz yıldır uygun bir yer bulamadınız konuşacak?”

“Bak geriliyorsun yine? Kendi kendine bir hikaye yazdın, ona inandın, bana kızdın ve şimdi bu önyargı ile kendini kötü hissetmeye başladın. Oysa ben sana hiç bir şey anlatmadım”

“Aşık değildim dediniz ama?”

“Aklına gelen tek senaryo bu mu?”

“Ben neden annem hakkında senaryo ve tahminler yürütmek zorundayım. Dünyaya geliş hikayemi bilmek, annemi bilmek benim en doğal hakkım değil mi?” diye ağlamaya başladı Asiye bu kez. İyice sinirleri bozulmuştu.

“Evet haklısın” dedi Kanat bey hesabı istedi arkasından, “Bunu konuşacak yer burası değil!”

“Tamam eve gidince konuşalım o zaman!” dedi Asiye kararlı bir sesle, onun yine bir bahane bulup kaçacağını düşünüyordu.

“Yarın konuşuruz!”

“Hah! Tabi yarın!”

“Sana söz veriyorum, yarına kadar sabret!”

“Gerçekten mi?”

“Evet zaten sana konuşmamız gerektiğini söylemiştim öyle değil mi?”

“Yani konu bu muydu? Ben sanmıştım ki?”

“Asiye lütfen çok yorgunum gerçekten. Bu konu geçiştirilecek bir konu değil, senin hayat hikayen ile ilgili. Ayak üzeri konuşmak istemiyorum. Yarın seni bir yere götüreceğim”

“Ah dışarıda kahvaltıya gideceğiz? Sonra yine burada konuşulmaz diyeceksiniz?”

Tartışa tartışa pideciden çıkmış eve varmışlardı artık.

“İyi geceler kızım!” diyerek odasına girdi ve kapıyı kapattı Kanat bey. Kapının arkasına yaslanıp, derin bir “Oh!” çekti. Çok haklıydı Asiye, hem de sonuna kadar haklıydı. Bu zamana kadar bu konu hakkında neden bu kadar ketum olduğunu anlaması mümkün değildi. Kanat beyin bildiklerini bilmeden mümkün değildi elbette. Aslında Kanat beye kalsa ondan nefret etmesi pahasına bu konuya hiç girmezdi ama artık mecburdu. Asiye istediği için değil, mecbur kaldığı için konuşacaktı onunla. Arık kocaman bir kız olmuştu, eğriyi doğruyu anlayabilecek yaştaydı. Yine de doğru zaman mı değil mi korkuyordu. Bunun neden yıllarca saklı kaldığını anlayabilecek miydi? Eğer anlayamazsa o zaman üzücü şeyler olabilirdi. Sabaha kadar düşündü durdu, artık konuyu açmıştı zaten, geri çekilemezdi. Eğer geri çekilirse Asiye korkunç senaryolar üretmeye devam edecek, hem onu, hem kendini hem de muhtemelen evdeki herkesi kurguları ile üzecekti.

Asiye her zaman olduğu gibi erkenden uyandı. Daha yataktan çıkmadan içeriden gelen sesleri duyunca şaşırdı, hemen üzerine bir şeyler giyip içeri gitti. Babası ondan önce uyanmış, çayı demlemiş, kahvaltı hazırlıyordu. Mutfağı mis gibi omletin kokusu sarmıştı.

“Yok canım!” dedi yüksek sesle, “Kahvaltı mı hazırlıyorsunuz?”

“Günaydın, evet, evde yemek istemiyor muydun?”

“Evet istiyordum ama bunun olacağına hiç ihtimal vermiyordum doğrusu!”

“Dolap dolu mu yani şimdi?” diyerek gidip buz dolabını açtı, gerçekten de dolapta bir sürü yiyecek vardı.

“Tencereler?” dedi hayretle, “Kim yaptı bu yemekleri?” sonra durdu ve “Yoksa hayatınızda yeni biri mi var? Onunla mı tanışacağız? Evlenecek misiniz yoksa? O yüzden mi bana bir şeyler anlatacaktınız? Şimdi aşık mı oldunuz?” dedi ve kendi konuşması sürerken ses tonu düşüp yüzü asıldı.

“Asiye?” dedi Kanat bey, “Sabah sabah bu ne senaryo böyle? Acaba başka bir bölüm mü okumalıydın sen?”

“Birisi yok mu yani?”

“Hayır yok!”

“Sadece ben istedim diye mi evde kahvaltı ediyoruz! Bunca yıl sonra!”

“Haydi gel, çok soru soruyorsun ve çok önyargılısın”

“Bir yere gideceğiz demiştiniz?”

“Kahvaltıdan sonra gideceğiz soğutma gel!” diyerek omleti kızının tabağına boşalttı ve ikisine birden çay doldurup bardaklarla masaya geçti.

Asiye merakla babasının yaptığı omletin kenarına, masadaki taze ekmeği bandırdı. Sabah ekmek bile alınmıştı.

“Bu köy tereyağı mı?” dedi ağzını şapırdatarak, “Tıpkı evdeki gibi”

“Baban gönderiyor”

Asiye yine şaşkın bir bakış fırlattı ve Sıdıka yengesinin harika kahvaltılarına benzeyen kahvaltıyı bir çırpıda silip süpürdü. Yan gözle babasını seyrederek onun masayı toplamasına yardım etti. Ne kadar az konuşuyordu bu adam. İşkence gibiydi şu an yaptığı.

“Nereye gideceğiz?”

“Gidince görürsün! Hazırlan da çıkalım”

Asiye derin bir iç geçirerek odasına gitti on dakika sonra hazırlanıp geri gelmişti. Kanat bey de her zamankinden daha temiz ve şık giyinmişti.

“Kesin bir kadın var!” dedi Asiye içinden. Evden çıkıp taksiye bineceklerine caddedeki çiçekçiye yürüyüp, bir buket çiçek alınca iyice emin oldu, “İstemeye gidiyor olmasak bari!” diye homurdandı kendi kendine. Bu kadarı da biraz fazla olurdu herhalde.

Bir buket çiçek aldıktan sonra taksi çevirdi Kanat bey ve bulundukları semte oldukça uzak bir yer adı söyledi. Asiye daha önce hiç gitmemişti oralara. Babasının ağzından başka söz çıkmayacağına emin olduğu için dışarıyı seyretmeye başladı ve o sırada Murat geldi aklına. Taksi ile geçerlerken onu görüverse ya da bir yerde karşılaşsalar ne olurdu sanki?

“Ne olacak, yanında kız arkadaşı olurdu sen de yine maymun olurdun Asiye!” diye yanıtladı kendi kendini. Yüzü yine asılmıştı. Kanat bey öne oturduğu için onu göremiyordu. O da durmadan oturduğu yerde kıpırdanıyordu. İstanbul trafiği de devreye girince, yol uzadı da uzadı. Neyse ki şoför sessiz bir adamdı. Çoğu gibi yol boyunca konu açıp sohbet etmeye çalışmadı. Tekerlekli metal kutunun içinde bedenleri bir arada yol alırken, zihinleri başka başka yerlerdeydi hepsinin. Kanat bey saatine bakıyordu arada bir.

“Kesin bir randevuya gidiyoruz bu defa! Kahvaltıyı evde etmemiz hayra alamet değil!” diyerek zihnini arabanın içine geri döndürdü Asiye. “Çok var mı daha?” diye sordu sıkıntıyla.

“Az kaldı hanım efendi geliyoruz!” dedi şoför babasına fırsat vermeden. Sonunda büyük duvarların, üzerinden ağaçların tepelerinin göründüğü bir binanın önünde indiler. Asiye demir kapının üzerinde yazan yazıyı okumaya çalışırken, Kanat bey epeyce yüklü tutan taksi ücretini ödedi.

“Nereye geldik böyle?” diye sordu babasına demir kapıya doğru yürürlerken, park yeri olmadığı için az ilerisinde inmişlerdi.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s