Dansöz – Bölüm 9

Fatih hangi ev olduğuna bakınırken, evin penceresinden yükselen dumanları fark edince, o tarafa doğru meyletti, arabayı park edip, açık camdan içeri seslendi “Kimse var mı?” bir yandan da telefonunu çıkartmış itfaiyeyi arıyordu. Kerime camdan gelen sesi duymuş kıpırdamaya ve ses çıkarmaya çalışıyordu ama her ne içtiyse ilaç tüm bedenini felç etmişti.

Fatih itfaiyeye konumu bildirdikten sonra kapıya koşturdu, onunla birlikte dumanı gören bir kaç kişi daha koşup gelmişti. Hepsi birden kapıyı zorlayıp açtılar. Kapıdan içeri giren havanın etkisi ile alevler biraz daha harlandı. Fatih önce yerde yatan Kerime’yi gördüğü için ona doğru koştu ama kız gözleri ile sürekli kardeşini göstermeye çalışıyordu. Onun korkusundan böyle yaptığını sanan Fatih aldırmadan kucakladığı gibi çıkardı onu dışarı. Allah’tan komşular Oğuz ve Ebru’yu da biliyordu ki içlerinden biri sandalyede baygın yatan çocuğu fark edince onu alevlerin arkasından almak için yardım istedi. O sırada insanların içeride başka isimleri seslendiğini duyan Fatih’te kızı dışarıda bekleşenlere emanet edip yeniden içeri daldı. Hep birlikte yerdeki büyük halıyı alıp alevlerin üzerine attılar ve açılan geçici koridordan geçip, Oğuz’u da aldılar camın önünden. Onu da dışarı çıkardıktan sonra Kerime’ye Ebru’yu sordular ama Kerime’nin gözü kucaklanıp çıkarılan Oğuz’dan başkasını görmüyordu.

“Ambulans çağırdınız mı? Bu kız felç olmuş?”

“Öbürü yok mu içeride, bir kız daha olacaktı?

Kerime kalabalığın konuşmalarına kulak verip kardeşinin iyi olup olmadığı hakkında bir şeyler duymaya çalışsa da yapamadı. İçeride soluduğu duman yüzünden ciğerleri patlayacak gibiydi ama kasları öksürmesine bile izin vermediği için hırlayarak zar zor nefes alıyordu. Sonunda o kadar yorgun düştü ki gözlerini kapatıp kendini bıraktı.

Fatih ancak itfaiye geldikten sonra aradığı evin burası olduğunu anlamıştı.

“Öbür kız adı Su mu?” diye sordu komşulara ama kimse o isimde bir kızı bilmiyordu. Kerime, Oğuz ve Ebru oturuyorlardı bu evde. Zavallı çocukların başına gelmeyen kalmamıştı. Arkalarından dansöz diye konuşan insanlar şimdi tehlike oluşunca birden bire zavallılar diye bahsetmeye başlamıştı onlardan. Durmadan soru soran bu delikanlının kim olduğunu anlamadıkları için de uzak durmaya çalışıyorlardı. Aralarında dansöz kızın belalısı olduğunu mırıldananlar olmuştu ama azınlıkta kaldıkları için Fatih’e Kerime’nin dansözlük yaptığını söyleyen olmamıştı, o da sorarken isimle sormuştu zaten, dansöz aradığından söz etmemişti. Sakladığı için değil, aklına gelmemişti. Kafasında bambaşka şeylerle gelip birden bir felaketle karşılaşınca o da ne olduğunu şaşırmıştı. Mahalleden bilgi alamayınca kendilerine geldiklerinde kardeşlerden bilgi alabileceğini düşündüğü için hastaneye gitti.

Her ikisinde de duman zehirlenmesinden kaynaklandığını sandıkları baygınlık için müdahalede bulunuldu. Kendilerinde olmadıklarından kanlarında dolaşan ilaçlar ancak tahlil yapıldıktan sonra ortaya çıktı. İlacın etken maddesi ikisinin de kanında yüksek miktarda ortaya çıkınca çocukların bağımlı olup olmadıkları konusu gündeme geldi. Ancak kırmızı reçete ile satılan ilaçlarda olan bu etken maddeyi nereden bulmuş olduklarını öğrenmek için önceki hastane kayıtları incelendi ancak sadece Oğuz’un tedavisine yönelik kayıtlara ulaşıldı. Fatih ile birlikte ilk anda hastaneye gelen komşuların çoğu geri dönmüştü. Kalan bir kaçı da çocuklardan hiç birinin uyuşturucu ile bir ilgileri olmadığı konusunda görüş bildirdiler, ancak kızın gazinoda dansözlük yaptığı ve bu sırada bir şeylere bulaşmış olabileceğini söyleyince Fatih kızın o olduğunu hemen anladı. Mahallede kimse gazino adını bilmiyordu, Hüseyin’de kızın gerçek adının Kerime olduğunu bilmiyordu. İşin içine uyuşturucu girince polise de haber verildi ancak ikisinin kendine gelmesi ancak ertesi günü bulacaktı, yüksek dozda etken maddeye maruz kalmışlar ayrıca dumanda da epeyce etkilenmişlerdi.

Fatih o gün eli boş eve döndü. Eğer zamanında orada olmamış olsaydı kızın da kardeşinin de orada ölebileceğini düşündü. Sonra Hüseyin’i ve ailesini düşününce, doğru olanın hiç müdahale etmemek olabileceğini düşünse de bundan hemen vazgeçti.

“Ben bir cani değilim!” dedi kendi kendine, kız kendine gelince konuşacaktı olanları, bu yaşanan sadece bir talihsizlikti ama belki de yuva yıkmaması gerektiği konusunda kıza bir ders olmuştu. Az kalsın kendisi de kardeşi de ölüyorlardı. Evde yaşadığı söylenilen üçüncü kızdan hiç iz yoktu. İtfaiye yangını söndürdükten sonra evde başka kimse olmadığını söylemişti. Henüz evi sarmadan müdahale edildiği için, benzin bidonu ve çakmakta bulunmuştu. Bunun kaza yangını olmadığı ortada olduğu için polis işin bu yönünden dolayı da konuya müdahil olmak zorunda kaldı. Çocukların ayılması olan biten hakkında daha net bir fikirleri olmasını sağlayacaktı.

Fatih Muradiye hanıma şimdilik bir şey söylememeye karar verdi. Kızı bulmuştu ama bu arada yaşanılanların konu ile ilgisi yoktu. Ayrıca kızın nasıl tepki vereceğini de bilmediği için şimdilik bir umut vermeye gerek yoktu. Muradiye hanım oğlu Hüseyin ile konuşmuyordu. Gelini ve torununu da kendi evine almıştı. Zavallı Lale’ye bu konuyu çözeceğine söz vermiş, o yüzden şimdilik ailesine bir şey anlatmamasını rica etmişti. Lale kocasını da kayınvalidesini de çok sevdiği için dinlemişti Muradiye hanımı. Oğulları Murat’ın ise hiç bir şeyden haberi yoktu. Babasının yoğun işleri olduğu için babaannesinde kalmaları gerektiğin söylemişlerdi ona. Hüseyin karısı ve oğlunu da gözden çıkaramadığı için epeyce dil dökmüştü annesine ama Muradiye hanım, kapıda ağlayıp duran oğluna hiç yüz vermemişti. Neyse ki Murat’ın uyuduğu bir saate denk gelmişti de çocuk babasının söylediklerine ve haline şahit olmamıştı. Onun en az etkilenmesi için bir daha bu şekilde kapıya dayanmamasını tembihlemişti sadece o gece. Başka ne cevap vermiş, ne de kapıyı açmıştı oğluna.

Muradiye hanım da Fatih ile konuştuklarından bahsetmemişti gelinine. İleride her şey yoluna girdiğinde Lale kocasına anlatır iki arkadaşın arası kötü olur diye düşünmüştü. Şimdilik olayın ne yöne gideceği, nasıl çözüleceği belli olmadığı için soğukkanlı davranıp, herkesin çıkarını korumaya çalışıyordu. Bu olayda korumayı bıraktığı tek kişi ise öz be öz oğluydu. Ne pahasına olursa olsun, o kızdan oğlunu kurtarmaya kararlıydı, tabi gelini ve torununu da korumaya.

Fatih Kerime’nin ayıldığını umarak ertesi sabah erkenden hastaneye gitti. Bu arada evdekilere de hiç bir şeyden bahsetmemişti. Konunun şimdilik Muradiye hanım ile aralarında kalması konusunda anlaşma yapmışlardı. Kerime ilacın etkisinden bir parça kurtulmuş olsa bile henüz tam olarak kendine gelememişti. Oğuz ise tamamen baygındı. Doktorlar ikisinin de iyi olacağını söylüyorlardı en azından. Kerime’nin konuşacak kadar kedine gelmesi bir kaç saat sürer denilince Fatih kızın yanına girip oturdu yanına. Kerime hareketi hissedince açtı gözlerini. Hemşireler kardeşinin de kurtarıldığını ve onunda iyi olacağını söyleyince iç rahatlamıştı dün gece. Fatih’i bulanık gördüğü için kim olduğunu anlayamadı önce, sonra dikkatli bakınca dün onu kucaklayan adam olduğunu anladı. Bir şeyler söylemek istedi ama dudakları bile kıpırdamadı. Fatih’te onun baktığını görünce yaklaşmıştı bir şey söyleyeceğini sanıp. İkisi bir süre öyle baktılar birbirlerine ama Kerime’den bir kaç inilti dışında bir ses çıkmayınca Fatih’te geri çekilip sandalyeye oturdu yeniden.

Kerime açılır açılmaz hayatlarını kurtaran bu yabancıya teşekkür etmeyi aklından geçirirken, Fatih’te bu haldeyken konuya nereden girse diye düşünüyordu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s