Yıldızlardan sakla beni – Bölüm 25

“Hoş geldin Sonbahar!”

Ece, Hasan’ın cevabını duyunca boğazına düğümlenen yumruğu yenmeye çalıştı önce ama o cevap veremeden Hasan açıkladı durumu.

“Annem beni görmek istemiyor!”

Ayhan hanım göz ucuyla baktı Ece’ye, Kutsi çocukların anne ve babası olmadığını söylemişti onlara.

“Annen burada değil ki?”

Hasan eliyle yukarı gökyüzünü gösterdi, “Yıldızlarda ya? Beni görünce çok üzülüyor ben de üzülmesin diye saklanıyorum!”

Ayhan hanımın da gözleri doldu birden, “Olur mu çocuğum öyle şey! Anneler çocuklarını çok sevip, hep görmek isterler! Bak benim de kızım yıldızlarda ben saklanıyor muyum? Tam aksine beni görse keşke ne çok isterim!”

Hasan bir yukarı, bir Ayhan hanıma baktı, “Sahi mi?”

“Sahi tabi çocuğum, haydi çıkar o şapka ile gözlüğü bak ne güzel yüzün var, içimiz açılıyor sen güldükçe. Annen seni görmesin diye biz de mi mahrum olalım?”

“Beni görünce mutlu mu oluyorsunuz?”

“Tabi oluyoruz niye olmayalım, kaç kişi kaldı senin gibi güler yüzlü bu dünyada?”

Masadakiler sessizce sohbetin nereye gittiğini takip ederken, Hasan bir anda şapkasını çıkardı önce, sonra yukarı baktı ve gözlüğünü de çıkardı. Ayhan hanıma dönüp gülümsedi.

“Hah şöyle!” dedi kadın onun yanağını okşayarak, Ece’nin yaşlar başlamıştı yine dökülmeye yanaklarından. Kardeşine nasıl iyi gelmişti bu sözler.

“Annem kızmıyordur değil mi?” dedi Hasan yine de endişeyle.

“Hayır kızmıyordur, tam aksine özlemiştir seni gördüğü için seviniyordur şimdi.” dedi ve sonra “Ben de senin annen sayılırım” dedi elinde olmadan.

Hasan güneşten açamadığı gözlerini kısarak, çınarın yaprakları arasından yukarı baktı bir kaç saniye gülümsedi sonra. Sonra yine Ayhan hanıma bakıp gülümsedi.

“Ayhan anne!”

“Canım çocuğum! Allah gülen yüzünü soldurmasın!”

“Amin” dedi masadakiler hep bir ağızdan. Kutsi demir parmaklıklardan, Ayhan hanım da Hasan’ın zihnindeki parmaklıklardan kurtarmıştı onu. Herkes duygulanmıştı masada. Ece, Hasan ağladığını görmesin diye ayağa kalktı çay getirmeye, Suat’ta peşinden kalktı. Sami bey ve karısı da çok duygulanmıştı. Kızlar ağlıyordu zaten.

“Hasan haydi oğlum biraz daha poğaça getir sen de!” dedi Sami bey, herkes biraz toparlansın diye.

“Tamam” dedi Hasan ve fırladı ablası ile Suat’ın peşine koştu hemen.

Ayhan hanım da göz yaşlarını koyuverdi Hasan masadan kalkınca, Sami beyin karısı da tutamadı kendini.

“Melda’da böyleydi. Tertemiz kalpleri var bu çocukların. Neler yaşıyor içinde kim bilir zavallı!”

Ece masada değilken, Sami bey kısaca anlattı şapka ve gözlüğe neden olan hikayeyi. İyice üzüldüler.

“Vah! Vah! Yavrum benim! İyi ki ablası var yanında, yoksa mahvolur gidermiş bu hayatta! Suat’ta hep iyi çocuktu, Hasan’ı koruduğu gibi kollamıştı benim kızımı da!”

Ece ve diğerleri masaya dönünce susup gülümsemeye başladılar hemen. Hasan poğaçaları masadaki sepete koyup hemen geçti yerine. Uzun zamandır dışarıda gözlüksüz gezmediği için ışık rahatsız etmişti gözlerini. Kırpıştırıp duruyordu.

“Gel buhara tutalım gözlerini biraz” dedi Ayhan hanım, çocuğun başını hafifçe taze dolmuş çay bardağının buharına doğru eğdi, “Kapatma e mi oğlum!” dedi sonra sevgiyle.

Hasan kocaman bir kedi yavrusu olmuştu sanki, sevgiyle bir mırıltı çıkardı.

Fırının önünde kahvaltı ettiklerini gören bir kaç ahbap geldi yanlarına sonra, sohbet koyulaşınca herkes toparlandı. Bir gün önce beraber eğlendikleri için herkes birbirini tanıyordu artık.

Kutsi elinde bir kutu çikolata ve çiçek buketi ile geri geldiğinde misafirler gitmiş, kahvaltı toplamış, kahveler içilmişti. Ayşe onun elindekileri görünce gözleri fal taşı gibi açıldı. Sami bey ciddiyetini koruyamamış gülmeye başlamıştı. Oğlanın bu kadar hızlı harekete geçeğini o da tahmin etmiyordu.

“Hayırdır oğlum?” dedi her şeyden habersiz kayın validesi, “Bunlar da ne böyle, düğün hediyesi mi getirdin?”

Kutsi yan gözle Sami beye baktı sonra annesi ve babasının diğer yanındaki sandalyeye oturdu ve babasına kaş göz etti.

Zavallı adamcağız hiç uygun olmadığını düşünüyordu ama artık Kutsi olayı geri çekilecek noktadan çoktan uzaklaştırmıştı.

“Ece ile Suat’ın ayağı uğurlu geldi Sami bey!” dedi gülse mi ciddiyetini korusa mı bilemeden.

Sami bey başını salladı gülerek.

“Siz benim kadar şaşırmadınız anlaşılan!”

Sami beyin karısı ve kızlar dönüp ona baktılar, “Neye şaşırayım, konuyu bilmiyorum ki?” dedi Sami bey istifini bozmadan.

“Vallahi biz de böyle planlamamıştık ama madem kısmet söyleyelim gitsin. Oğlumuz Kutsi, kızınız Ayşe’yi görmüş beğenmiş” dedi Gürhan bey toparlanıp.

Ayşe “Hi!” diyerek elini ağzına götürdü heyecan ve mahcubiyet birbirine karışmıştı. Babasına hiç bir şey anlatmamıştı henüz.

“Evet, evet!” dedi Sami bey başını sallayarak, “Fark ettik onu!”

Kutsi ve Ayşe kıpkırmızı oldular.

“Bize de çocukların mutluluğuna şahitlik etmek düşer, Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kızınız Ayşe’yi, oğlumuza istiyoruz!”

Kızlar hayretten ağızları açık izliyorlardı olanları, herkes dönmüş Sami beye bakıyordu şimdi

“Evet!” diye el çırpmaya başladı Hasan bir anda, “Evlensinler ne olur Sami amca!”

“E Hasan’da onayladığına göre, verdim gitti!” dedi Sami bey ellerini çırparak.

Kutsi birden ayağa kalkıp çiçeği ve çikolatayı vermeye çalıştı ama genellikle kız istemede kapıdan girince verildiği için ne yapacağını bilemeyip, kayın validesine doğru uzattı. Kadıncağız da olup bitenin şokunda olduğundan “Sağ ol evladım!” diyerek aldı.

Ece Ayşe’ye fısıldadı hemen “Haydi el öpün kalkın!”

Ayşe ürkek ürkek kalktı Hasan’ın yanından eğilip önce Ayhan hanımın sonra müstakbel kayınpederinin elini öptü. Kutsi de Sami amcası ile müstakbel kayınvalidesinin elini öptü önce sonra yer değiştirdiler.

“A! Ablam evleniyor!” diye çığlık atınca kızlar, anneleri ters ters onlara baktı hemen toparlandılar.

“Vallahi böyle şipşak damatta ancak Kutsi olur!” dedi Sami bey gülerek. Herkes gülmeye başladı O günden sonra Kutsi’nin lakabı olarak kalacaktı bu sıfat “Şipşak damat!”

Annesi tam oturacakken dürttü Ayşe’yi “Git kahve yap bari!”

Ayhan hanım gülerek araya girdi bu sefer, “Geçtik o faslı artık, karıştı konu biraz! Sonra yapsın kızım, içtiğimize sayalım!”

“Hay Allah!” dedi kadıncağız da çaresiz yine güldüler hep birlikte.

“Biz bu gün dönelim bir kaç gün sonra gelip yüzükler takalım o zaman!” dedi Ayhan hanım ciddiyete geçerek.

Aniden geliştiği için her şey, yüzükleri kendi aralarında takıp, o gün planlayarak diğer aşamalara geçmeye karar verdiler. Kutsi ve Ayşe ilk şoklarını atlatmış sürekli gülümsüyorlardı artık ama Sami beyden korkularına ayrılana kadar hiç yan yana gelemediler. Aileler vedalaşırken Ece evden bir şey verecek bahanesi ile ikisini yukarı çıkarıp hiç değilse bir kaç dakika baş başa kalmalarını sağladı. O kapıdan aşağı gözetlerken Kutsi ve Ayşe içeride fısıldaşıp, sarıldılar birbirlerine.

“Nerede oturacak ki bunlar şimdi?” dedi Kutsi’nin arabasının arkasından el sallarken kocasına Ece.

“Bilmiyorum ki?” dedi Suat’ta.

Sami beyin karısı ve kızlar eve döndü sonra, rutin fırın günün geri döndüler onlar da. Akşam eve gidince konuşacaklardı değerlendirmelerini.

Ayşe, annesi ve kardeşleri ile heyecanla günü değerlendirip, ne yapacaklarını konuşuyorlardı mutlu mutlu. Sınava girdikten sonra nikah olsun istiyordu Ayşe, yoksa dikkati dağılıp kazanamaz her şey boşa giderdi. Kutsi’nin ve babasının buna itirazı olacağını sanmıyordu. Bir süre nişanlı kalırlardı sınav bitene kadar. Şehirde ki üniversite de okuyacaktı zaten kazanırsa, o zaman evlenirlerdi işte. Annesi onayladı bu düşüncesini.

(devam edecek)

Yıldızlardan sakla beni – Bölüm 25’ için 3 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s