Yıldızlardan sakla beni – Bölüm 7

Suat o gece nöbete kalacağı için gelemedi. Ece çalışamayınca o ekstra yük almaya başlamıştı. Ne olursa olsun ona ve kardeşine bakmakta kararlıydı. Bu onu yeniden kendisi yapıyor, yaşama bağlı kalmak için bir neden oluyordu. Kutsi’yi doğrudan aramak istemediği için önce bir başka arkadaşını aramıştı ama Kutsi “Kendisi söylemezse olmaz!” dediği için bu defa aramak yerine mesaj yazarak durumu anlatmıştı. Ödeme ne gerekiyorsa o halledecekti, özellikle Ece’den bir şey talep etmesini istemiyordu.

“Konuşmadan bir şey diyemem!” demişti Kutsi. Suat onun bu işi halledeceğine inandığı için Ece’ye Kutsi’nin umut vaat ettiğini söylemişti ama Kutsi Hasan ile de konuşunca çocuğu en az ceza bu işten kurtaracağına emin olmuştu zaten. Zeka geriliği raporunun sonucu ve ölen adamın karısı ile yapılacak bir ya da bir kaç görüşme önemliydi.

Ece bütün akşam düşündükten sonra Kutsi’ye “Eğer Hasan’ı kurtaramazsanız, anlaşma bozulur!” yazdı.

Kutsi güldü mesajı okuyunca, kız ikna olmuştu.

“Olabilecek sonucun en iyisi olacak!” yazdı Kutsi, “Sabah sekizde gelirim!” diyerek ekledi.

Ece, sabaha kadar evden kardeşi ve kendisine ait özel eşyaları topladı. Suat’a haber vermeden böyle çekip gitmeyi hiç istemiyordu ama Kutsi’nin tehditlerinden sonra Hasan’ı çaresiz bırakamazdı. Gerçekten dediği gibi Hasan’ı kurtulabilecekken ömür boyu yatacak şekilde suçlarsa Ece hayatı boyunca vicdan azabı çekerdi. Hasan kurtulduktan sonra Kutsi ile anlaşmanın bir yolunu bulabilirlerdi belki. Bunu şimdi Suat’a söylese kesin avukatla tartışır ve Hasan’ın durumunu riske sokardı. Bu yaptığı ihanetti ona karşı, ama yapmazsa da kardeşine ihanet etmiş olacaktı. Suat ayakta kalmayı başaracaktı nasılsa ama Hasan’ı bırakırsa asla orada ömür boyu kalamazdı. Onun kardeşi bir adam öldürmüş olamazdı zaten, asıl aklının almadığı buydu. Avukata da söylemişti, belki evde biri daha vardı, belki Hasan’ı uyutmuşlardı ilaçla falan ve çocuk gözlerini açtığında kendisinin yaptığını sanmıştı. O saf bir çocuktu, her şey olabilirdi Ece’ye göre.

Babasının annesini dövdüğü yaşlarını pek hatırlamasa da yanında konuşulanlardan biliyordu annesinin hastalanma nedeninin dayak olduğunu. Ece onun iyi biri olduğunu söylese de olmadığını öğrenmişti Hasan. Kendisi de güçsüz biriydi biliyordu ona kötü davrananlar alay edenler de olmuştu. Güçsüz olup, çaresiz kalmanın ne demek olduğunu biliyordu Hasan. Ablasının onu korumak, bakmak için içine düştüğü çaresizlikleri de görmüştü. Zeka geriliği vardı ama yüreği sapasağlamdı. Ece sayesinde hayata tutunmuş, insanlara kızmadan, öfke dolmadan hayata sarılabilmişti.

Sabah tam sekizde Ece’yi almaya gelmişti Kutsi. Ece eşyaları onun getirdiği arabanın bagajına yükledikten sonra, anahtarı kapının üzerine bıraktı. Bir de binadaki herkese teşekkür ettiği mektubunu kapının önündeki paspasın üzerine bıraktı. Yıllardır bu evde hiç bir maddi bedel ödemeden yaşamışlardı ve bu çatı önce Hafize’ye köyden sonra mezar gibi gelmiş olsa da, çocuklarının tek barınağı olmuştu. Aslında ev gördüğü en mutlu günlere şahit olurken o da bu son olayla yok olup gitmişti. Çoğu kalmamış olsa da bu iyi insanlara bir şey söylemeden ortadan kaybolmak da içini sızlattı Ece’nin. Birilerine veda edecek ya da olanları söyleyecek olsa Suat’ın peşlerine düşüp onları bulacağına emindi. Belki yine bulurdu onları ama söyleyen o olmadığı için en azından sözünü tutmuş olurdu. Ona da bir çok satır yazdı, sildi gece boyunca, paspasın üzerine bırakılacak bir mektupla ayrılmak çok acı verdi, ne söyleyecekti ki zaten. Gerçeği anlatamadan bir anda onlar için çırpınıp duran bir adama seni terk ediyorum denir miydi? Sonunda hiç bir şey söylemeden gitmenin daha iyi olacağına karar verdi ve hiç bir şey yazmadı. Şimdi Kutsi’nin arabası mahalleden çıkarken arkasında sadece kötü anıları değil, kalbinin sahibi, kurtarıcısı, dostu, sırdaşını Suat’ını da bıraktığını biliyordu. Yüzüğünü parmağından çıkarıp, boynundaki kolyeye asmıştı. Bir gün geri gelip onu bulacaktı mutlaka, o zaman bir şansları olsa da, olmasa da ona her şeyi anlatacaktı. Bunu Hasan için yaptığını anlayacağından emindi.

Ece yol boyunca düşüncelerine dalmışken, yolu bile fark etmedi. Nerelerden geçip geldiklerini görmediği bu yer küçük tatlı bir kasabanın ortasında, önünde koca bir çınar olan bir fırındı.

“İşte burası!” dedi Kutsi, “Burayı ben çok küçükken satın almıştı babam! Yani mülkü benim kira ödemeyeceksiniz!”

Ece boş gözlerle baktı fırına.

“Fırın ve üzerindeki iki odalı evden bahsediyorum! Fırını işleten Sami amca bana kira ödüyor. Sen ve kardeşin onunla çalışacaksınız, işi biraz geliştirmek istiyordu. Sami amca uzaktan babamın akrabası sayılır! Beni de çok sever, güvenir.”

Ece arabadan indi ve fırın yerine ağaca baktı uzun uzun.

“Çocukken bu ağacın altında oynadığım zamanları hatırlıyorum. Burası o zamanlar da fırındı. Sahibini tanırdı babam. Sonra adam ölünce çocukları satılığa çıkardı babam da hemen aldı. O da severdi bu binayı ve bu ağacı.”

“Gerçekten çok güzel bir ağaç” dedi Ece gidip dokundu ağaca, Hasan görünce bayılacaktı mutlaka, bir fırında çalışmaya da bayılacaktı, zaten iştahı açık bir çocuktu. Berberlikten sonra hamura ne kadar sürede alışabileceğini bilmiyordu ama o dönene kadar Ece öğreneceği için kardeşine bu yeni işi öğretene kadar uğraşacaktı.

“Maaşlarınızı ben ödeyeceğim, her ay banka hesabına yatıracağım, kartı Sami amca verecek sana! Ece bakmayacak mısın?”

Ece başını salladı ve arkadan çantaları alıp, indirirlerken Sami bey görüp çıktı dışarı.

“O yeğenim geldiniz mi?”

“Geldik Sami amca, sana bahsettiğim misafirlerim, onlara iyi bakarsın!”

“Ayıp ediyorsun, kendi evlatlarım gibi koruyacağım onları”

Ece teşekkür etti adamcağıza, orta yaşın üzerinde gülünce bıyıkları yüzünde dans ediyor gibi duran sevimli bir adamdı Sami bey. Göbekliydi de epeyce, insanın aklına bu kadar hamurun içinde böyle olduğu geliyordu ister istemez. Sami bey fırının kapısını açıp çıkınca içerideki hamur kokusu da dışarı yayılmıştı bir anda.

“Size kahvaltı hazırladım, haydi geçin çınarın altına da öyle çıkın yukarı!” dedi adam ve koca göbeğini hoplatarak girdi içeri.

Çınarın altına üç tane tahta masa ve sandalyeler konulmuştu. Yoldan geçip, gidenler de durup bir şeyler yiyorlardı bazen. Kasabadakilerin öyle gelip oturma adeti yoktu. Sohbete gelen olursa, sigarasını içesiye otururdu biraz. Her zaman çay olurdu dükkanda zaten. Sami bey ve ailesi de bu kasabada yaşıyorlardı. Üç kızı vardı onunda. Kızları fırında çalıştırmıyordu kasabalı laf etmesin diye. O yüzden kendi çalışmak zorunda kalıyordu. Ece’nin başına gelenleri anlatmıştı Kutsi ona, Suat’tan hiç bahsetmeden. Kızı belalısından kurtarmak için buraya getirmek zorunda kaldığını söylemişti. Zaten kızlarına da çok düşkün olan adamcağız hemen kabul etmişti teklifi. Kardeşi de hapisteyken bir başına bir kızı sokakta bırakacak değildi. Dükkanda çalışıp, üstte de kalırsa zaten hep gözünün önünde olur, sahip çıkardı. Kendi kızları ile de arkadaşlık ederlerdi belki ileride.

Ece’nin aklı sürekli Hasan ve Suat’ta olduğu için rüyada gibiydi hâlâ, Kutsi çınarın altındaki masalara yürüyünce o da elindeki torba ve çantaları öylece bırakıp geçip oturdu masaya. Sami bey içeriden elinde bir tepsi ile geri geldi. Domates, salatalık, maydanoz, iki simit, iki poğaça, iki parça da peynir vardı tepsi de. Sonra yeniden dükkana döndü ve bir termos da çay getirdi bıraktı masaya yanında bardaklarla.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s