Yıldızlardan sakla beni – Bölüm 2

Nasıl olmuşsa Erdoğan şehir hayatında korunmayı öğrenmiş, Ece’den sonra peş peşe çocukları olmamıştı. Konu komşunun getirdiği eşya, mama, süt ve bezle büyüdü Ece. Bir buçuk yaşına geldiğinde Erdoğan yakında patronun evine geçecekleri müjdesini verdi. Evin kaba inşaatı bitmiş ince işlerine başlanmıştı. Bahçedeki çalışan evleri için inşaat sürüyordu ama Erdoğan ameleliği bırakıp evin bahçesinde çalışmaya başlayacaktı. Ev şimdi yaşadıkları yere uzak olunca, yol parası vermemek için bahçede yatıp kalkmaya başladı Erdoğan. Hafize biraz soluk almıştı iş böyle olunca. Zaten Erdoğan varken de yarı aç olduklarından ve çoğunlukla komşuların desteği ile beslendiklerinden dayak yemeyeceği için sevindi daha çok. Erdoğan haftada bir gün geldiğinde yine dayağı ve Hafize’nin koynuna girmeyi bırakmıyordu elbette. Mesai gibi haftada bir ya da iki gün ona katlanıp, kendince özgür hayatına geri dönüyordu Hafize. Rutubetli dört duvar arasında kızı ile yapayalnız kalmaktı onun özgürlüğü.

Artık yavaş yavaş konuşmaya başlayan kızına babasının onları ne kadar sevdiğini, onlar için gurbette, nice zorluklarla çalıştığını anlatıyordu durmadan. Kendisi de yavaş yavaş inanıyordu anlattıklarına. Erdoğan dünya yakışıklısı, karısına sırılsıklam aşık bir adamdı. Hafize’nin bir dediğini iki etmezdi. Sinirini kontrol edemiyordu bazen ama yorgunluktan oluyordu onlar. Rahat bir hayata geçtiklerinde hepsi sona erecekti. Haftada geldiği o tek günde karısının onu sevgi ve hasretle karşılaması Erdoğan’ı da şaşırtmaya başlatmış ama işine geldiği için sesini çıkartmamıştı. Onun sandığı gibi yokluk ve yorgunluk içinde değil tam aksine, yediği önünde, yemediği ardında başında kimse olmadan rahatça çalışıyordu Erdoğan. Patron eli açık bir adam olduğundan hiç bir şeyi esirgemiyordu çalışanlarından. Yine de, yediği içtiğinden ayırıp bir parça da karısı ve kızına getirmiyordu.

Ece’de zayıf, biblo gibi bir kızdı. Hafize’nin izleyip hayran olduğu saçları bukleli, o pembe elbiseli kıza pek benzemiyordu henüz. Babası gibi esmer, annesi gibi boylu ve güzeldi. Siyah ve düz saçları bukle olsun diye bazen eliyle uğraşıyordu Hafize ama kuruyunca yeniden dümdüz oluyordu çocuğun saçları. Hayal dünyasında yaşasa da kızına iyi bakıyordu en azından. Bolluk, refah ve sevgi dolu yaşadıklarına inandığı için kızına sevgi dolu davranıyor ellerinde olanla da onu doyuruyordu. Erdoğan’ın gelişleri haftada birden iki hafta da bire çıkmaya başladığından, apartman yönetimi bu zavallı kadına desteği de artırma kararı aldı. Zavallının yediği dayakları da sürekli dinledikleri için iyice acımışlardı. Neyse ki hepsi iyi insanlardı Hafize’yi de kızı da istismar etmeye kalkan olmadı.

Ece beş yaşına geldiğinde patronun evi de, bahçesi de, işçilerin yaşama alanları da çoktan tamamlanmıştı. Erdoğan hiç görmediği bir bolluk ve rahat hayatın içine düşmüştü. Evde çalışan kızların hepsi birbirinden güzeldi. Hafize ya da annesini buraya getirse ne bu nimetleri istediği gibi değerlendirebilecek ne de sahip olduğu bolluğu kendine ayırabilecekti. Ev sahipleri, havuza girmeye gelenler, çalışanlar hepsi onun yanık kaslı bedenine göz ucuyla bakmaya başlayınca, köyden gelmiş Erdoğan, gözü evin içindeki hayata kayan bir adama dönüşmüştü. İki haftada bir eve döndüğünde Hafize’yi bir güzel pataklıyor, artık o kızları hayal ederek koynuna giriyor sonra da çekip yeni hayatına dönüyordu. Zavallı Hafizecik kocasının zorluklar içinde onlara hayat kurmaya gittiğine inanıyordu hâlâ.

Ece ilkokul yaşına geldiğinde Hafize’nin mide bulantıları geri geldi. Bu defa içinde bir canın büyüdüğünü anlasa da, korundukları için Erdoğan inanmadı. Ne zaman ki Hafize’nin karnı yeniden büyümeye başladı, o zaman o da anladı bir kazadır olduğuna. Erkek olur belki diye umutlandı yine de kendi kendine, apartmanın baskıları yüzünden artık kazandığından birazını getirip harcıyordu evine, en azından eskisi gibi aç bırakmıyordu Hafize ile kızını. Kömürlüğün kirasını da tam yatırıyordu. Eğer karısı ile kızını oradan atacak olsalar mecbur yanına alacağı için iyi bakıyordu arkada bıraktıklarına.

Erdoğan yanlarında olmadığından yine komşularca hastaneye götürüldü Hafize, bu defa nur topu gibi bir oğlan doğurdu. Oğlan doğduğunu duyunca koştu geldi Erdoğan hastaneye, bu defa çocuğun adını da kendi koydu. Hasan. Onu çok seven kocasının koşup hastaneye gelmesi çok duygulandırdı Hafize’yi nihayet onu mutlu edebilmiş bir erkek evlat da verebilmişti. İki çocuk olduğu için daha çok çalışması gerekiyordu Erdoğan’ın onlara bakmak için ama o çok çalışkan olduğundan hiç şikayet etmiyordu.

Hasan dokuz ayına geldiğinde normal bebekler gibi tepki veremiyor olsa da Hafize kocasının Hasan’a ne kadar sevindiğini gördüğü için onu dünyanın en sağlıklı bebeği sanıyordu. Yine komşuların uyarması ile bebeği alıp doktora götürdüler. Doktor Hasan’ın zihinsel işlevlerinin tam olarak yerine gelmediğini söylediğinde bu sözler Hafize için bir anlam ifade etmedi. Komşuların “Tüh tüh!” sözlerine bir anlam veremeden biricik oğlunu alıp eve geldi.

Erdoğan çocukta bir tuhaflık olduğunu ancak bir buçuk yaşına geldiğinde fark etti. Evde sessiz sedasız büyüyen Ece söyledi babasına, kardeşinde zeka geriliği olduğunu. Hafize kızına öyle bir bakış attı ki çocuk korkudan ağlamaya başladı. Erdoğan daha dokuz aylıkken gidilen doktoru ve konulan teşhisi anlayınca önce bağırmaya başladı ve sonra sanki bunun sorumlusu dayaklar değil de Hafize’ymiş gibi zavallıyı iyice hırpaladı çocuklarının gözü önünde.

“Doğura doğura bir geri zekalı mı doğurdun kendin gibi!” diyerek çekip gitti evden.

Ece küçük kardeşini babasından korumayı öğrenmişti çoktan, Allah’tan küçük kıza elini kaldırmamıştı Erdoğan. Kaldırsa zaten bir sıkımlık canını alıverirdi koca tokadı. Babası gittikten sonra sarıldığı kardeşini alıp annesinin yanına gitti hemen.

“Merak etme anneciğim, babam bizi çok seviyor, biraz şaşırdı sadece!” dedi.

“Hasan geri zekalı değil” dedi Hafize ağlayarak, “O çok güzel ve akıllı bir çocuk. Tıpkı babası gibi!”

“Evet anneciğim öyle!” dedi Ececik. O yaşta aklını kaçırmanın sınırında bir anne zeka geriliği olan bir kardeşle baş başa kalmıştı. Babası çıktığı o kapıdan bir daha geri dönmeyecekti. Hafize alıştığı iki hafta geçip kocası gelmeyince anlayacaktı Erdoğan’ın onları Hasan yüzünden terk ettiğini. O günden sonra zavallı çocuğu hırpalamasa da sürekli “Baban senin yüzünden bizi terk etti! Beni çok seviyordu ama sen gelip her şeyi mahvettin!” diyecekti.

Artık kira ödeyecek veya geçinecek bir dayanakları olmadığı için apartmanda temizlik işlerine bakmaya başlayacaktı o günden sonra. Herkes onun yaşadıklarını bildiği için de sürekli kocasından bahsetmesine aldırmayacaktı. Hasan’ı yeniden kontrole de onlar götürecekti büyüdükçe. Hafif zeka geriliği teşhisi konulan Hasan, en azından büyüdüğünde meslek sahibi olabilecek kadar kendini kurtaracaktı. Ece artık evi tek akıllısı olarak hem kardeşine, hem annesine sahip çıkmayı öğrenmişti. Daha ilkokula gitse de annesinin hayal dünyasına ayak uydurup, kardeşinin tüm fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını o karşılayacaktı. Hasan annesinden korkup, çekindiği için de daima ablasının gölgesine saklanacak, o yanındayken huzurlu ve mutlu olacaktı. Kardeşi ilkokul yaşına gelene kadar annesi çalışırken ona bakacak, sonra zaten evden dışarı çıkmayan Hasan’ın önüne komşuların verdiği oyuncakları serip annesine yardıma gidecekti. Küçücük bedeni ile siparişleri toplayıp, dairelere dağıtacaktı. Her kapıdan Hasan’a ve ona bir şeyler verildiği için de yine eli kolu dolu eve dönse de, annesi tüm bunları onları çok seven kocasının getirdiğine inanmaya devam edecekti. Erdoğan Hasan yüzünden eve gelmese de onlara bakmaya devam ediyordu ona göre.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s