Ben olamam – Bölüm 19

Sedef’in misafirleri masanın etrafına yerleşmiş sohbete başlamışlardı çoktan. Sedef ağabeyi ile birlikte gelen Arzu’ya büyük bir ilgi göstererek kalktı yerinden onların yaklaştığını görünce, hatta kızlardan herhangi biri umutlanmasın diye “Birbirlerine ne kadar yakışıyorlar değil mi?” dedi arkasını dönerek Arzu ve Necip’in duymayacağı bir sesle.

“Arzu’cuğum canım arkadaşım, sürprizimi nasıl buldun?”

Arzu mahcup bir şekilde Necip’e bakıp, “Yıllar sonra görüşmek iyi oldu!” dedi

“Haydi gel bak burada kimler var?” diyerek onun ağabeyinden izin isteyerek aldı ve masadaki kızların tanıyanlarıyla selamlaşmasına izin verip, tanımayanlarıyla tanıştırdı. Tabi ki Arzu ve Necip’e yan yana iki sandalye ayrılmıştı. Diğerleri Arzu’nun da Sedef’in buradaki hayatına benzer bir hayatı olduğunu düşünürken onun kendine kurduğu dünyanın sadeliğine şaşırdılar. Necip ise hayranlıkla dinliyordu onun söylediklerini. Sedef’in her zaman abartılı yaşama ve konuşma hevesini rahatsız edici bulmuştu. Aslında bu anlamda pek benzemiyorlardı. Kız kardeşi bu huylarını annesinden almıştı. Annesi de daima misafirlerini abartılı sunumlarla ağırlardı evlerinde. Bu tür durumlar erkek çocukları için ortak olması gereken durumlar olmadığı için o kendini uzak tutmayı başarmıştı ama Sedef’in hayatı annesi ve bu abartılı sunumları ile geçmişti. Kendileri abartılı sunumlar içinde bulundukları gibi gittikleri yerlerde bu ve benzeri tutumlar göremeyince de bozuluyorlar ve hemen eleştiriye başlıyorlardı. Necip babasına benzemişti daha çok İrfan bey sessiz ve kendi halinde bir adamdı. Sadelikten hoşlanırdı. Annesinin birileri geleceği ya da bir yerlere gidecekleri zaman ısrarla babasını giydirmeye uğraşmasını hatırlıyordu.

Arzu’yu dinlerken evden ayrılıp kendine yeni bir hayat kurduğunda hissettiği özgürlük ve sadelik duygusunu hatırlamıştı. Annesi onun evini çok vasat bulduğu için evine sık gelmiyor sürekli de söyleniyordu. O da zaten misafir ağırlamaya çok meraklı olmadığı için annesini görmek için onların gösterişli evlerine gidiyordu. Sedef ağabeyini de diğer abartılı sunumları gibi sunuyordu arkadaşlarına, onun aldığı eğitim, mesleki başarısı ve diğer tüm özellikleri sürekli gündemde tutuluyordu ortamlarda. Necip bundan da çok rahatsız olduğu için kız kardeşinin kalbi kırılmasın diye sadece sene de bir belki iki kez geliyordu buralara. Bu defa Arzu’nun adını duyduğu için gelmişti zaten.

“Ah Arzu’cuğum üniversite de böyleydi her zaman başka ve marjinaldi!” dedi Sedef arkadaşının sadeliğini abartılı sunumlarına malzeme ederek. Ona göre kendi halinde, sade bir hayat yaşamak marjinallikti çünkü. Ağabeyi de böyleydi. O yüzden bu durumu sanki bir akım ya da tarzmış ve ağabeyi de bunun öncülerindenmiş gibi sunmayı öğrenmişti. Kızların Arzu’nun hayatına olan merakları sona erince Necip onunla yeniden sohbet etme fırsatı bulabilmişti. Masadakiler de yeniden abartılı anlatımlarıyla Sedef’in iş ve ev hayatını konuşmaya başladılar. Sedef’i girişteki imalarından dolayı hiç birinin aklına Arzu’ya evli olup olmadığı ile ilgili bir soru sormak gelmemiş, dolayısıyla hayatının yaşanılan süreci ile ilgili de bir şey anlatmak zorunda kalmamıştı. Sedef’in kızların dikkatini ağabeyinden uzak tutmak için kullandığı sözler Arzu’yu da meraklı sorulardan kurtarmıştı.

Arzu daha önce Necip’i tanıma eve sohbet etme fırsatı bulamadığı daha doğrusu ona bu fırsatı vermediği için onunla benzerliklerini de yeni keşfediyordu. Bu yüzden gecenin devamında diğerlerinin aralarındaki bağdan kaynaklandığını sandığı koyu ve güzel bir sohbet başladı. Necip Arzu’nun marka için yaptığı çalışmalar ve burada kurduğu hayatla gerçekten ilgilenmişti. Aslında o da İstanbul’da işi devam etse de kendine yaşamak için daha sade bir alan arayışına girmişti bir süredir. İstanbul’un keşmekeşi, deprem söylentileri, sosyal hayatın uğradığı dejenerasyon onu evde köpeği Dost ile daha fazla vakit geçirmeye itiyordu. Bir o da bir salon bir evi vardı, tek üzüldüğü Dost’un bütün gün tek başına bu evde kapalı kalmasıydı. Sabahları ve akşamları onunla çok vakit geçiriyor gezdiriyordu ama hayvanın yaşaması gereken hayatın bu olmadığını düşündükçe de çok üzülüyordu.

Arzu’nun da hayvanlarla arası her zaman çok iyi olmuştu ama Yusuf’un hayvanlara dokunmaktan huylanması yüzünden bir türlü bir sahiplenme yapamamıştı. Tabi buna iş hayatlarının çok yoğun olup onunla ilgilenememe konusu da eklenince maalesef hayvan sevgisini elinden geldiğince sokaktaki hayvanları beslemeye çalışarak devam ettiriyordu.

“Neden buralara gelmiyorsun, yani Sedef burada?” dedi Arzu, “Dost için de burası şehirden çok daha iyi, üstelik sen olmadığın zaman ona bakacak birileri de var.”

Necip, Arzu’nun kendisini mi kız kardeşini mi kastettiğini tam anlayamadı ama yine de ondan böyle bir şey duymak çok hoşuna gitti. Gerçi Sedef’ten uzakta olmak onun için daha az kafa yorucu bir durum olurdu ama Arzu’ya yakın olmak fikri de güzeldi.

“İşin doğrusu buraları sevmiyor değilim” dedi “Ama Sedef’i biliyorsun işte yani ben bu hayatın bir parçası olamam!”

“Anlıyorum!” diyerek bir sırrı paylaşan küçük bir kız gibi kıkırdadı Arzu, Necip’te onun gibi güldü onun komik yüzünü görünce.

Sedef bir yandan kızlara kendinden bahsetmeye devam ederken bir yandan ağabeyi ve Arzu’yu süzüyordu. O başından beri ikisinin çok iyi anlaşacağından emindi ama Arzu direnmişti. İşte şimdi yıllar sonraki bir karşılaşmada bunu kendileri de anlıyorlardı. Ağabeyinin bakışları zaten ne hissettiğini ele veriyordu, Arzu’nun da sıcak kanlı ve sohbete yatkın olması bu işin bir geleceği olacağının işaretleriydi. Aslında kızları bırakıp onların ne konuştuğunu dinlemeyi tercih ederdi ama maalesef kızlar beş dakika bile susmuyorlar, biri bir şey anlatırken öbürü konuşmaya başlıyordu.

Necip sırf Arzu’yu görmek için geldiğinden ertesi gün dönmek zorundaydı. Onunla aralarında böyle sıcak bir sohbet olacağını bilse daha uzun bir zaman ayırmak için uğraşırdı gelmeden ama son seferinde Arzu’nun onunla vakit geçirmek istemediği için ikinci hayal kırıklığı olursa kız kardeşi ve bu hayal kırıklığını bir arada uzun süre taşıyamayacağı için ertesi gün kaçma planı yapmıştı. Arzu’nun gözlerinde uyku belirtileri görünce ona eve bırakmayı teklif etti. Arzu zaten masadaki sohbetten keyif almadığı için hemen kabul etti. İkisi birlikte kalktıkları için de Sedef hiç itiraz etmedi.

“Yıllar sonra seninle sohbet fırsatı buldum için kendimi şanslı hissettim!” dedi Necip dönerlerken.

“Ah benim içinde güzel bir akşam oldu!” dedi Arzu bu imayı anlamamış gibi yaparak. Aslında yıllar önce hiç değilse bir kahve içmeyi kabul etmenin nazik bir davranış olabileceğini düşünmüştü bu akşam. Gerçekten ona hiç sohbet fırsatı vermeyerek ayıp etmişti demek. Oysa Necip’le bu akşam sohbet edince hiç değilse bir sohbeti hakkedecek kadar değerli biri olduğunu düşünmüştü. Kendini bu kadar büyük görmese belki de şimdiye değin güzel bir arkadaşlıkları kurulmuş bile olabilirdi. Onu beğeniyor olması Arzu’yu nedense ondan daha tanımadan uzak tutmuştu. Oysa bir insanın beğenisi neden kötü olsundu ki, tam tersine Necip gibi biri tarafından beğenilmekten hoşlanması gerekirdi o zamanlar ki özgüven sandığı özgüvensizliği ile. Gençken insan ilişkileri konusunda tecrübesiz ve zayıf oluyordu insan. Nezaket üniversiteden çok iş hayatında öğreniliyordu mecburiyetlerle.

(devam edecek).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s