Ben olamam – Bölüm 5

Kızcağızın çarşı diye adlandırdığı yerde bir market, bir kahve, bir tane fırın, cami, bir tane de pideci vardı. Bakacak bir şey bulamayınca caminin hemen yanındaki parka yöneldi. Parkın ağaçlarının heybeti ilgisini çekmişti. Erken olduğu için olsa gerek parkta kimse yoktu. Üzerinde belediyenin adı yazan banklardan birine oturup, başını yukarı kaldırdı ve ağaçların sesini dinledi bir süre. Yarım saatte parkta oyalandıktan sonra kalkıp misafirhaneye geri döndü. Tam odaya çıktığı sırada çaldı telefonu.

“Hazırsanız gelip alayım sizi!” dedi Aytekin bey.

“Hazırım istediğiniz zaman gelebilirsiniz!”

“Tamam mevlüd için hocayla bir görüşmem var, ona uğrayıp hemen geliyorum”

“Tamam.”

Yirmi dakika sonra adı Aytekin bey onu ve birlikte camiye gittiler. Neyse ki akıl edip yanına bir fular almıştı hazırlanırken. Fuları başına sarıp namazı bekleyen kadınların yanına geçti. Gelenlerin hepsi birbirilerini tanıdıkları için aralarında konuşuyorlar, tanımadıkları bu genç kadını da yan gözle süzüyorlardı.

Namaz sona erince Aytekin bey geri geldi, “Mezarlığa geçeceğiz!”

“Tamam”

Defin işleminin ardından insanlar teker teker Arzu’nun yanına gelip hem “Hoşgeldin” hem “Başın sağolsun” dediler. Camide onu merak edenler Aytekin beye sormuşlardı kim olduğunu. Nezihe hanımın yeğeni olduğunu öğrenince de hemen gelip ilgilenmek istemişlerdi. Bir çoğu Nezihe hanımın iyiliklerini görmüş minnet dolu insanlardı. Arzu hiç tanımadığı bu insanların, tanımadığı büyük teyzenin iyiliği sayesinde göstermiş oldukları ilgiye duygulandı. Mezarlıkta okunan Kur’an’ın arkasından pideler dağıtıldı ardından kalabalık dağıldı.

“Bütün bunları siz organize ettiniz sanırım. Teşekkürler!” dedi Arzu Aytekin beye bu küçük yerin sıcak samimiyeti hoşuna gitmişti.

“Bunların hepsi Nezihe hanımın vasiyetinde vardı” dedi Aytekin bey, “Ben görevimi yapıyorum”

“Nezihe teyze çok öngörülü ve planlı biriymiş sanırım!”

“Öyleydi, kimseye yük olmayı sevmezdi. Aslında benim anneannemin arkadaşı. Normalde böyle işlere girdiğimi pek söyleyemem ama anneannem rica edince tanıştım ben de Nezihe teyzeyle. Teyze diyeyim bari artık bende.”

“Elbette siz benden yakınmışsınız, en azından tanışma şansınız olmuş. Ben görmedim bile!”

“Ben evrakları hazırlamıştım zaten, şimdi notere gidip mesai bitmeden o işleri halledelim. Sonra isterseniz size evi gösterebilirim Tarlalar biraz uzak olduğu için görmek isterseniz onu ayarlamam gerekiyor!”

“Ah gerek yok görmeme, notere gidelim zaten akşam olacak. Bu gece de kalır yarın evime dönerim ben de!”

“Tamam nasıl derseniz. Ben vasiyetin ve hazırladığım evrakların birer kopyasını size vereceğim. Siz de kendi avukatlarınıza inceletebilirsiniz!”

“Tamamdır, harika olur!”

Böylece hemen notere gittiler mesai bitmeden vekaletler ve imzalar hazırdı.

“Eşim burada olsaydı sizi misafir ederdik bu akşam yemeğe ama maalesef benim elimden pek bir iş gelmiyor, o yüzden sizi misafirhaneye bırakayım” dedi Aytekin bey işlemler sona erince.

Gülümsedi bu nazik teklife Arzu. Zaten Aytekin beyin onu davet etmesi gibi bir beklentisi yoktu ama böylece onun da bu şehirde yaşadığını öğrenmiş oldu. Başından beri onun Nezihe hanımın işlerini halletmek için bir yerden geldiğini düşünmüştü nedense. Öyle olsa insanlar onu tanıyıp, her yeri ve herkesi nasıl bilecekti ki? Anlaşılan kafası epeyce karışmıştı son günlerde.

Doktordan alacakları sağlık raporunu da merak ediyordu. Burada kalması iki gece olunca döndüğünün ertesi günü de Yusuf gelecekti zaten, sonuçları almaya gideceklerdi. Misafirhaneye geçince yemek yemeden odaya çıktı hemen. Zaten pide ve ayranla karnı şişmiş, hatta taş gibi olmuştu.

“Döner dönmez bir hafta diyet!” dedi kendi kendine, duşunu alıp, bu defa pijamalarını giydi ve telefonu ile oynarken uyuyup kaldı yine.

Sabah erkenden misafirhaneden ayrılıp otogara gitti. Yol uzun olduğu için Yusuf’a yoldan yazmaya karar vermişti. Zaten o da yoğun ve yorgun olduğu için anlık haberleşmeleri mümkün olamıyordu. Akşam uyumadan Gülten hanımı aramıştı merak etmesin diye. Anneler herkesten meraklı ve endişeli olduklarından ilk onları bilgilendirmek gerekiyordu. Servinaz hanım kafası rahat etsin diye, “Gelince konuşuruz!” demişti doğrudan, nasıla her öğlen uzun uzun konuştukları için buradayken olanları anlatmasına gerek yoktu. Sadece dönüş yolunda olduğunu haber verdi ona.

Yorgun argın girdi eve, hava değişiminden de sarsılmıştı, ertesi gün işe gidecekti. Çantasındaki kirlileri boşalttı, bir şeyler ısıtıp yedi. Kendine bir kahve alıp iki gündür bakmak bile istemediği şirket e-postalarını okumaya başladı. Bir kaç e-posta sonra yine o adresi görünce gerildi. Onlara kafayı takan her kimse bir e-posta daha atmıştı. Önce okumadan silmeye karar verdi, bu tuzağa düşmek istemiyordu. Şu miras işi araya girince kafasından biraz olsun atmıştı bunları ama şimdi bütün gerginliği geri gelmişti. E-postanın yine bir eki olduğunu fark edince, dayanamadı tıkladı. Ekteki fotoğraf ağır ağır açılıp bilgisayarın ekranını kaplayınca, sıcak kahve fincanı düştü elinden parkenin üzerinde kendi etrafında dönüp tıngırdadı ve durdu. Arzu öylece ekrana bakakalmıştı. Bu defa fotoğrafta kocası ve genç bir kadın görünüyordu sahiden. Fotoğraf çok net değildi ama birbirine sarılıp ağız ağıza duran bu iki kişinin kim olduğu açıkça seçiliyordu.

“İnanmamakla hata ettin!” yazıyordu resmin üzerinde.

“Bu Allah’ın cezası kız mı ayartmış kocamı!” dedi elinde olmadan. Hırsla bilgisayarın başından kalkıp odanın kapısına doğru yürüdü ve sonra geri gelip oturdu. Yere dökülüp ev çoraplarına bulaşan kahve umurunda bile değildi.

“Ay hayır ya!” dedi kendi kendine yine. Kocasının ağzının içinde duran kız, sekreterliğin stajyeri Esra’ydı. Daha yirmi iki yaşında ya var ya yoktu. Çocuktu!

“Ben olsaydım çocuk demezdim!” dedi kafasının içinde bir ses, “Ben çocuk gibiyim şunun üzerindekilere baksana!”

Kızın sırtı beline kadar açık mini elbisesinin altından kalçasına uzanmıştı kocasının eli.

“Demek o seyahatte olan biri atıyor bu fotoğrafları!” dedi merakla, yolcu listesini düşündü tek tek. O listede bu kızın adı yoktu ki. Yoktu ama Esra yönetim kurulundan Durul beyin yeğeniydi. Zaten o sayede girmişti şirkete. Pozisyonu sekreterlik olunca kimse önemsememişti bu torpili. Anlaşılan aklı başka pozisyonlara çalışıyordu bu kızın!

Yusuf böyle bir şeyi nasıl yapabilirdi! Hem de şu ergen kızla! Kendini yaktığı gibi Arzu’yu da yakacak, üstelik evliliklerine, sevgilerine, hayatlarındaki tüm güzelliklere mal olacaktı bu ilişki.

“İyi de kim gönderiyor bu fotoğrafları bana? Niye?”

Artık şoku iyice geçmiş ağlamaya başlamıştı. Ne yapacağını bilemiyordu. Servinaz hanımı aradı hemen ve hızlıca olanları anlattı. Uzanıp uyuya kalmış olan kadın zar zor anladı Arzu’nun ağlayarak anlattıklarını.

“Fotoşap falan olmasın! Ne işi var o kızın onca patronun içinde!”

“Aldığımız biletlerde adı yoktu ki Servinaz abla, aptal değil ki bunlar. Orada buluşmuştur. Kız zaten zengin babanın kızı!”

“O kadar ısrar etti kocan sana, bu kız gelecek olsa niye etsin Arzu?”

“Gelmeyeceğimi bildiği içindir belki abla?”

“Yok ya! Sen genede atarlanma dur! Bir sakin olalım önce!”

” Abla sen bunu yaşamış olarak nasıl sakin olayım istiyorsun?”

“Yaşadığım için diyorum zaten, iyice emin olmadan yanlış bir şey yapma!”

“Fotoğraf var işte!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s