Güneşli günler – Bölüm 17

“Tam da her şey iyi gidiyor derken!” dedi Feridun bey elinde olmadan, “Dur bakalım kızım belli olmaz belki telefonu düştü kırıldı. Hemen aklına kötü şey getirme!”

O gün akşamı zor etti Güneş, Tuna iş çıkışına gelip aldı onu.

“Bütün gün kafamda olmadık şeyler döndü. Kusura bakma seni bekleyemedim. Gittim konuştum esnafla.”

“Aldın mı telefon numarasını?”

“Aldım”

“Aradın mı?”

“Evet hem de kaç kez”

“Açılmadı tabi”

“Hayır!”

“Tamam sen numarayı bana ver! Bakalım adres kaydı falan neresiymiş?”

“A öyle bulunur mu?”

“Faturalı ise bir adres buluruz ama dayı o adreste midir onu bilemem tabi!” dedi Tuna. Hiç yoktan bir yoldu şimdilik bu.

“Ben böyle boş boş duramam ki?” dedi Güneş.

“Sen siparişlerini hallet!”

Tuna ile yol boyunca biraz sohbet ettiler. Biraz da arabada konuştular, sonra Güneş inip eve gitti. Gerçekten de siparişleri onu bekliyordu. Ertesi gün ve daha ertesi gün Tuna her gün gelip onu aldı ama daha bir bilgiye ulaşamadığını söyledi her gelişinde. Güneş iyice umutsuzluğa düşmüştü artık her akşam arkadaşı için ağlayıp dua ediyordu. Sonunda üçüncü gün daha öğlen olmadan çıkıp geldi pasta evine.

“Buldum!” dedi sevinçle içeri girip.

Feridun bey dahil atölyedeki herkes konuyu bildiği için merakla onun yüzüne baktılar.

“Adresi mi buldun?” dedi Güneş heyecanla.

“Adreste olduklarını da buldum! İstersen hemen gidebiliriz!”

Güneş Feridun beye baktı heyecanla.

“Haydi gidin! Şu kızı alın geri getirin! Dikkatli olun ama!” dedi Feridun bey yine iş yaparken kullandığı sert sesiyle.

Güneş hemen üzerini değişip çıktı ve Tuna ile arabaya bindiler. Tuna arabanın navigasyon haritasını ayarlamıştı çoktan.

“Beş saat yolumuz var!” dedi arabayı çalıştırırken. Güneş yola çıkar çıkmaz siparişler tek tek arayıp iptal etmek zorunda kaldı ama bu şimdi hiç umurunda değildi. Bir an önce gidip Nadire’yi bulmak istiyordu.

“Nasıl emin oldun orada olduklarından?” dedi bir süre sonra aklına gelip.

“Telefon kaydından nüfus kağıdı bilgilerine de ulaşılıyor biliyorsun! Bir kaç da arkadaşım yardım etti tabi.” dedi Tuna.

“Neyse detaylara gerek yok zaten. Bulmuşsun ya!” dedi Güneş minnetle, “İnşallah arkadaşım da iyidir!”

“İyidir merak etme!”

Yol boyunca derin bir sessizliğe büründü Güneş, günlerdir Nadire ile olan tüm anıları kaplamıştı zihnini. Onun güzel masum hayalleri, küçük şeylere sevinmesi. Güneş mutlu olsun diye çabalamaları, iyi niyetleri. Gittiği evleri ve dizileri heyecanla anlatmaları. Gözlerinden yaşlar süzüldü durdu. Hayatta kalan son dalıydı o geçmişten. Tuna olmasa bu kadarına bile ulaşması imkansızdı elbette ama o da gelip tutmuştu ellerinden yine Nadire sayesinde.

“Ah arkadaşım! Hiç gitmeyecektin o insanlarla!” dedi içinden.

Tuna arabayı dar bir sokakta park ettiğinde artık hava kararmıştı. Işıkları yanan tek katlı evi göstererek “İşte burası!” dedi sanki duyacaklarmış gibi fısıltıyla.

“Biraz gerginim!” dedi Güneş.

Tuna yanına gelip elini tuttu onun “Ben buradayım merak etme!” dedi yine fısıltıyla.

Birlikte kapıya yürüdüler el ele ve Tuna zile uzandı.

İçeriden ayak sesleri geldi ve kapıyı açanın Nadire olması için nefesini tuttu Güneş. Nadire kapıyı açıp bir sevinç çığlığı atacak sonra onların boynuna atlayıp içeri davet edecekti.

Kapı açıldığında evin tembel oğlunun her zaman ki mutsuz yüzü göründü. Ferhat Güneş’i görünce tanıdı hemen. Hiç bir şey söylemeden aynı asıl suratla bağırdı içeriye “Anne!”

Çocuğun bağırdığını duyan anne ve babası kapıya geldiler merakla ama Güneş ve Tuna’yı tanımadılar elbette.

“Hayırdır kime bakmıştınız?” dedi Metehan bey gözlerini kısarak süzdü ikisini de.

“Bu Nadire ablamın arkadaşı!” dedi Ferhat eliyle zaten tam karşısında duran Güneş’i gösterip.

“Hangi arkadaşı?” dedi yenge yüzünü buruşturup.

“İstanbul da ki işte! Her akşam gittiği!”

Karı koca tuhaf bir yüz ifadesi ile baktılar Güneş’in yüzüne.

“Nadire yok mu?” dedi Tuna sabırsız bir sesle.

Metehan bey üste çıkmak ister gibi diklendi Tuna’ya, “Sen kimsin be! Ne yapacaksın yeğenimi?”

“Güneş’in sözlüsüyüm ben! Nadire’yi almaya geldik!”

Yenge sinirli bir kahkaha patlatınca Güneş’in içine bir hançer sokulmuş gibi hissetti. Nadire’nin burada olmadığını anlamıştı.

“Evlendi o!” dedi kadın elini beline koyarak.

“Ne evlenmesi?”

“Evlendi işte! Burada birine aşık oldu, bizde evlendirdik ikisini!”

“Bir haftanın içinde mi?”

“Aşk bu ne yapalım?”

“Nerede kız?” dedi Tuna artık sinirli bir sesle

“Evlendi dedik ya! Gidin kocasından alın sıkıyosa!”

Tuna diklenince Metehan bey daha da diklenmişti. İkisinin arasında bir tatsızlık olacağını anlayan Güneş girdi aralarına. Bu insanlarla bir şey halledilmeyeceği ortadaydı.

“Adresi verin, gider alırız biz!” dedi ters ters.

Metehan bey yazdı verdi bir kağıda, “Bir daha da kapımıza dayanmayın!” diye bir de nara attı arkalarından. Tuna’nın elini sımsıkı tuttu Güneş geri dönmesin diye arabaya bindiler. Kapı arkalarından hemen kapandı.

“Ne evlenmesi ya?” dedi Tuna hayretle, Güneş onu ilk kez öfkeli görüyordu. Az önce el ele tutuşmuşlar sözlü olduklarını söylemişlerdi. Şimdi sırası değildi ama karmakarışık duygular yaşıyordu o da

“Şu adrese gidelim biz hemen!”

“Ya burası tekin olmayan bir yerse?” dedi Tuna.

“Önce gidip bakalım, eğer tekin bir yer değilse, polise gideriz!”

On beş dakika sonra verilen adrese gelmişlerdi. Burası da bahçe içinde sıradan iki katlı bir evdi. Tuna bu kez hiç düşünmeden indi arabadan kapıya yürüdü. Güneş’te peşinden.

Kapıyı orta yaşlı bir kadın açtı bu kez. Hemen başındaki örtüyle yüzünü sakladı Tuna’yı görünce.

“Nadire’yi arıyoruz!” dedi Tuna dik dik.

Kadın irkilince Güneş araya girdi, “Evlendiğini duyduk da biz arkadaşlarıyız tebrik edecektik İstanbul’dan geldik!”

Kadın eliyle durun işareti yaptı bir şey söylemeden ve parmak uçlarında içeri girdi, birazdan yanında Nadire ile yeniden geri geldi. Nadire’den geri kalanlarla demek daha doğruydu belki. Kızın yüzü mosmor olmuş, dudağı patlamıştı, ayrıca bir ayağı da aksıyordu yürürken.

“Nadire!” dedi Güneş korkuyla öne atıldı.

Kadın eliyle “sus” işareti yaptı ona.

“Alın götürün bu garibi!” dedi ve kapıyı kapattı yüzlerine.

Nadire daha bir şey diyemeden yığılıverdi kapının önüne, Tuna yetişip tuttu onu hemen arabaya bindiler.

“Ah canım arkadaşım ne yapmışlar sana böyle?” diye ağlamaya başladı Güneş. Tuna arabanın navigasyonuna en yakın hastanenin adresini tanımlamıştı bile. Hastanenin acilinden Nadire’yi içeri sokuşlarından beş saat geçtikten sonra nihayet onu bir odaya aldılar. Zavallının bir kaburgası ve bir bacağı kırılmıştı. Neyse ki ameliyatsız atlatılabilecek kırıklardı ikisi de. Güçten düşmüş, vücudunun bir sürü yerinde çürükler vardı.

“Arkadaşınız fena halde darp edilmiş, polise haber verdik!” dedi doktor.

“Tamam!” dedi Güneş, bunu yapanların yanına kalmamalıydı zaten. Neler yapmışlardı bir hafta da bu kıza böyle. Daha dört beş gün önce mesajlaşmışlar Nadire her şeyin yolunda olduğunu yazmıştı. Ne ara evlenmiş, ne ara bu hale gelmişti bu kız? Kim bilir neler söyleyip kandırmışlardı zavallıyı.

“Hepsi benim suçum!” diye ağlıyordu sürekli, “Onu asla bu insanlarla göndermemeliydim. Benden başka kimsesi yoktu. Güzel giden şeylerin heyecanına kapıldım. Düşüncesiz davrandım!”

“Senin suçun değil, sen gitmemesini söyledin zaten. Nadire saf bir kız diyorsun kendin. Onlarla gitmezse kalacaklarını düşünmüş belli ki. Bunu çözüm sanmış zavallı!”

(devam edecek)

Güneşli günler – Bölüm 17’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s