Güneşli günler – Bölüm 2

“Bu arada dayım aradı, o asalak karısı ve oğluyla bize geleceklermiş iyi mi?”

“İyi ya azcık kalıp giderler, annenin de göresi gelmiştir kardeşini!”

“Yok öyle değil maalesef, dayımı işten çıkarmışlar, kirayı da ödeyemiyorlarmış. Gelelim hastasın, hem sana bakarız, hem yaşar gideriz beraber demiş”

“E Gülten teyze ne demiş?”

“Ne diyecek ‘gelin’ demiş. Annemi biliyorsun ölürsem sen ne yapacaksın deyip duruyor bana! Sanki kanser olan herkes ölüyor! “

“Öyle deme ya bak anneannem de ondan korkusuna olur demiş Arifin ailesine, bizi düşündükleri için oluyor bunlar!”

“E koca bulaymış annem de o zaman!” diye kahkaha attı Nadire, “Dayım ve ailesi nedir yani?”

“Dur bakalım sana da iyi olur, hiç değilse evin işi, yemeği yengen yapar sen de daha az yorulursun!”

“Hiç sanmam ama dur bakalım dediğin gibi!”

Aslında Nadire yanılmıyordu. Dayısı da, dayısının karısı da asalak gibi yaşamaya alışmışlardı. Yaşadıkları yerde herkese borç takıp, arsızlık yaptıkları ve artık barınamadıkları için Gülten hanımı aramışlardı. Dayısını işten çıkaralı da çok olmuştu zaten, kaçıncı işti bu başlayıp çıktığı. Oraları anlatmıyordu ablasına. Oğlanın da okul masrafları giderek artınca, “Ablamın yanına gidelim hiç değilse bunun masrafından kurtuluruz!” demişlerdi karı koca. Gülten hanım kocasından kalan maaşı ve kızının kazandıkları ile geçinip gidiyorlardı ana kız. Hastalandığından beri de çoğu paraları ilaca gidiyordu zaten. Kardeşi gelirse, çalışır keseleri büyür, hem de kendisi ölür giderse kızına sahip çıkarlar diye düşünmüştü. Metehan bey ablasından onayı alır almaz, eşyalarda satılacakları hemen okutmuş, evi boşaltıvermişti. Zaten kirada oturdukları ve uzun süredir çıkacağız diyerek kirayı ödemedikleri için ev sahibi bunlardan kurtulduğuna sevinmişti bile. Hiç değilse kira alabileceği yeni kiracılara evi yeniden verme şansı olmuştu böylece. Gülten hanımın yanına gelmeden önce gelinin ablasının yanına uğramışlardı. Onlar Samsun’da sahil kenarında yaşadıkları için, tatillerini de yapıp öyle gelmeye karar vermişlerdi çünkü. Yaklaşık bir ay kadar orada kalacaklar, sonra da büyük ihtimal kovulunca, Gülten hanımın yanına geleceklerdi.

Havalar artık ısındığı için mahalleli ayda bir de olsa hafta sonu şenlik yapmaya başlamıştı yeniden. İlk şenlikten önce Arif’in ailesi istemeye gelmişti bile Güneş’i. Necmiye hanım dünyanın hazırlığı yapmış, torunu ile evi baştan aşağı temizlemişti onlar gelecek diye. Güneş, başka yakınları olmadığı için Nadire’yi de çağırmıştı o gece, olur da mutfakta falan bir şaşkınlık yaparsa Nadire yardım edecekti ona. İsteme gerçekleşip, söz yüzükleri takılıp da Arif ve ailesi gittikten sonra Necmiye hanım uzun uzun ağlamıştı iki kıza sarılıp, Gülten hanım hasta olduğu için gelememişti ama Nadire video çekiyormuş gibi yapıp, annesine canlı yayında göstermişti tüm isteme olayını. Necmiye hanım kendi evinde, o kendi evinde ağlaşıp durmuşlardı mutluluktan. İkisi de darısı Nadire’ye diye dualar etmişlerdi.

Necmiye hanım artan her şeyden Nadire’ye paketleyip, yollamıştı komşusuna da. Nadire’yi istemeye geldiklerinde de aynılarını yapacağına söz vermişti kıza.

“En azından mahalleden gitmeyeceksin diye seviniyorum!” demişti Nadire o akşam ayrılırken Güneş’e, “Bir de buralardan gitsen ben ne yaparım sensiz.”

“Kaç kere söyleyeceğim sana, biz hiç ayrılmayacağız. Birlikte pastane açıp, işleteceğiz!” diye sarıldı arkadaşına Güneş’te.

Aslında anneannesinden ve mahalleden ayrılmayacağı için o da seviniyordu. Uzak bir yerde yaşayacak olsalardı anneannesini bırakıp nasıl giderdi buralardan. Kadıncağız iyice yaşlanmıştı artık. Eski toprak ne kadar sağlam olsalar da güçten düşüyorlardı yaşlanınca. Necmiye hanım yaşlanmış olsa da yine de hamur işlerini bırakamıyordu bir türlü. Mahallenin şenliği olunca hamuru halleden kadınların başına geçiyor gözlemelerin, bazlamaların hamurlarını yoğuruyordu alışık elleriyle.

Güneş’in sözlü olarak ilk mahalle şenliği olacaktı bu. Mahallenin gençleri kızlar, oğlanlar birbirlerini bu şenliklerde beğenirler, sözlü veya nişanlı olanlar da gözlerden sakınmadan rahatça vakit geçirirlerdi. O pazar şenlik alanı erkenden dolmaya başlamıştı yine. Necmiye hanım da kolları sıvamış sabahtan gelenler için hamurun başına geçmişti çoktan. Güneş’te anneannesi yorulmasın diye onun yanındaki yerini almıştı çoktan. Pazar günleri çalışmadığı için Nadire’de yardıma gelmişti onlara. Gülten hanımın yatağını camın kenarına çekmiş, penceresini açıp, onun da izlemesini sağlamıştı gelmeden. Eskiden hasta da olsa aralarına karışırken, şimdilerde daha yorgun hissettiği için gelemiyordu Gülten hanım şenliklere. Necmiye hanım kimseye dağıtmadan ilk pişenleri kızıyla yolladı komşusuna, Nadire çayı gelirken demlediği için gözlemelerle annesinin çayını verip hemen geri gelmişti koşa koşa. Öğlen olmadan Arif’in annesi ile babası da gelmişlerdi şenlik alanına. Arif’in o gün teknede çalışmak zorunda kaldığını haber verdiler Güneş’e. İşleri erken biterse patronu ile geleceklerdi akşam olmadan.

Kalabalık çoğalıp, çaylar, ayranlar içildikten sonra, davulcular, zurnacılar başladılar çalmaya. Tüm haftanın gerginliğinden bunalmış olanlar da, kâh halayla, kâh kollarını kaldıra kaldıra oynadılar bolca. Yeni gelenlere sürekli gözleme piştiğinden Güneş ve Nadire, Necmiye hanımın yanından ayrılmadılar ateş sönünceye kadar. Ateş sönüp, Arif’in çalıştığı teknenin sahibi de gelince Necmiye hanım adama sordu taze damadını. Arif’in teknede biraz daha işi kaldığını onu hallettikten sonra geleceğini söyledi o da.

Komşularla biraz daha oturduktan sonra, Necmiye hanım hem balık alacağından, hem de Arif gelip de gözlemesinden yiyemedi diye üzüldüğünden, Güneş’e “Şuradan bir ayran kap gel! Gözlemesini paketleyip, götürelim şu oğlana, ben de balık alacağım zaten. Onun paketini verir, alışverişimizi eder döneriz” dedi. Onlar gidince sıkılacağından Nadire’de eve geri dönmeye karar verdi. Annesini de daha fazla yalnız kalmamış olurdu böylece.

Herkes, yiyip içip eğlenirken, gürültüden de kafası şişen Necmiye hanım torunu ile beraber ağır ağır yürüdüler sahile. Yaşadıkları mahalleden deniz gözükmese de, yürüyerek yirmi dakika da iniliyordu teknelerin kalktığı yere, hemen ilerisinde de balık hali vardı zaten. Sabah erkenden balık tutmaya gidenler, halde satıyorlardı getirip tuttukları balıkları. Necmiye hanımda gücü yettiğince ve tabi mevsiminde haftada bir gün gidip alıyordu taze balıklardan.

Arif’in çalıştığı teknenin hangisi olduğunu bilmedikleri için bakına bakına okudular ismini nihayet. Güneş’i istemeye geldiklerinde Arif söylemişti adının teknenin. Güneş’in de çok sevdiği isimlerden biri olduğu için aklında kalıvermişti. “Zümrüdüanka” idi teknenin adı. Teknenin güvertesinde kimseyi göremeyince Necmiye hanım Güneş’i tek başına içeri göndermek istemediği için bir kaç kez “Arif!” diye seslense de yanıt alamadılar. İçeriden müzik sesi yükseldiği için Arif’in duymadığını düşünüp, Necmiye hanım çıkıverdi tekneye.

Güneş’in aklı çıktı anneannesi denize düşecek diye ama Neciye hanım sanki her gün tekneye iner binermiş gibi rahatça geçti güverteye. Elinde torba ile dümenin yanından tutuna tutuna merdivenleri inmesi ile çıkması bir oldu alı al moru mor. O hızla yeniden tekneye çıktığı yere yönelirken arkasından üzerini başını toparlayan Arif fırladı teknenin içinden.

“Allah belanı versin!” diye söylene söylene Güneş daha ne olduğunu anlamadan kızı tuttuğu gibi yürümeye başladı Necmiye hanım.

“Anneanne ne var? Ne oldu?” diye şaşkın şaşkın arkasına bakarken Güverte de Arif’in yanındaki kızı gördü Güneş’te

“Allah belasını versin bu Arif’in, benim ona verilecek kızım yok!” diye söylenmeye devam ederken anneannesi, Güneş’te ne düşüneceğini, ne diyeceğini bilemeden yürüdü onun peşi sıra. Balığı da unutup eve döndüklerinde Necmiye hanım hâlâ sakinleşememişti. Onlar eve girdikten yirmi dakika sonra Arif’te geldi.

“Göründüğü gibi değildi Necmiye teyze!” dedi süklüm püklüm

“Puh! Rezil seni, Fatma’nın kızı değil miydi o yanındaki, mahalleyi elden mi geçiriyorsun sen terbiyesiz! Biz de sana güvendik kızımızı veriyorduk bir daha! Git bir daha gözüm görmesin seni!”

(devam edecek)

Güneşli günler – Bölüm 2’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s