Güneşli günler – Bölüm 1

Güneş’in annesi babasını erken yaşta kaybedince, zavallı annesini hiç umursamayıp kendini gezip tozmaya vermişti. Necmiye hanımın kızına ne kadar nasihat etse, ne kadar korumaya çalışsa da laftan anlamıyordu. Sonunda bir adama aşık olduğunu söyleyip, evlenmek yerine onunla kaçınca Necmiye hanımda artık üzerine düşmeyi bıraktı. Sokaklar da gezip duracağına adamın yanında imam nikahı ile oturuyor diye düşünmüştü. Oturdukları semt İstanbul’un gece kondu bölgesiydi, insanlar bir arada yaşadıklarından laf, söz de, dostluk da bitmezdi. Her evde olan çabucak duyulurdu dört yandan. Kocası ölünce adı dula çıkınca, etraftan daha da çekinen Necmiye hanım bir de kızını zapt edemeyince çok üzülmüştü bu yüzden. Kaçtığı adam mahalleden değildi. Kız da kaçtıktan sonra mahalleden ayağını kesmişti. Kaçışının üzerinden daha dokuz ay dolmadan bir de kızı oldu. Adını da Güneş koydular. Necmiye hanım imam nikahlı damadından pek haz etmediği için evlerine gitmezken, torun olunca mecburen gelip gitmeye başladı. gelip gittikçe de gördü ki, kızı ayrı telden çalıyor, damadı ayrı telden. Gene de yuvaları mutlu olsun diye ses etmedi. Kızı zaten kocaya kaçmasına rağmen hâlâ laftan sözden anlayan biri değildi. Güneş iki yaşına gelene kadar bir arada zor durdular. Sonra bir gün kız kucağında Güneş’le annesinin kapısına dayandı. Kocası iki hafta önce kapıyı çekip gitmişti, iki haftadır hem çocuğa bakıp hem iş bulamadığı için kızı da çok daralmıştı. O yüzden getirip Güneş’i Necmiye hanıma bırakmaya karar vermişti. Zavallı Necmiye hanım kızının sahiden iş bulacağına inanıp torununu yanına aldı ama o günden sonra kızından bir daha hiç haber alamadı. Çocuğu annesine bırakıp kayıplara karışmıştı.

Başlangıçta çok göz yaşı döktü Necmiye hanım, küçücük çocukla kalakalmıştı. Çocuğun kaderine mi ağlasın, kendi haline mi ağlasın bilmiyordu. Ataları balkanlardan göçüp gelmişti Necmiye hanımın, ailesi nesiller boyu fırın işletmişti oralarda ama buraya geldikten sonra devam edememişlerdi. Yine de özel tariflerini çocuklarına öğretmişler, yok olup gitmesine izin vermemişlerdi. Necmiye hanım da kocası ölüp de tek başına kaldıktan sonra o tarifleri dışarıya yapmaya başlamış geçimini de böyle sürdürmüştü. Kızı tarifle falan ilgilenmediği için Güneş gelmese hepsi unutulup gidecekti. Küçüklüğünden beri anneannesinin tarifleri ile büyüyen Güneş liseyi bitirdiğinde hem hepsini güzelce öğrenmiş, hem de bütün işlerde artık iyice yaşlanan anneannesine yardım eder olmuştu. Bu işi de çok sevdiği ve elbette kanında da olduğu için üniversite olarak da iki yıllık pastacılık ve ekmekçilik bölümlerini yazmış ve sınavı da kazanmıştı.

Güneş’in mahallede en yakın arkadaşı Nadire’ydi. Nadire’de babasını küçükken kaybetmiş, hasta annesi ile yaşıyordu. Hem annesine bakıp, hem okula gittiği için liseden sonra okuyamamıştı. Onun yerine o da ekmekçi de işe girmişti. Ekmekçi de sonradan kapının önüne bir kaç masa atıp simitçiye çevirince, eli yüzü düzgün çalışan istiyorum diyerek Nadire’yi işten çıkarmış, o da bir komşularının desteği ile evlere temizliğe gitmeye başlamıştı. Nadire çirkin bir kız değildi ama ellerinde avuçlarında olmadığından öyle güzel ve bakımlı kıyafetleri de hiç olmamıştı. Fırıncının söyledikleri çok zoruna gitmiş ama üzülmesin diye bir tek Güneş’e anlatmış, annesine bir şey söylememişti. Güneş’in bir pastane açma hayali vardı, okulunu bitirip pastanesini açınca Nadire’yi de işe alacak ikisi birlikte çalışacaklardı. Nadire fırında ekmek yapmayı öğrenmişti en azından, kalanı da Güneş’ten öğrenirdi. İki kız akşamları kapının önüne oturup hayal kuruyorlardı durmadan.

“O zaman çok güzel kıyafetler alırız!” diyordu Nadire, temizliğe gittiği evlerdeki kadınların nasıl giyindiklerinden, bazılarının giyinme odaları bile olduğundan bahsediyordu özenerek. Güneş arkadaşını severek dinliyordu her zaman, onun güzel kıyafetler hayali hiç olmamıştı ama pastanesinde dünyanın en güzel pastalarını ve tabi anneannesinin gizli tariflerini de yapacaklardı. O zaman üzerinde pastanenin adı olan güzel önlükleri olacaktı. Her gün başka bir şey giymeleri gerekmeyecekti zaten. Nadire kazandıkları parayla güzel kıyafetler almayı hayal ederken, o da yeni malzemeler almayı hayal ediyordu. Pastanenin adını da “Güneşli Günler” koymuşlardı şimdilik.

Bu arada havalar ısınınca bazı hafta sonları mahallede şenlikler düzenlenirdi. Hayattan ve parasızlıktan yorulmuş mahalle halkı gecekonduların ilerisindeki ağaçlık alana kendilerine tahta masa ve sıralar yapmış, herkesin evinden getirdiği bir şeylerle yer içer eğlenirlerdi. Darbukası, zurnası, sazı olanlar alır gelirdi hemen. Güneş’in anneannesi de dahil elinden hamur işi gelenler bir araya gelir gözlemeler, bazlamalar açarlardı. Çocuklar koşturur, kadınlar sohbete dalar, erkekler de halaya dururlardı çoğu zaman. Gece yarısı olana kadar eğlenir, rahatlar sonra evlerine dağılırlardı. Tabi ağaçlıktaki çeşmede tabağı çanağı bir arada yıkayıp temizledikten sonra.

Mahalleye sonradan taşınan Arif ile o eğlencelerden birinde tanışmışlardı. Arif yine orada oturanlardan birinin turist gezdiren küçük teknesinde çalışıyordu. Patronu mahalleyi övünce o da ailesi ile birlikte bu tarafa gelmişti. Arifin annesi Güneş’i görünce beğenmiş, çöpsüz üzüm olduğunu öğrenince de hemen oğluna göstermişti. Sonra gelip Necmiye hanımla konuşmuş da artık mahallede görmeye alıştıkları Arif’i görünce kabul edivermişti torununu evlendirmeyi. Aslında Necmiye hanım öyle torununu evlenmeye zorlayacak biri değildi ama artık çok yaşlandığı için kızı emanet etmek istiyordu güvenilir bir aileye. Arif’in annesi babası da gerçekten çok düzgün iyi insanlardı. İki yıldır bu mahalledeydiler ve haklarında en ufak kötü bir konuşma duyulmamıştı. Arif, patronu Fahri ile tekneye gidip geliyordu. Babası emekli olmuşsa da geçim zor olduğundan bir iş hanında çaycılık yapıyordu. Annesi ev hanımıydı. Bir de evli kızları vardı. Onlar da Arif’i baş göz edip evini bilsin istiyorlardı. Mahalleliden Necmiye hanımın ne kadar iyi insan olduğunu dinleyip sonra kendileri de tanıyınca sevmişlerdi. Güneş zaten pırlanta gibi kızdı, herkes onu severdi. Hikayesi üzücüydü ama her ailede böyle şeyler oluyordu hele ki böyle gecekondu semtlerinde neler duyuyorlardı akşama kadar. Cahillik, parasızlık gençlerin kolayca yoldan çıkmasına neden oluyordu. Güneş okumuş kızdı en azından, annesinin cahilliği onda yoktu. Aklı başında anneannesinin sağ koluydu. İyi yürekliliği, becerikliliği herkesin dilindeydi. Arif lise mezunuydu ama efendi bir çocuktu herkesin gözünde. Patronu da ondan memnundu. Aynı mahallede olmaları da şanstı, düğün dernekleri burada olur evlerini de burada kurarlardı.

Güneş Arif’i tanıyor seviyor ama aklına hiç evlilik getirmiyordu. Anneannesi Arif’in annesinin söylediklerini söyleyince çok şaşırdı o yüzden.

“Anneanne nereden çıktı şimdi bu, ben daha okuyorum, pastane açacağım ileride! Evlenmeye vaktim bile yok! Ayrıca ben Arif’i ağabey gibi görüyorum hiç aklıma başka şey gelmedi.”

“Kızım daha iyi ya beraber yaparsınız, bak ben çok yaşlandım artık. Nikahta keramet vardır hem! Ben iyice soruşturdum, aile iyi aile, öyle sana eziyetleri olacak insanlar değiller! Üzme beni kabul et!”

Güneş bütün hayatını ona adayan anneannesini elbette üzmek istemiyordu. Nadire’ye anlattı hemen.

“Ne dedin peki?” dedi Nadire merakla.

“Olur dedim ne diyeceğim!”

“Kız Arif yakışıklı çocuk! Bak evlenip beni unutursan bozuşuruz ona göre, pastanede beni işe alacaksın söz verdin!”

“Senden asla vazgeçmem merak etme sen, ne olursa olsun biz hep birlikte olacağız!” dedi Güneş gülerek.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s