Yüzü olmayan melek – Bölüm 16

Cenk Efsun’un annesi ile konuştuklarını duyduğunu tahmin etmişti, bir anda çekip gitmesinden. Öyle bir gitmişti ki sevdiği kadın, arkasında bütün eşyalarını bırakmayı göze almıştı, çok sevdiği çizim malzemelerini ve yarım kalan işlerini bile. Yengesi ile evlenmeyi hiç istememişti, Efsun’u tanıdığında ve onunla evlenme hayalleri kurduklarında, hatta teklif ettiğinde ağabeyinin hayattan ayrılıvereceğini ve hayatın onu böyle bir göreve zorlayacağını bilemezdi ki. Cenaze için memleketine geldikten sonra olan her şeyi Efsun’a anlatmalıydı biliyordu ama yapamadı. Ona evleneceklerini vaat etmişti, mezun olduktan sonra yetimhanede kalamayacağını ve tek başına olacağını biliyordu. Eğer söylese Efsun onunla gelmez, bir anda hazırlıksız olarak tek başına kalırdı. Sahte nikah işi daha da büyük bir hataydı, annesi, Efsun’a gerçeği söylerse onun kabul etmeyeceğine onu ikna edince ikna oluvermişti birden. Yengesinin Cenk ile evlenmek istemediğini zaten biliyordu. Kızcağız Efsun’la nikahları olana değin ailesinin yanına gönderilmişti hem bu olaya şahit olmasın hem de Efsun’la hemen yüz yüze gelmesinler diye ama onun da her gün ağladığı haberi kardeşlerinden geliyordu. Kim isterdi ki sevdiği ve iki çocuk doğurduğu kocasını kaybedip de kardeşi gördüğü kayınbiraderi ile nikahlanmayı. Cenk’in çok iyi bir insan olduğunu, nikahlı da olsalar ona el sürmeyeceğini biliyordu elbette ama ne acısını ne düştüğü durumun utancını bastıramıyordu. Ailesi razıydı böyle olmasına, iki çocukla kızlarını ancak yaşı ilerlemiş birine verebilirlerdi bu durumda. Dul kalması uygun değildi hele ki bu yaşta, anne babasına bir şey olsa kim bilir bu topraklarda başına ne işler gelirdi. Hayatı boyunca hiç çalışmamıştı üstelik gencecik yaşta evlenmişti. Sevmişti kocasını ama başında eri olmadan yaşamına devam etmek için şans bırakılmamıştı elinde. Okutulmamış, çalıştırılmamış, insan içine fazla çıkarılmamıştı, hepsinden de kötüsü yok sayılmış, kararı, isteği sorulmamıştı. Sözde yetişkin iki çocuklu, oy sahibi bir anneydi. Kendi hayatı hakkında karar alma gücü bile elinden alınmış kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkı verilmişti bu ülkede neredeyse iki nesil önce.

“Haklar verilmez, alınır!” derdi eskiler, yaşamın eskiden beri adil olmasının önüne insan eliyle geçildiğinin ve bunun gelenek haline geldiğinin ispatıydı bu cümle zaten.

Elinde kalan tek özgürlüğünü kullanıyordu o da çaresiz, ağlıyordu. Gece, gündüz demeden ağlıyordu. Çocuklar hem babalarını, hem de karşılarında duran annelerini kaybetmiş gibiydiler. Anneleri ağladıkça onlar da ağlıyordu. Seçme ve seçilme hakkı verilmiş ama kullanmaması için her engele takılmış olan bir annenin babasız kalmış çocukları bu ülkenin geleceği olacak, amcalarına baba demek zorunda olacaklardı. Annenin nikahlandığı her erkek “baba” olabilir miydi?

Gül hanım, Efsun’un kaçmasına sevinmişti, bunca emekten önce kaçıp kendini kurtarsa çok daha iyi olurdu elbette ama en azından aileye dahil olmadan, yaşadıkları karmaşaya karmaşa katmadan kız kendi rızası ile gitmişti. Kızı kandırmayı o da istemezdi elbette ama oğlu ısrar edince başka çaresi kalmamıştı. Cenk’in çok üzüldüğünün farkındaydı ama o da ailesi için sorumluluk almanın bir bedeli olduğunu öğrenecekti annesi gibi. Unutacaktı eninde sonunda. Eğlence yerinde bekleyen kuzenlere eğlenceye devam edilmeyeceği haber verildi. Cenk otobüslerin birinin havaalanına gittiğini öğrenince, orada çalışan arkadaşını arayıp zaten iki firmanın uçtuğu o gece uçaklardan birinde Efsun’un olup olmadığını kontrol ettirmişti. Efsun geri dönmüştü, O kadar haklıydı ki! Cenk kendini nasıl affettireceğini bile bilmiyordu.

“Ben olsam asla affetmem!” dedi kız kardeşleri

“Kendi kabul etmeyeceğiniz bir şeyi bir başkasına kabul ettirmeme neden göz yumdunuz o halde!” demeyi akıl etmedi Cenk.

Aradı, mesajlar attı, sadece bir kez olsun yüz yüze konuşmayı talep etti ama ne çare. Hiç birine dönüş gelmedi. Efsun çoktan engellemişti onun numarasını.

Efsun cenazeden gelince annesinden kalan dosyayı aldı yatağın üzerine oturdu ve sadece kapağını kaldırmaya cesaret etti, en üstte yıllar önce çizdiği yüzsüz melek resmi duruyordu. Kaya bey demek onu da annesine vermişti. Annesini hatırlamayan bir çocuğun çizdiği anne tasviri. Efsun için yüzünü bilmediği koruyucu melekti o resimdeki, annesi, Kaya bey ve ona kol kanat geren herkesti belki de kanatlarıyla ama yüzünü bilmedikleri olarak sadece ikisiydi. Dosyanın içinde onun daha küçükken çizdiği resimler, yetimhanede çekilmiş fotoğrafları vardı. Her biri yıpranmaması için ayrı ayrı naylon dosyalara konulmuştu. Bazılarının arkasında tarihler vardı. Kaya bey o büyürken annesine onunla ilgili her şeyi göndermişti belli ki, tabi yetimhane müdürünün de desteği ile. Annesinin bu dosyadakilere bakarken neler düşünmüş olabileceğini düşündü gözlerinden yine yaşlar boşalmaya başlayınca kapattı ve uzandı yatağa. Zavallı Kaya beyin toprağa veriliş anı geldi gözünün önüne, dertop olmuş beyaz örtünün içinde hiç bir şeyden habersiz bir bedene dönüşmüştü meleği. Daha önce hiç cenaze de görmemişti Efsun. Sami beyin desteği olmasa günü şaşkın şaşkın geçirebilirdi ama neyse ki adamcağız her şeyi kontrol etmeyi başarıyordu. Avukatların böyle işlerle ilgilendiklerini hiç bilmezdi Efsun ama Sami beyin sadece avukat değil aynı zamanda Kaya beyi çok seven bir aile dostları olduğunu o gün öğrenmişti. Erdoğan öldüğünde Kaya beyin işlerini halleden diğer avukat Sami beyin babasıydı zaten. Kaya bey gibi iyi bir insanın başına bunca felaket gelmiş olması da ayrıca çok üzücüydü. İyilerin kazanamadığı bir dünyada mutluluk nasıl bulunabiliyordu acaba.

“Mutluluk insanın dışında değil, içindedir. Varılacak yer değil, yolun kendisidir!” diyen bir öğretmenleri olduğunu hatırlıyordu. Matematik öğretmeni olmasına rağmen belki de sahipsiz oldukları için hayat hakkında çok öğütler verirdi onlara. O zamanlar dersin içinde öylesine söylenmiş gibi gelen bu sözler yaş aldıkça anlam kazanmaya başlamıştı Efsun’un hayatında. Unuttuğunu sandığı pek çoğunu hatırlıyordu artık.

Ertesi gün Sami bey yine onu almaya geldi yetimhaneden, bu defa onun bürosuna gittiler. Kaya beyin vasiyeti kapalı bir zarfın içinde duruyordu. Sami bey ile yazdıkları ve notere onaylandığı için Sami bey içinde yazanları biliyordu elbette ama şimdi Efsun’a okuması gerekiyordu.

Vasiyet sona erdiğinde Efsun sandalyede öylece oturmuş Sami beye bakıyordu şaşkınlıkla, “Her şeyi mi?” diyebildi.

“Evet her şeyi!”

“Siz olsanız ne yapardınız?” dedi Efsun çaresizce.

“Kabul ederdim.” dedi Sami bey, “Biliyor musunuz, hepimiz bazı istekler de bulunur, dualar ederiz. Bunlar bize geldiğinde ise nedense ya kendimizi layık görmeyiz, ya geldiğini anlamayız, ya da sizin gibi başkası aracılığı ile gelebileceğini düşünemeyiz. Düşünsenize siz yetimhanede bir gelecek istemediniz mi dualarında, bir ev, hayatınızı sürdürebilecek bir para!”

“İstedim elbette!”

“Peki aileniz olmadığına ve devlet sizin durumunuzdaki çocuklara on sekizinden sonra herhangi bir destek sağlamadığına göre bunun nasıl olmasını hayal etmiştiniz. Kendiniz mezun olur olmaz hazır bir iş bulup, tüm bunları elde edecek paraya bir anda sahip olarak mı? Sizce bu kısa vadede mümkün mü?”

“Hayır!” dedi Efsun yine şaşkın şaşkın.

“Bakın bunlar benim üzerime vazife değil ama dualarınızın karşılığı Kaya bey aracılığı ile size ulaştırılmışken bunu neden ret edesiniz?”

“Ben hiç böyle düşünmemiştim.”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s