Yüzü olmayan melek – Bölüm 13

Kaya bey giderek bitkinleşse de anlatmaya devam ediyordu. Arada durup nefesini toparlamaya çalışıyor, bir iki öksürüyor sonra yeniden başlıyordu. Efsun onu bölüp yormamak için sessizce bekliyordu bu anlarda.

“Bir süre sonra orayı kendine mesken edindi, bu ipe sapa gelmez arkadaşları, tuhaf kızlarla orada yatıp kalkmaya başladı. Biz de hiç değilse evde gözümüzün önünde diye depoyu mesken edinmesine ses etmedik. Komşulardan falan çok şikayet geliyordu, çoğu zaman polis kapımıza dayanırdı ama kocaman oğlan laftan sözden anlamıyordu ki. Neyse lafı uzatmayayım, bir gün bir baktık yanında genç bir kadın kucağında da bir çocuk. Nereden bulmuşsa kızı ben size bakarım diye kandırmış getirmiş. Bizim oraya girmemizi de yasakladığı için gidip konuşamıyoruz kızla ama deponun bir çocuğa göre olmadığı aşikâr.”

Efsun bir şeyler sormak istiyordu araya girip ama Kaya bey zaten o kadar zorla anlatıyordu ki kesip ayrıca yormak istemiyordu onu. Başına korkunç bir ağrı saplanmıştı ayrıca, uykusu dağılmış olsa da gözlerini sürekli kırpıştırıp açık tutmaya, anlatılanların bir kelimesini bile kaçırmamaya çalışıyordu.

“Oğlan arada içki, sigara almaya çıkıyordu Allah’tan. Bir gün onun çıkmasını kollayıp hemen depoya gittim. Kız beni görünce korktu önce, ‘Kızım sen kimsin? Bunun peşine takılıp bu çocukla niye bu depoya hapsoldun?’ diye sordum. Allah var önce çocuk Erdoğan’ın sandık karı koca. Meğerse kızcağızın kocası ölmüş, ortada kalmış, nasıl olmuşsa karşısına bizim oğlan çıkmış, kızı kandırmış ben sana da çocuğuna da gül gibi bakarım diye almış getirmiş. Kız bunun müptela olduğunu da anlamamış önceleri, şimdi depodan çıkmasını bile yasaklıyormuş. Çocuğa bezle mama almaya gitmiş zaten. ‘Kızım bu kendine bakamıyor size nasıl bakacak? Yok mu anan baban, konuşalım gelip seni alsınlar.’ dedim o sırada Yüksel seslendi ki oğlan geliyor. Kız da paniğe kapıldı belli eziyet ediyor kıza. Mecburen döndüm eve ama karı koca aklımız kızla bebekte, çekiyor bizim salak, kıza da bebeğe de bir şey yapsa ne yaparız?”

Adam sanki o günleri yaşıyor gibi anlattıkça, Efsun’da sanki anlatılan kişileri tanıyormuş gibi dinlemeye başlamıştı. Kafası o kadar durmuştu ki, bu hikayeyi neden dinlediğini bile düşünüp, sorgulayacak hali yoktu.

“Neyse ki çocuğun ihtiyaçlarını karşılıyordu hayta ve tabi kendi sigara içkisi için değil onun içinde bir şeyler alıp gelmesi gerekiyordu. Yüksel ile ikimiz pencerelerden depoyu gözetler olmuştuk, oğlan çıksa gitse de kızla konuşsak diye. Gelenleri gidenleri de eksilmediği için çoğu zaman depoda başkaları varken çıkıp gidiyordu Erdoğan, öyle olunca gidip konuşamıyorduk tabi. Mecbur bekledik. Yüksel bir ara polisi arayalım dedi ama oğlan bizim, kız gönlüyle gelmiş, ikisi de yetişkin ne diyelim? Erdoğan’ın depoda başka kimse yokken çıkıp gittiğini görünce ben hemen koştum depoya yine. Kızın yüzündeki o koca morluğu da görünce iyice kötü oldum. ‘Kızım bu iş böyle olmaz! Bebeğe vurmuyor değil mi?’ dedim korkarak. ‘Yok’ dedi kız ama çekip çekip kızı pataklıyormuş. Tabi bana o kadar diyor daha kim bilir ne halt ettiğini. Kız başladı ağlamaya ama çaresiz o da korkmuş, gidecek yeri de yok! Erdoğan bu sefer çabuk dönünce, Yüksel seslendi gene konuşamadık döndüm eve. Yüksel’e konuştuk, oğlanla söyleyelim bari eve gelsin kalsınlar. Hiç değilse bebeği kurtarmış oluruz. Ertesi gün ben gittim çaldım deponun kapısını. Kız beni görünce korktu iyice, Yüksel ile planladığımız gibi Erdoğan ile konuştum, daha ben sözümü tamamlamadan döndü kıza iki tane tokat patlattı. ‘Ne ara anlattın ihtiyarlara?’ diye bağırıyor bir yandan. Kız can havliyle bebeği kaptı yanımdan geçti doğru bizim eve, Erdoğan’da peşinden. Tabi ben de arkalarından. Yüksel onların geldiğini görünce hemen bebeği kızın elinden kapmış Allah’tan. Bizim oğlan kızı saçından yakaladığı gibi vurdu yere. Durduramıyoruz, iri, genç adam Kafa uçmuş belli. Kızı da bizi de öldürecek. Ben arkadan gideyim kollarından tutayım diyesiye, kız sehpanın üzerindeki mermer şamdanı kaptığı gibi geçirdi bunun kafasına. “

Efsun gözleri kocaman açılmış dinlemeye başlamıştı hikayenin devamını, az önce açık tutmakta zorlandığı gözleri stresten kocamandı şimdi.

“Oracıkta gitti bizi oğlan! Yüksel ile ben şoktayız. Kız ayrı şokta. Öylece kala kaldık hepimiz. Bebek ağlamaya başlayınca, ‘Ambulans!’ dedi Yüksel, ben hemen telefona koşturdum ama oğlanın nabzı yok baktım. Kız gözlerini oğlana dikti kaldı öylece. Yüksel bebeği avutuyor. ‘Hapse gireceğim!’ dedi kız sonra birden. Erdoğan’ın nabzı yok biliyorum ama stresten düşünemiyorum bile, sanıyorum ki ambulans gelecek oğlan iyileşecek. ‘Ne olur Hande’ye siz bakın’ diye yalvarıp ağlamaya başladı kız sonra. Biz öylece bakıyoruz aval aval kızın yüzüne karı koca şoka girdik. Sonra ambulans geldi, Erdoğan’ın halini görüp olayı dinleyince polisi aradılar. Erdoğan canlanmadı tabi. Biz ancak polisler gelince idrak ettik ki oğlumuz öldü. Bebek hâlâ Yüksel’de bu arada ama ne yaptığının farkında bile değil. Erdoğan’ı alıp götürdüler ambulansla. Hepimizin ifadesini aldılar. Kız yaptığını saklamadı. Kendini savunuyordu, hepimizi savunuyordu. Biz de doğruladık. Kızı alıp götürdüler bir kaldık bebek ile evde! Hâlâ anlamadın mı?”

“Bebek? O ben miyim?” dedi Efsun uykudan uyanır gibi, “O bebek ben miyim?” diye tekrarladı sonra kendi söylediğine inanmamış gibi.

“Sensin.” dedi adam “Erdoğan’ın öldüğünü anladığı andan itibaren Yüksel’in zihni karmakarışık oldu. Bir hafta her gece bağırdı. Kızı hapse attılar, ben Yüksel’e mi üzüleyim, Erdoğan’a mı, bebeğe mi, kıza mı uzun süre bilemedim ne yaptığımı ama mecbur baktım ikisine de. Kız giderken yurda yollamayın kızımı diye yalvardı ama tek başıma nasıl idare edeyim her şeyi. Direndim iki üç ay, baktım ikinize de ama Yüksel sonunda bu çocuğu istemiyorum evde diye krize girince yapacak bir şey kalmadı. Biz senin ailen değildik ama başına gelenlerden sorumluyduk. Annene söz vermiştim ama benim de gücüm kalmamıştı. Avukatla konuştum, o zaman başka biri vardı, bu genç olan değil. Yetimhaneyi buldu araştırdı, seni götürüp oraya bıraktı. Nüfus kağıdın annenin çantasından çıktı. Adın Efsun’muş meğer, bizim oğlan sevmemiş bu adı Hande dedirtiyormuş sana, annenin de ağzı alışmış öyle deyivermiş bize. Baban ölmüş, annen kaçıp evlendiği için ailesi onu istememiş, evlatlıktan reddetmişler. Kimi kimsesi olmadan ortada kalmış garip kocası ölünce. Kocasının ailesi de sahip çıkmamış buna niyeyse. Hapse düşünce de kimse çıkıp gelmedi. Ben senin çizdiğin resimleri yetimhaneden gelen fotoğraflarını hep ona gönderdim yıllarca. Seni ellerimizle büyütemedik ama hep kolladım bu yüzden. Yüksel de Erdoğan’dan iki yıl sonra öldü. Dayanamadı bu kadar acıya zavallı, hiç düzelmedi onun da aklı”

“Annem?” dedi Efsun zorla konuşarak.

“Ne yazık ki o da cezası tamamlanmadan kansere yakalandı yedi yıl önce öldü. Seni bir kez görmeyi çok istiyordu. O ölünce eşyalarını bana verdiler. Senin resimlerin hepsi avukatta bir çantada duruyor. Annenden kalan başka bir kaç şey de öyle. Annen Isparta’lı imiş, cenazesini oraya götürüp defnettik. Hiç değilse kendi memleketinde yatsın kızcağız. Avukat sana her bilgiyi verecek, mezarın yeri de dahil.”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s