Yüzü olmayan melek – Bölüm 6

Cenk’in kız kardeşi Elvan’ın özel gün elbiseleri diken arkadaşları ertesi gün gelip Efsun’un ölçülerini alacaktı. Düğün sonra yapılacağı için gelinlik şimdi dikilecekti.

“Aile içinde olacaksan gelinlik düğüne kalabilir!” dedi Efsun nezaketle.

“Annem böyle olsun istiyor!” dedi Cenk. Gül hanımın söz ve kararlarının burada kanun olduğunu daha ilk günden anlamaya başlamıştı Efsun.

Akşama Gül hanımın misafirleri geleceği için Cenk ilk günden Efsun sıkılmasın diye onu dışarıda yemeğe götürecekti. Bu yüzden hiç eve uğramadan bölgenin en meşhur lokantasına gittiler.

“O kadar çok yedim ki bu gün hiç aç değilim!” dedi Efsun karnını ovalayarak.

“Hemen yemek zorunda değiliz, buranın çok güzel bir bahçesi var, sahibi aile dostumuz. Oturup sohbet eder, acıkınca yeriz!” dedi Cenk.

Böylece masaların arasından geçip, bahçedeki kameriyelerden birinin altındaki sedirlere oturdular. Akşamın tatlı esintisi, kameriyelerden sarkan sarmaşıkların dallarını hafif hafif uçuruyordu. Ortasına pirinç bir mangal konulan kameriyenin zeminine yine güzel desenli yuvarlak bir kilim serilmişti. Oturdukları sedirler yine daire şeklinde olarak mangalı çevreliyordu. Mangalın üzerindeki küllerin sıcak olduğu belli oluyordu.

“Yemek sonrası burada kahve içiliyor!” diye açıkladı Cenk mangalı göstererek.

“Çok keyifli bir yer burası!”

“Bizim öğrencilik hayatımızdan çok farklıdır buralar! Yaşadıkça anlayacaksın!”

“Böyle sıkışık bir zamanda gelmekle iyi mi ettim bilmiyorum ama buraları merak ettim gerçekten!” dedi Efsun etrafını izlemeye devam ederken.

“Bu şekilde olmasını bende istemezdim ama seni orada tek başına bırakıp da gelemezdim biliyorsun. Her şey yoluna girecek. Önemli olan ikimizin olması değil mi?”

“Evet elbette!”

Geç saatte kadar oyalandılar o restoranda, sonra kalkıp eve gittiler. Gittiklerinde tüm aile avluda oturuyorlardı. Akşamları dışarısı daha serin olduğundan böyle tercih edildiğini söylemişti Cenk. Misafirler gitmişti belli ki. Çocuklar kendi aralarında bir köşeye gruplanmışlar, diğerleri de sedirlere ve yere atılan minderlere yayılmışlardı.

Onları görür görmez Elvan “Yenge yarın saat birde gelecek gelinlikçi!” dedi gülerek.

Yenge sözü garibine gitti önce Efsun’un ama aileden olunca ona böyle hitap edeceklerini düşününce gülümsedi. Aile arasında ki bu tür ilişkilerin isimlerine de yabancıydı. Kayınvalide, gelin, damat tamamdı da, enişte, yenge, elti, bacanak hepsini birbirine karıştırırdı. Bu büyük aile sayesinde belli ki her birine aşina olacaktı.

“Tamam teşekkür ederim!” diye yanıtladı Elvan’ı. Cenk götürüp kız kardeşlerinin yanına oturttu Efsun’u, o da annesi ile bir şey konuşacağını söyleyip içeri girdi.

Onlar gelince çalışanlar dahil yine bütün yüzler Efsun’a döndüğü için ne söyleyeceğini elini kolunu nereye koyacağını bilemiyordu. Sadece mahcup bir şekilde gülümseyerek o da onlara bakıp başını önüne eğdi.

Elvan’ın ablası Mercan “Beğendin mi buraları?” diye sordu onun utandığını anlayınca.

“Evet daha önce hiç gelmemiştim. Aslında şehir bile değiştirmemiştim Çok güzelmiş buralar!” dedi

“Farklıdır buralar dışarıdan gelene, zamanla alışırsın ama alışınca da çok seversin!” dedi Mercan.

Hepsi Efsun’un yetimhanede büyüdüğünü önceden bildikleri için ailesi ya da memleketi hakkında bir şey soramıyorlardı. Hâl böyle olunca da karşılıklı konuşacak fazla konu olmuyordu, neyse ki Cenk fazla uzatmadan geri geldi.

“Seni odana bırakayım artık yorulduk dinlenelim” diyerek Efsun’u kaldırdı ve birlikte odaya gittiler.

“Sen de mi geleceksin” dedi Efsun şaşkın şaşkın Cenk onunla odaya girince.

Cenk gülmeye başladı.

“Biz evlenmeye geldik buraya hatırladın mı?” dedi önce, “Merak etme, kalmaya gelmedim. Odayı bende görmek için geldim, bir ihtiyacın var mı diye?”

Efsun’da güldü bu sefer “Biraz büyük bir masa iyi olurdu aslında varsa yani çizimler için. Aslında avluyu kullansam sorun olur mu çok keyifli orası”

“Yok annem sorar şimdi işin olduğunu öğrenmesin diye konuşmuştuk ya! Ben masa ayarlarım sen dert etme! En güzel odayı vermişler sana!”

“Evet rahat gerçekten, aydınlık ve ferah! Bir de sen olmadığında bana öğle yemeği hazırlamasalar söylesen, biliyorsun ben o kadar yiyemiyorum, eziyet olmasın boş yere!”

“Tamam merak etme, düğünden önce gelinimi şişmanlatmayın derim!” diye güldü Cenk, “Annem seni çıtı pıtı görünce şişmanlatmak istemiştir kesin!”

“Sence annen beni sevdi mi?”

“Henüz tanıştınız, annem ciddi durur ama kalbi kocamandır, seni sevmemesi için de bir neden yok!”

“Emin misin?”

“Evet elbette eminim, sen dinlen haydi, ben de gidip uyuyacağım hemen kahvaltıda görüşürüz, uyandırmaya gelirim!” diyerek alından öptü Efsun’u ve çıktı odadan Cenk

Öğlene kadar uyumuş olmasına rağmen, Efsun’da gerçekten yorgun hissediyordu kendini. Hava değişikliğinden etkilenmişti büyük ihtimalle. Çantasından pijamalarını çıkarıp giyindi ve güzel yatak örtüsünü kaldırıp mevsime uygun hazırlanmış pikenin altına girdi hemen. Gerçekten de evlenmeye gelmişti buraya, yarın gelinlikçi gelecekti ama o daha nasıl bir gelinlik istediğini bile düşünmemişti. Kendi kendine gelinlikle ilgili hayal kurarken uyuyakaldı.

Sabah Cenk’in araması ile uyandı.

“Haydi prenses burada gün erken başlar demiştim sana!” dedi Cenk esneyerek “Giyinip kapına geliyorum birazdan hazır ol!”

“Günaydın! Tamam!” dedi Efsun, pencereden dışarı baktı, ışıl ışıldı gün. Tarlalara doğru yürüyen insanları gördü, gerindi ve temiz kıyafetlerini giyer giymez, kapısı vuruldu

“Geldim!” dedi Cenk’in sesi.

Efsun hemen kapısını açıp çıktı onunla.

Aile tam olarak masanın etrafındaydı kahvaltı için, kocaman masanın üzerinde bir karış boş yer kalmayacak şekilde kahvaltılıklar yerleştirilmişti. Bolca yeşillik olması hoşuna gitti Efsun’un, masadaki tüm taze ürünlerin kendi yetiştirdikleri olduğunu söylediler hemen, süt ve yumurta da öyleydi tabi. Şehirde pastörize süt içenlerin midelerine başta biraz ağır gelse de buranın sütü çok güzel olurdu. Hayvanları çok özel otlarla besliyorlardı sütün lezzetli olabilmesi için. Cenk uzun uzun sütün ve etin tadının hayvanın yediği ve yaşamı ile nasıl ilgili olduğunu anlattı.

Onun bu kadar çok şey biliyor olması Efsun’un hoşuna gidiyordu. Kahvaltıdan sonra herkes avluya çıktı ve isteyen çay, isteyen kahvesini içti. Sonrasında Gül hanım Cenk ve Efsun’dan onunla içeri gelmelerini isteyince, ikisi de kalkıp onun arkasından büyük bir odaya girdiler.

Büyük bir masa, büyük koltuklarla döşenmiş bir odaydı burası. Gül hanım onlara oturmalarını işaret ettikten sonra seyyar bir askılıkta duran ve elbise kılıfına doğru uzandı, fermuarını açtı ve içindeki elbiseyi çıkarıp onlara doğru uzattı.

“Bu benim gelinliğim!” dedi Efsun’a, “Benden önce de eşimin annesine aitmiş! Gördüğün gibi oldukça değerli bir giysi. Oğlumun karısının da bunu giymesini istiyorum.”

Efsun hayalindeki gelinliğe hiç benzemeyen ve onun bedenine göre de epeyce geniş olan gelinliğe baktı. Kötü olduğunu kimse iddia edemezdi, ancak o kadar gösterişli ve süslüydü ki, Efsun bunun içinde kendini bir türlü hayal edemiyordu. Tam bir şey diyecekti, Cenk araya girdi.

“Biz de bir gelenektir bu. Elvan’ın arkadaşı gelince bu gelinliği senin ölçülerine getirmek için bakacak. Düğünümüz olduğunda sana istediğin gelinliği alacağız ama annem nikahta geleneği bozmayıp bunu giymeni istiyor!”

Bunun itiraz edilemez bir konu olduğunu anlamıştı Efsun, sonuç olarak aile içinde bir nikah töreninde giyecekti zaten.

“Tamam” dedi mecburen, Gül hanımı gülümserken gördü böylece ilk kez.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s