Yüzü olmayan melek – Bölüm 4

Aslında Efsun’un çizimlerini gönderdiği yayınevlerinin birinden cevap gelmişti ve Efsun heyecanla bunu Cenk’e anlatmayı planlarken o annesinin çalışmasını istemediğini söylemişti. Başlangıçta Efsun’un bir yere gidip çalışması gerekmiyordu. Çizimleri yapıp bilgisayar üzerinden gönderecekti, yayınevinin grafikeri doğum iznine ayrılacağı için öncelikle bu şekilde çalışmaya karar vermişlerdi. Duruma göre belki de bu şekilde devam edebilirlerdi. Kız doğum iznine ayrıldıktan sonra da Efsun’u çağırabilirlerdi bir ihtimal ama kesin değildi. Bu arada Efsun kızın kaldığı yerden devam edebilmek için onun çalışmalarını inceleyerek işbirliği yapacaktı. Doğuma henüz beş altı ayı vardı. O doğum izninden döndükten sonra da Efsun’u başka bir projede görevlendireceklerdi. Efsun bu haberi aldığından neredeyse sevinçten havalara uçacaktı. Resim sevgisi şimdiden onun mesleği olmuştu bile, öğretmenliğe başladıktan sonra da bu işe devam edebilecekti. Bunca zaman hayalini kurduğu şekilde her şey yolunda gidiyordu. Cenk’in ailesindeki bu zor dönemde atlatıldıktan sonra her şey harika olacaktı. Yani Efsun böyle olmasını umuyordu aslında. Doğru kararlar alıp almadığından bir türlü emin olamıyordu. En çok böyle zamanlarda bir ailesi olmamasına üzülüyordu zaten. Her şeyi danışabileceği bir anne, bir ablaya çok ihtiyacı oluyordu. Elbette onu çok seven ve değer veren pek çok insan tanıyordu, özellikle yetimhanede ama bir ailenin olması çok başka bir şey olmalıydı. Belki Cenk ile gidince onun ailesinin içinde bu eksikliğini biraz olsun giderebilirdi. Hayatında ilk kez bir ailesi olacaktı, hem de kocaman bir aile. Tıpkı okuduğu hikayelerde olduğu gibi mutlu bir sürü insan bir arada olacaklar, her zorluğu birlikte aşacaklardı.

Zaman çabucak akıp gitti ve Efsun’un mezuniyet töreni yetimhaneden gelen sevenleri ve Cenk’in katılımı ile sona erdi. Herkes onunla gurur duyuyordu. Okul ikincisi olarak mezun olmuştu. Artık çocuklara harika bir öğretmen olmaya hazırdı. Herkes Cenk’in ağabeyinin kaybını bildiği için nikahla ilgili bir şey sormadılar. Asında tarih konusunda Efsun’un da bir bilgisi yoktu çünkü o da aynı sebepten bunu soramamıştı. Düğün sonra yapılacak dendiği için birilerini çağırmak istese de düğüne çağırabileceğini düşünmüştü. Önemli olan şimdi sevdiği adamın yanında olmasıydı. Zaten böyle uzak bir yere kimlerin gelebileceğinden emin değildi çağırabilse bile.

Herkesle vedalaştı ve o akşam hiç vakit kaybetmeden Cenk’in memleketine doğru yola çıktılar. Cenk bu defa arabayla geldiği için yola araba ile çıkmışlardı. Efsun hayatının sürüklendiği bu yeni yön için hem heyecanlı hem de endişeliydi. Cenk de çok düşünceli ve dalgın olduğu için yol boyunca çoğunlukla sessiz kaldılar. Oraya geri dönüş, Cenk için yeniden ağabeyinin acısını tazelemek ve ailesi ile ilgili sorumlulukları almak olmalıydı. Onu anlıyor bu yüzden sessizliğine ortak oluyordu. Zaten çok konuşan bir kız değildi hiç bir zaman. O da yeni hayatının nasıl olabileceği hakkında fikir yürütüyordu kendi kendine. Büyük ama hiç tanımadığı bir ailenin içine girecekti şimdi. Onlar Efsun’u, Efsun onları sevebilecek miydi bilmiyordu.

Sabah ezanı okunurken konağın kapısına geldiler. Cenk’in arabasını gören çalışanlar hemen kapıları açtılar. Burada hayatın erken başladığını Cenk daha önce söylemişti. Arabadan inip küçük alandan büyük avluya ulaştıklarında Cenk’in annesi yanında iki çalışan ile onları karşıladı. Çalışanlardan biri hemen Efsun’un omzundaki çantayı aldı ve avludan geçip kayboldu.

“Hoş geldiniz!” dedi Gül hanım ciddiyetle.

Efsun acıları olduğunu bildiği için fazla gülümsemeden “Hoş bulduk efendim. Başınız sağolsun! Çok üzgünüm gerçekten!” dedi nazikçe.

“Sağol kızım. Yoldan geldiniz karnınız açtır, kahvaltınızı edip dinlenin!” diyerek başıyla bekleyen çalışana işaret etti ve o da kahvaltının içeride hazır olduğunu söyleyerek onlara yol gösterdi.

Annesi ve Cenk pek bir şey konuşmamışlardı. Bu ciddiyet Efsun’a garip gelse de ailenin acısına verdi. O çalışanın peşinden yürürken, ana oğulun arkadan fısıldaştıklarını duydu sadece ama çekindiği için dönüp bakmadı.

Burası gerçekten Cenk’in anlattığı kadar büyük bir alana kurulmuş taş yapılardan oluşuyordu. Efsun kaybolmadan burada yaşamayı öğrenmesinin zaman alacağını düşündü etrafı incelerken. Büyük ve yüksek tavanlı taş salonun ortasında uzun bir tahta masa ve etrafında muhtemelen ailedeki kişi sayısı kadar sandalye vardı. Masanın bir ucuna onlar için kahvaltı hazır edilmişti. Bir sininin içinde kahvaltılıklar ve henüz adını ve tadını bilmediği bir kaç şey ile sac ekmeği duruyordu. Onları görünce gerçekten acıktığını hissetti. Uykusuzluğun verdiği garip bir üşüme de gelmişti üzerine. Cenk’in annesinin oturmasını beklediğini görünce o da bekledi. Gül hanım eliyle onlara işaret edince ikisi birden oturdular.

“Böyle bir döneme denk geldiğin için kusura bakma!” dedi Gül hanım, “Acımız büyük, sevenlerimiz de gelip gitmeye devam ediyor. Bu dönemde Cenk’in desteğine ihtiyacım olacak, önce halletmemiz gereken bazı işlerimiz var. Sonra nikahınız için gerekli hazırlıklar yapılacak. Kızlarım senin nikah kıyafetin için yardımcı olacaklar. “

“Teşekkür ederim” dedi Efsun ağzındakini yutamadan dinlemişti müstakbel kayınvalidesini.

O sırada ailenin diğer fertleri de yavaş yavaş gelmeye başlayınca ortam biraz yumuşadı. Gelenler Efsun ile tanışıyor, hoş geldiniz diyorlardı. Cenk onu tanıştırırken hepsinin tek tek adını söylüyordu ama aklında tutabilmesi için bir kaç kez daha hatırlatılması gerekiyordu.. Cenk’in kız kardeşleri annesi gibi ciddi ve soğuk değildiler neyse ki. Hepsi Efsun’la ilgilendiler kahvaltı boyunca. Aile üyeleri geldikçe, masaya getirilen sini sayısı da artmaya başladı. Evin diğer üyeleri gelince Gül hanım halledecek işleri olduğunu söyleyip kalktı. Cenk’ten kahvaltısını bitirince gelmesini rica etti kalkarken. Bu arada Efsun’da biraz dinlenme imkanı bulurdu.

Evdeki çalışanlar dahil herkes Efsun’a sıcak davranıyorlardı. Bütün gözlerin üzerinde olmasına alışık olmadığı için kendini biraz tedirgin hissetse de bu güzel ve büyük aileyi hayranlıkla izliyordu o da. Diğerlerinin anne kadar ciddi olmadıklarına sevinmişti. Acılarına rağmen ona güler yüzle konuşup, davranıyorlardı.

Biraz sohbet edip kahvelerini içtikten sonra Cenk annesinin yanına gitmek için kalktı. Kız kardeşlerin küçüğü Elvan, Efsun’u odasına götürdü. Çantası çoktan odasına çıkarılmıştı. Kitaplarının bir kısmını, resim için gerekli eşyaları ve giysilerinden başka bir eşyası yoktu zaten. Yurtta olanı biteni toplayıp bir çantaya doldurmuştu. Aydınlık ve ferah odayı görünce çok mutlu oldu. Hiç değilse bu odada rahatça çizimlerini yapabilirdi. Eski tip ama çok güzel bir tek kişilik gardırobun yanında takım tek kişilik bir yatak vardı. Yatağın üzerindeki örtü o kadar güzeldi ki, Efsun elinde olmadan eğilip okşadı örtüyü.

Ona çeyiz hazırlayacak bir annesi yoktu ama hazırlasa herhalde böyle güzel bir yatak örtüsü hazırladı. Yatağın yanı başında bir komodin, üzerinde dolu bir sürahi ve bardak konulmuştu. Odanın balkonu yoktu ama iki ayrı yöne bakan büyük pencereleri vardı. Bu açı odanın aydınlığını iyice artırıyordu. Manzara da oldukça genişti. Avluya değil araziye bakan bir oda seçilmişti onun için. Pencerenin sürgülü kanatlarının birini açarak etrafa bakındı. Henüz çok erkendi, sabahın serinliği devam ediyordu. Yakınlarda başka büyük yapılar olmasa da, küçük küçük başka yapılar göze çarpıyordu. Bütün bu arazi muhtemelen aileye aitti.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s