Yüzü olmayan melek – Bölüm 2

Derslerindeki başarısı ve arkadaşlarına yardımcı olması ile herkes tarafından okulda da çok sevilen Efsun, iş gezme ve eğlenmeye gelince herkesten uzak durmayı başararak, çayı, resimleri ve kitaplarına odaklanıyordu. Üçüncü sınıfa geldiğinde hâlâ kantinin o gözlerden uzak köşesindeki yerine geçiyor, gönlünce çayını içip elindekilere odaklanıyordu. Hem sevilen, hem görünmez biriydi o. Sanki ihtiyaç anında ortaya çıkıp, sonra ortadan kayboluveren bir melek gibi.

Üniversiteye başlarken koruyucusuna gönderdiği mektup ve resme bir geri dönüş olmamıştı. Müdür hayırseverin avukatına teslim ettiğini söylemiş, ancak sonraki görüşmelerinde sormasına da rağmen hayırseverden bir dönüş olmadığını öğrenmişti. Efsun onun kim olduğunu çok merak edip, gerçekten tanımak istese bile elinden gelen başka bir şey yoktu. Sadece onu utandırmamak ve desteğini boşa çıkarmamak için çok çalışıp, olabildiğince iyi ve başarılı bir insan olmaya odaklanmıştı.

O kimsenin dikkatini çekmeden yaşayıp gittiğini düşünürken, bir akşam yurda gittiğinde oda arkadaşlarından birinden Cenk isimli bir arkadaşının ondan hoşlandığını öğrendi. O kadar kenarda köşede dururken bunun olacağını aklına bile getirmediği için hem şaşırdı hem de hoşuna gitti bu durum ama kesinlikle duygusal bir arkadaşlık düşünmüyordu.

“Cenk bizim okuldan değil, kantinde onca kızın içinde seni beğendi ve sen onu ret mi edeceksin? Hiç tanışmadan hem de? Bir fotoğrafını görmek istemez misin?” diyerek sosyal medyadan bulduğu bir fotoğrafı Efsun’a doğru uzattı arkadaşı.

“İyi biri muhakkak ama benim dikkatimi dağıtmadan çalışmam gerekiyor” dedi Efsun nazikçe

Oda arkadaşlarının hepsi iyi kızlardı. Onlar hem üniversite ve ailelerinden uzak hayatın tadını çıkarmak hem de mezun olmak istiyorlardı. Bir erkek arkadaşın derslerinde başarılı olmasına engel olacağını düşünmüyorlardı. Yurtta beraber üçüncü seneleriydi ve artık Efsun’u, hayatını, amacını öğrenmişler ve onu takdir ediyorlardı ama Cenk’te zaten serseri kötü bir çocuk değil. Sahiden çok beğenmişti Efsun’u. Hele onun hakkındakileri duyunca iyice etkilenmiş mutlaka tanışmak istemişti.

“Yine de teşekkürler!” dedi Efsun gülümseyerek.

“Nasıl istersen Cenk çok üzülecek bilesin!” dedi arkadaşı daha fazla ısrar etmedi.

Ertesi gün dersten sonra resim defteri ve kitapları ile her zaman ki yerine yerleşir yerleşmez elinde iki çayla dün fotoğrafını gördüğü delikanlı geliverdi.

“Merhaba, bu gün çaylar benden olsun istedim!” diyerek çayın birini Efsun’un önüne bırakıp karşısına oturdu, “Adım Cenk!” dedi gülümseyerek.

“Biliyorum” dedi Efsun da kabalık etmemek için gülümsedi.

“Bildiğini biliyorum, cevabını da aldım ama bak bu okulda okumadığım halde bir de kendim konuşmak için yeniden geldim!”

“Teşekkür ederim, çok nazik bir davranış ancak ben böyle gerçekten mutluyum!”

“Daha mutlu edeceğime dair bir vaadim yok zaten. Cevabını aldım, kabul ettim. Sadece seni tanımak, arkadaşın olmak istiyorum, buna da mı itirazın var?”

“Yo hayır tabi ki arkadaş olabiliriz!” dedi Efsun yeniden gülümseyerek.

Böylece kısa da olsa biraz sohbet ettiler ve Cenk onu daha fazla tedirgin etmemek için kalkıp gitti. Devam eden günler de her gün olmasa da hafta da en az üç kere geldi Efsun’u görmeye. Her seferinde kantinde oturup çay içtiler ve sohbet ettiler. Efsun ona çizimlerini gösterdi, yetimhanedeki çocuklara kitap okuduğunu, eskiden beri resimli kitaplara ne kadar meraklı olduğunu anlattı.

Cenk sahiden iyi bir çocuktu. O ziraat fakültesinde okuyordu. Memleketi burası değildi. Okul bitince ailesinin yanına dönecek, onların işinde çalışacaktı. Babasını o küçükken kaybetmişlerdi. Şimdi bütün işi annesi idare ediyordu. Beş kardeştiler ve aile olarak birbirlerine çok bağlıydılar. Tarım ve hayvancılık üzerineydi ailenin işleri, yanlarında yüzlerce insan çalışıyordu. Cenk o yıl mezun olacaktı eğer alttan ders bırakmamış olsaydı. Aslında mezun olabilecekken sırf Efsun için okulunu bir sene uzatmıştı. Okulundan memleketli iki arkadaşı ile bir evde kalıyordu. Ailesi gayet başarılı bir öğrenci olan Cenk’in okulunu neden bir sene uzattığına bir anlam verememişti ama annesi mezun olmadan gelmesini istemediği için sesini çıkarmamıştı. Onun bir an önce okulunu, askerliğini halledip işlere yardımcı olmasını istiyordu. Cenk’in iki ablası, bir ağabeyi, bir de erkek kardeşi vardı. Annesi damatlara ufak sorumluklar verip, asıl sorumluluğu kendi oğullarına aktarmak istiyordu. O mecbur kaldığı için işin başınaydı ama kızların bu işe bulaşmasına taraftar değildi. Küçük kardeşi ve Cenk dışındaki bütün kardeşler evliydi. Evleri büyük bir konaktı ve tüm aile bir arada yaşıyordu.

Hiç ailesi olmayan Efsun için bu aile ve hayatı çok ilginç ve güzel görünüyordu. Onca insanı bir evin içinde hayal edemiyordu. Cenk orasının sıradan bir ev değil ortasında koca bir avlusu olan büyük bir yer olduğunu anlaması için ona fotoğraflar göstermişti.

“Vay canına otel gibi!” demişti Efsun hayretle.

O yetimhanede büyümüştü ama diğer herkesin apartman daireleri ya da biraz daha büyüğü müstakil evlerde yaşadıklarını düşünmüştü nedense. Televizyonla hiç arası olmadığı içinde kitaplar da okudukları hariç dünya hatta diğer şehirler hakkında fazla bir bilgisi yoktu.

“Hem İngilizce öğretmeni olmak istiyorum, hem de çocuk kitapları ya da öyle bir şey resimlemek istiyorum!” diye anlatıyordu o da hayallerini.

Son sınıfa geçtiğinde bir kaç yere çizimlerini göndermişti, hepsini bir arada yapabileceğine inanıyordu. Hatta resimlerle İngilizce öğreten bir oyun bile tasarlamıştı kafasında ancak onu tam geliştiremediği için şimdilik bekletiyordu.

Cenk okulunu uzattığı için ikisi de son sınıftayken sonunda dayanamadı ve Efsun’a yeniden duygularını açtı.

“Bak bu sefer sevgili olalım demiyorum. Sırf senin okulunun bitmesini beklemek, senden ayrı kalmamak için uzattım okulumu. Benimle evlenmeni istiyorum!” dedi kantinin ortasında elindeki yüzükle diz çökerek.

Efsun neredeyse bir yıldır iyice yakınlaştığı bu güzel gamzeli, siyah gözlü çocuğa çoktan kalbini kaptırmıştı aslında, artık okulları da bittiğine göre onu geri çevirmek için bir neden olmadığını düşündü ve bu etkileyici teklifi hemen kabul etti.

Cenk o kadar çok sevinmişti ki, coşkusuna bütün kantin onlara bakıyordu, Efsun’da teklifi kabul edince hepsi birden alkışlamaya başladı. Efsun hem utancından, hem sevincinden kıpkırmızı olmuştu. Cenk hemen oracıkta ona sımsıkı sarılınca içindeki bütün kelebekler havalanıp, kantinin üzerinde uçmaya başladılar.

Yurt arkadaşları ve yetimhanedekiler bu güzel habere çok sevindiler. Cenk artık adını koydukları ilişkileri olduğu için hafta sonlarını da onunla geçirmeye başladı. Yetimhaneye, çocuklara kitap okumaya, parklara, gezilecek her yere, ders çalışmaya her yere birlikte gidiyorlardı artık. İkisi de mezun olur olmaz Cenk onu alıp memleketine götürecekti. Okul bitince yurtta kalma imkanı olmayacağı için bu Efsun için en iyisi olacaktı Cenk’e göre. Efsun böyle hızlı kararlara alışık değildi. Okul bitince kalacak yer bulması gerekeceği doğruydu ama aralarında resmi söz nişan olmadan da Cenk ile kalkıp gitmek ne kadar doğru olurdu bilmiyordu. Cenk gider gitmez nişanlanacaklarını bunun sorun olmayacağını söylüyordu ama onun tereddütleri vardı.

“Kızım sen bu çocuğa aşık değil misin neyi dert ediyorsun bu kadar? Hesap vereceğin de kimse yok ki?” diyordu oda arkadaşları.

Aslında Cenk’ten hoşlanıyordu sahiden, onunla dost olmaktan da çok memnundu ama bu aşk mıydı onu da bilmiyordu ki. Kafası iyice karışmıştı. Orada öğretmenlik yapabilecek miydi. Yetimhaneden ve oradaki çocuklardan uzaklaşacaktı. Yayınevlerinden haber geldiğinde ne olacaktı?

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s