Çalınmış Hayat – Bölüm 14

Berent daha kahvaltıya başlamadan servisi yapan evin yardımcısına Suden’i görüp görmediğini sordu yine dayanamayıp. Kadın “Hayır!” cevabını verince de kafası karışmış bir ifadeyle durdu öyle.

“Berent ne oluyor söylesene, akşam kavga ettiğinizi hepimiz duyduk! Bunu gizlemene gerek yok!” dedi Süreyya hanım oğlunun kalktığından beri tuhaf davranmasına takılmıştı o da.

Berent düşünceli düşünceli baktı annesine “Suden’in kıyafetleri yatağın yanında duruyordu sabah! Gecelikle mi gitti bu kız?”

“Çantasında yedek kıyafetleri mi vardı acaba?”

“Çanta!” dedi Berent, “O da duruyor!”

“Emin misin?”

“Evet ama gidip yeniden bakacağım!” diyerek sandalyeden kalkıp koşarak yukarı çıktı Berent.

Süreyya hanım ve Aslıhan şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. Biraz sonra aynı hızda geri geldiğinde “Çantası, içinde cüzdanı, parası, kimlikleri her şeyi duruyor!” dedi Berent.

“Bahçe de mi dolaşıyor acaba?” deyince Aslıhan ayağa kalkıp babasının sigaraya çıktığı kapıya yöneldi, “Kilit açık! Bahçede herhalde!”

Berent hemen arkasından gidip kapıdan bahçeye çıktı ve “Suden?!?” diye seslendi. Sonra gözü ezilmiş çimenlere takıldı. Pınar hanım Suden’i kucaklayamadığı için çimende sürüklemişti kapıya varana kadar.

“Bunlar var mıydı?” dedi Aslıhan’a bakıp.

“Bilmiyorum!” dedi o da şaşkın şaşkın, Berent bahçenin her köşesini aradı, sonra ezilen çimenlerin kapıya kadar gittiğini farkedince, “Şu güvenlik kameralarına bir bakalım mı?” dedi merakla.

Aslı daha “Olur!” derken o içeri girip aşağı sistemin olduğu yere inmişti bile, Tuna ile birlikte inceledikleri ve kurdukları için her şeyi biliyordu. Bu arada az önce çıktıkları kapı için bir şey yapıp yapmadıklarını düşünüyordu.

“Buldunuz mu?” dedi Süreyya hanım da endişeyle, hepsinin kahvaltısı öylece masada bekliyordu.

“Yok!” dedi Aslıhan, “Bahçede izler var! Berent kameralara bakmaya gitti!”

“Allah Allah! Uçmadı ya bu kız!”

O sırada Pınar hanımın arkadaşının evinin olduğu mahallede hayat başlamış, insanlar evlerinden çıkıp, iş yerlerine veya yürüyüşe gidiyorlardı. Arabanın yanından geçip giden bir çoğu başındaki delikten boynuna doğru akan kanlarla koltuğa dayanmış duran Pınar hanımın öldüğünü fark etmedi. Sonunda bisikletinin dengesi bozulan genç adam eliyle arabaya tutununca, dönüp özür dilemek istedi ve işte o zaman kadının yüzündeki kanları görüp hemen nabzını kontrol etti ve polisi aradı.

“Aman Allahım Pınar hanım bu!” dedi Berent korkuyla, kadın hiç çekinmeden onun peşinden eve kadar girmiş, Suden’i Aslıhan sanıp yataktan alıp götürmüştü!

” Tek başına mı yapmış!” dedi Süreyya hanım hayretle, “Bu güvenlik sistemi ne işe yarıyor kuzum!”

“Anne dur polisi ve Tuna’yı arıyorum şimdi, sanırım şu kapı!” dedi az önce bahçeye çıktıkları kapıyı göstererek.

“Ah olamaz!” dedi Aslıhan, “Babam sürekli bahçeye sigaraya girip çıktığı için o kapıyı sistemin dışında bırakmıştı. Evin dışından gelen birinin bunu bilmesine imkan yok diyordu. Pınar teyze biliyordu ama!”

“Bu kadın ne tarz bir deliymiş ve bunca yıl nasıl ne mal olduğunu anlayamamış baban aklım almıyor doğrusu!”

Bilmedikleri polisin Pınar hanımın doktoruna ulaşıp son günlerde nörolojik problemler yaşadığı için tedavi gördüğünü öğrenmeseydi. Pınar hanıma bir buçuk yıl önce şizofren teşhisi konmuştu. Elbette bunu kimseye söylememiş, doktora gizlice gidip gelmişti. Çok ileri derecede olmadığı için tedaviyi ilaçlarla sürdürüyorlardı. Doktoru altı aydır şehir dışında olacağını söyleyerek gelmeyi bıraktığını söyledi polise. Son geldiğinde biraz kötü görünmesine rağmen doktor bu kadar uzun ara vereceğini düşünmediği için onu aramamıştı. Aradan iki ay geçtiği halde dönmeyince aramış ama telefonlarına dönüş yapılmamıştı. O da doktorunu değiştirmiş olabileceğini düşünerek üzerinde durmamıştı. Pınar hanımın rahatsızlığı tahminen üç yıl önce başlamıştı ama kendisinin de bir sıkıntı olduğunu anlaması bir yılı bulmuştu. Aslında şizofreni olabileceğini tahmin ederek doktora gitmemişti elbette, duyunca da çok şaşırmıştı. İlaçla kontrol edilebileceğini öğrenince rahatlamış bunu saklamaya karar vermişti. İlaçları ihmal etmek gibi bir huyu vardı ne yazık ki, tek başına yaşadığı ve hastalığını da kimseye söylemediği için bir süre sonra kendi kendine iyileştiğine karar verip, ilaca ve doktora son verdiğini artık kimseye anlatamayacaktı.

Serhat bey bir gün önce öğrendiği bu yeni bilgiyi vermek için aradığında evde polislerin olduğunu duyunca hemen eve geldi. Tuna, Berent ve polisler evdeydiler. Süreyya hanım ile Aslıhan salonda oturuyorlardı.

“Bu evde kalmak hataydı, keşke benim evimde kalmaya devam etseydik!” dedi Süreyya hanım. Aslıhan’da onlara eve gelmeleri için ısrar ettiği için çok pişman olmuştu. O gece kendi yatağında yatsa Pınar hanımın onu kaçıracağını biliyordu.

“Hepsi benim suçum! Hayatınıza girip sizi de bu pis işe bulaştırdım!”

Süreyya hanım bu sefer onu teselli etme ihtiyacı hissetti, kızın başına gelenler gerçekten altından kalkması kolay şeyler değildi. Tekin beyden de henüz bir haber çıkmamıştı, Süreyya hanımın da bu konuda endişeleri vardı. Bu Pınar hanım denilen kadının her şeyi yapabileceğine iyice kanaat getirmişti. Resmen insanların olduğu bir eve dalıp yatağından bir kızı kaçırmıştı dün gece, hem tek başına, hem Berent’e rağmen.

Berent’de berbat hissediyordu. Odalarda kamera olmadığı için kadının Suden’i nasıl sessizce alıp çıktığına aklı ermemişti, ta ki polis hırsızların da bu bayıltıcı spreyleri kullandığını söyleyene kadar.

“Pınar teyzenin hasta olduğunu anlamalıydım!” dedi Aslıhan, “O gerçekten böyle bir insan değildi! Umarım onları çabucak bulurlar!”

Öte yandan başka bir polis grubu, Pınar hanımın olduğu arabanın yanına gelmişti. Komşular arabanın o evde yaşayanlara ait olduğunu ve sahiplerinin yurt dışında yaşadığını söyleyince kapıyı kırıp evi de aradılar. İnsanlar Pınar hanımı eve girip çıkarken görmüşler ama bu kadar rahat davrandığı için ev sahibinin haberi olduğunu düşünmüşlerdi. Ev sahipleri de zaten mahallede çok sevilen insanlar olmadığı için bir süre sonra kadının kim olduğunu kimse umursamamıştı.

Polis depoya girdiğinde artan aydınlıktan içeri birilerinin girdiğini anladı Suden ve daha çok çırpınmaya başladı. Gelenin Berent ya da Aslıhan olduğunu sanıyordu. Başındaki çuvalı çeken polis memurunu görünce önce şaşırdı ve sonra ağzındaki bant çıkar çıkmaz Berent ve Aslıhan’ın onu buraya attıklarını anlatmaya başladı. Polis onun ellerini ve ayaklarını çözdükten sonra çağırdıkları ambulansla kontrolleri yapılması için yukarı çıkarınca iyice şaşırdı.

“Burası da neresi böyle?”

“Arkadaşlarım sizinle hastaneye gelecek, yolda ifadenizi alırlar!” dedi memur ve onun ambulansa binmesine yardım etti. Soğuk zeminde çırpınıp durduğu için vücudunda çizikler ve ezikler vardı. İncecik gecelik yüzünden oldukça üşümüştü.

“Göstereceğim ben onlara! Bu yanlarına kalmayacak!” diye hırlıyordu hâlâ. Ancak hastaneye gidip polis ifadesini alıp Pınar hanımla ilgili bir şeyler sorunca kafası iyice karıştı.

“Şu Aslıhan denilen kızın peşinde olan Pınar hanım mı?” dedi şaşkın şaşkın. Sonra o konuyla ilgili bildiklerini anlatınca, iki olayın birbiri ile bağlantılı olduğunu ve arabadaki cesedin aranan Pınar hanım olduğu ortaya çıktı. Tabi Suden’i kaçırıp depoya hapsedenin de Berent ve Aslıhan olmadığı da.

Pınar hanımın ölü bulunduğu ve Suden’in kurtarıldığı haberi de çabucak eve ulaştı. Suden için endişelenirken Pınar hanımın ölü bulunduğu haberi hepsini şoka soktu iyice.

“Suden mi öldürmüş?” dedi Berent hayretle.

“Bilmiyorlar!” dedi Serhat bey, “Suden hastanedeymiş, haydi gidelim!”

“Belki de intahar etmiştir!” dedi Süreyya hanım hemen.

“Yanında silah yokmuş!” diye yanıtladı Serhat bey ve apar topar hastaneye gittiler Suden’e bakmaya.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s