Çiftlik – Bölüm 9

Gamze’nin gidişinin ardından zaten içine kapanık bir çocuk olan Serap iyice sessizleşmişti. Okuldan gelip bütün gün odasında oturuyordu. Artık oyun arkadaşı kalmadığı için kütüphaneden aldığı kitapları okuyor, babasının çiftlikten getirdiği küçük televizyonda bir şeyler izliyordu.

Gamze Muzaffer bey onu okul müdiresine teslim edip ayrılınca, akşamına gelip alacağını sanmıştı ama o akşam kimse onu almaya gelmedi. Akşam yemeğinin ardından diğer kızlarla yatakhaneye gönderilince geceyi burada geçireceğini anladı. Bunun o günlük bir şey olduğunu sandığı için sesini çıkarmadı. Farklı bir yerde yaşıtı pek çok kızla birlikte olmak ona ilgi çekici gelmişti ama burada gördüğü her şeyi bir an önce Serap’a anlatmak için sabırsızlanıyordu. Gamze’de tıpkı Serap gibi sessiz ve sevgi dolu bir çocuktu. Diğer kızların bazıları o ilk gece ağlayınca Serap’ın ona yaptığı gibi tek tek sarılıp teselli etmeye çalıştı. Ertesi gün onlara okul kurallarını anlatan müdire evlerine ancak tatilde gidebileceklerini söyleyince, kimsenin gelip onu almayacağını anladı. Tatil belki de çok uzak bir zaman değildi. Serap’ın gittiği okulun böyle bir yer olmadığını biliyordu. O öğlen eve geliyor, ödevlerini yaptıktan sonra hemen Gamze’nin yanına geliyor birlikte oynuyorlardı. Ancak burada okul bir türlü bitmek bilmiyordu. Dersler bitse bile bir kütüphaneye doluşup ödev ve tekrar yapıyorlardı. Sonra etkinlik odalarındaki faaliyetlere katılmak zorundaydılar. Nihayet akşam yemeği ve arkasından da banyo yapıp uyuyorlardı. Günler o kadar hızlı ve yoğun geçiyordu ki Gamze, Serap’ı, Ahmet amcasını ve odasını çok özlemiş olmasına rağmen bir türlü kaç gün kaldığını takip edemez olmuştu. Daha birinci sınıf olmalarına rağmen çok hızlı bir şekilde okumayı öğrenmişlerdi. Nihayet beklediği tatil geldiğinde çok hızlı olmasa da basit cümleleri rahatlıkla okuyabiliyordu. Serap’ın onun okuyabildiğini görünce ne kadar şaşıracağını düşünüp seviniyordu. Üst sınıflardan gördüğü gibi onunla mektuplaşmaları bile mümkün olacaktı artık. Zavallı çocuk bir saatten az uzaklıkta ki sevgili arkadaşına ancak mektupla ulaşmayı hayal ediyordu. Serap akıllı bir kızdı babasına Gamze’yi ziyarete gitmek ya da okulundan aramak konusunda sorular sormuştu ama ne yazık ki Suat bey kızın okuluna odaklanmasını istediği için buna izin vermiyordu.

Nihayet ara tatil geldiğinde Muzaffer bey gelip Gamze’yi okuldan aldı. Gamze bir bağ kurmamış olsa bile şoförü görünce aileden birini görmüş kadar sevindi. Yol boyunca Ahmet amcası, Serap hakkında bir sürü soru sordu. Serap Gamze’nin o gün geleceğini duyunca erkenden uyanmış, daha Muzaffer bey yola çıkar çıkmaz arabanın dönüşünü beklemeye başlamıştı. Artık arkada çalışanlarla daha çok vakit geçirdiği için kadınlar ona kendi kızları gibi bakıyordu. Bir tanesi evinden bir şiş ve yün getirip örgü örmesini öğretince o da Gamze’ye sürpriz yapmak için hemen bir atkı örmeye başlamıştı. Böylece yeniden okula döndüğünde Serap’ı hatırlatacak bir eşyası olacaktı. Gamze’nin her ihtiyacı okuldan karşılandığı için ekstra bir harçlığı yoktu. Okul özellikle küçük çocukların yanlarında para getirmelerini istemiyordu. Okulun içindeki ihtiyaçlar öğrenci kartları kullanılarak karşılanıyordu ki bunlar zaten, gerekli kitap, kırtasiye, kantin ve okul kıyafetlerinden ibaretti. Bu yüzden Gamze Serap’a bir şey alamamış ama yeni öğrendiği yazısı ile ufak bir not yazmıştı.

Gamze, Serap’ın onu beklediğini görünce neredeyse araba durmadan atladı ve gidip sarıldı.

“Büyümüşsün!” dedi Serap sevgiyle, neredeyse dört aydır görüşmüyorlardı.

“Senin de saçların uzamış!” dedi Gamze gülerek. Ahmet beyin arkada işleri olduğu için Gamze’yi karşılayan başka kimse olmamıştı. İki çocuk hemen Serap’ların odasına gittiler ve birbirlerine heyecanla ayrılarken olanları anlatmaya başladılar. Gamze okuldan çok şikayetçi değildi, kuralları çoktu, yoruluyorlardı ama sıkılmıyordu. Tek sıkıntı buradan ve onlardan uzak olmasıydı.

Serap ona aslında çok uzak olmadığını söylemek istedi ama sonra üzüleceğini düşünüp sustu. Henüz bunu ayırt edemeyecek kadar küçüktü. Okulunun çok uzakta olduğunu o yüzden yatılı kaldığını sanıyordu. Suat bey Gamze’nin akşam yemeklerinde mutlaka masa da olması şartını getirmişti, tabi aynı kural Melih için de geçerliydi. Bir aile mutlaka akşam yemeklerini birlikte yemeliydi. Akşam yemeği dışında kimse Gamze ile ilgilenmiyordu. Serap’ın da okulu ara tatilde olduğu için ikisi sabah kahvaltısını aşağıda birlikte yapıp, eskiden olduğu gibi yine birlikte vakit geçiriyorlardı. Gamze, Serap’ın ona ördüğü atkıyı çok beğenmişti, Serap’ta onun el yazısı ile hazırladığını notunu yatağının baş ucuna astı. On beş gün çabucak tükendi ve Gamze yeniden okuluna döndü. Ahmet bey Gamze ile geldiği günden itibaren ilgilenmeye başladı. Serap’a sürekli okulda mutlu olup olmadığını sorduruyordu. Gamze’nin okuldan özlem dışında bir şikayeti olmaması içini rahatlatmıştı. Onun gözünün önünde olamayışı canını sıkıyor ama bir şey diyemiyordu. Okulun en iyilerinden olması söyleyecek her sözün önünü kesiyordu.

Ahmet beyin Muzaffer beyden duydukları, ailenin çocuk ile neredeyse hiç bağ kurmadan onu hemen evden uzaklaştırmaları canını sıkıyordu. Bir amcanın anne ve babasını kaybetmiş bu çocuğa babalık yapması, yengesinin de ona annelik yapmasını beklemişti. Serap’tan uzak durmalarına diyecek sözü yoktu ama ne kadar iki kardeş anlaşamıyor olsalar da Gamze Suat beyin kanındandı. Hoş evin içine girmiyor olsa da Melih’in bile ne kadar yalnız bir çocuk olduğunu görmek için evden biri olmak gerekmiyordu. Çocuğun sevgisiz bir ortamda sadece kurallarla büyüdüğü ortadaydı. Kurallar bir insanın şekillenmesine yetmiyordu ne yazık ki, göğüs kafesinin içinde çırpınan o yüreğe karşılık verecek bir aile bağı, sevgisi de olması gerekiyordu. Bir insana zorla yaptırılan şeyler değil, sevgiyle içine ekilen tohumlar onu şekillendirecekti. Selami bey ve Suat beyin de aynı ailede büyümüş iki çocuk olmasına inanmak zordu. Selami beyin anlattığına göre babaları kötü bir adam değildi. Eski babalar gibi çocukları ile fazla yakın değildi ama Suat bey gibi duygusuz bir adam da değildi. Anneleri de sessiz kendi halinde bir kadındı. Oysa insan Suat beye baktığında sevgisiz kural dolu bir ortama büyüdüğünü sanırdı, tıpkı kendi oğluna ve şimdi Gamze’ye yaptığı gibi. Gamze’nin hamurunda annesi ve babasından izler hep kalacaktı, ne kadar istese de o çocuğun içindeki güzellikleri silemezdi. Ancak Melih’in anneden yana da talihsiz olması çocuğun besbelli sorunlarla dolu bir iç dünyası olmasına neden olmuştu. Çalışanlar Vedat ile onun hikayesinden ara ara bahsediyorlardı. Vedat’ı da görmüştü bir kaç kez, devamlı kaşlarının altından etrafına şüpheyle bakan bir çocuktu. O ikisi ortalıkta olduklarında Serap’ın odada veya okulda olması işine geliyordu. Çocukların bir şeylerini görmemişti ama yine de ikisinin tavırlarında insanı tedirgin eden bir şeyler vardı. Arkadaşlıkları ve çocuklukları devamlı örselendiği için gölgelerde yaşamayı tercih eden zavallılardı oysa.

Gamze ve Serap ayrılırlarken ağlamışlardı biraz, Ahmet bey onları teselli etmeye çalışmıştı. Yaz tatilinde yeniden birlikte olacaklardı nasılsa.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s