Çiftlik – Bölüm 8

Gamze, Serap’ın Ahmet amcasına baba dediğini duyuyordu. O yüzden önce “Benim babam nerede?” diye sordu. Gülsunar hanım “Annen ve baban cennete gittiler!” deyince, cennetin seyahat edilebilen bir yer olduğunu düşündüğü için “Neden?” diye sormaya başladı bu sefer.

Serap “Çünkü orası çok güzel bir yer!” diye tamamlamaya çalıştı Gülsunar ablasının söylediğini. Ancak Gamze’nin öğrenmeye açık zihni hiç durmuyordu.

“Peki biz neden oraya gitmiyoruz!” ya da “Neden beni de götürmediler?” diye soruyordu bu kez.

Merve hanım Gamze ile hemen hiç ilgilenmiyor olsa da, eve gelen misafirlere mahcup olmamak için, bayramlar ve özel günlerde giymeleri için onlara güzel elbiseler alıyordu. İkisi de hızla büyüdüklerinden bu elbiseleri her bayram yenilemeleri gerekiyordu. Böyle günlerde Gülsunar ablaları, Merve teyzeleri ile çarşıya gidiyorlar. Her zaman uğradıkları çocuk mağazasının çalışanları tarafından Merve hanımın istediği şekilde giydiriliyorlar, ardından kendi sosyal çevrelerinin sık uğradığı yerlerden birinde yemek yiyorlardı. Çevredeki herkes Merve hanımın bu iki annesiz çocuğa ne kadar sahip çıktığını konuşuyordu. Merve hanım tüm ahbaplarına hayatını bu iki çocuğa adadığını söylüyordu çünkü. Bu tavrı ile aklı sıra kocasının bilinen nemrutluğunu yumuşatarak sosyal çevrelerindeki yerlerini korumaya çalışıyordu. Ayrıca hayır işleri çok sükse yapıyordu aynı çevrelerde.

Yine böyle alışverişe çıktıkları bir gün Gamze yine anne, babası ve cennete gitmeleri konusunu açınca Merve hanım çocuğun anne, babasız olduğunun farkında olmamasından rahatsızlık duydu ve Gülsunar’a cenneti seyahat edilecek bir yermiş gibi öğrettiği için sinirlendi.

“Bak çocuğum senin annen ve baban öldüler!” diye açıkladı Gamze’ye. Daha önce tavukların öldüklerini gören Gamze o zaman ölüm hakkında Ahmet amcasına çok soru sorduğu için az çok fikri vardı. Ancak daha önce insanların ölümü hakkında hiç düşünmemiş veya konuşmamıştı.

“Öldüler mi? Yani tavuklar gibi mi?” dedi gözleri dolarak.

“Tavuklar mı?” diye kocaman bir kahkaha attı Merve hanım.

Gülsunar çocuğun haline üzüldüğü için telaşla açıkladı patronuna neden öyle söylediğini.

“Anladım” dedi Merve hanım gülümsemeye devam ederek, çocuğun kayınbiraderi ve karısı için tavuklar gibi öldüler demesi çok komiğine gitmişti yine de, “Annen ve baban geri gelemezler Gamze’ciğim, orası istenildiğinde dönülen bir yer değil!” dedi ciddi bir sesle.

“Biz gidelim o zaman!” dedi Gamze yine.

Merve hanım kocasının yaptığı gibi tek kaşını kaldırarak baktı çocuğa, “Bu kadar hevesli olmamalısın canım!” dedi ve çalan telefonuna bakıp arkadaşı ile konuşmaya başladı hemen.

Serap evlerinde yaşadıkları bu insanların duygusuzluklarını anlayacak kadar büyüktü. Neyse ki Gülsunar ablasını seviyordu. O okuldayken Gamze onun yanında olduğu için içi rahattı. Yoksa bu Merve denilen kadın Gamze’yi delirtirdi kesin. Kocası ve oğlu da aynı kendisi gibi ruhsuzdu. Babasının söylediği gibi Gamze büyüyene kadar sabredip sonra çiftliğe dönecekler ve mutlu hayatlarına devam edeceklerdi. Bunun hayaline tutunarak, dersleri ve Gamze ile oyalanarak günlerini geçiriyordu.

Nihayet Gamze okul çağına geldiğinde Merve hanım bir ahbabından duyduğu yatılı bir okuldan bahsetti kocasına. Çok başarılı bir kız okuluydu. Liseye bitene kadar kızları mükemmel birer hanımefendi ve başarılı öğrenciler olarak yetiştiriyorlardı. Böylece Gülsunar’ı da gönderebilirler, durmadan ayak altında dolaşan çocuklardan kurtulur eski sakin yaşamlarına dönerlerdi. Kahvaltı sırasında annesinin telkinlerine kulak misafiri olan Melih’te bu görüşü destekleyince Suat bey avukatı ile konuşup bunun vasiyette yazanlara aykırı olup olmadığını kontrol etmesini istedi. Gamze ve Serap ortalıkta dolaştıkça Melih Vedat’ı eve istediği gibi çağıramıyordu. Çalışanlar çeneleri tutmaları gerektiğini bilseler bile bu iki aptal kız çok boş boğazlıydılar. Vedat’ın geldiğini değil ama bir kaç kez Melih’in yaptığı bazı şeyleri saklanması gerektiğini bilmedikleri için Merve hanımın yanında ağızlarından kaçırmışlardı. Merve hanım kızlarla hiç ilgilenmediği için neden bahsettiklerini anlamasalar da Melih onların sürekli ortalıkta olmalarını tehlikeli buluyordu. Yeğeni yatılı okula giderse, diğer kız da çalışanlarla birlikte sürekli arka tarafta olurdu ve ev de istediği gibi ona kalırdı. Vedat ile birlikte yeni arkadaşlar da edinmişlerdi. Annesi ve babasının dışarıda yoğun oldukları bir gün onları eve çağırmak istiyordu.

Avukat hem okulu hem de Selami beyin vasiyetini incelemiş, çocuk için alınacak çok doğru bir karar olduğunu söylemişti. Okulun fiyatı çok ucuz değildi belki ama çiftliği kiraya vermek için bir gerekçe gösterilebilirdi rahatlıkla. Bununla birlikte Selami beyin istediği gibi gerçekten çok iyi bir okuldu ve Gamze oradan mezun olduğuna okulun adı bile ona pek çok kapıyı açabilirdi. Suat bey elbette evinde büyüttüğü bu çocuktan ileride de faydalanmak istiyordu. Kızın bu çevreden yapacağı bir evlilik servetlerinin korunmasına ve artmasına rahatlıkla yardımcı olabilirdi. Üniversite bitmeden evlenmesi yasaktı vasiyete göre ama yıllar çabucak geçerdi. İyi eğitimli, zengin bir hanımefendinin de ona göre kısmetleri çıkacaktı elbet.

Elbette kimse Gamze’nin eğitimi ile ilgili kararları Ahmet beye sormuyordu. Muzaffer bey yine dayanamayıp ona söylemişti. Ahmet bey Gamze’nin böyle iyi bir okula gideceğine mi sevinse, çocuğun tek başına bir yatılı okula atılmasına mı üzülse, Serap’ın ondan ayrılmayı nasıl atlatacağına mı telaşlansa bilememişti duyunca. Ancak çiftliğin kapanması veya kiraya verilmesi konusu gibi bu konuda da ne yazık ki yapabileceği bir şey yoktu. Tek tesellisi okulun uzak bir yerde değil aynı şehirde olmasıydı. İşin üzücü tarafı zaten çocuğun böyle bir okula her gün alınıp, bırakılabilme olasılığı varken yatılı olarak gönderilmesiydi.

Suat bey okulla görüşüp yeğeninin kaydını hemen yaptırdı. Gamze yatılı okulun ne demek olduğunu tam anlamadığı için Serap gibi her gün gidip geleceği bir okula gideceğini sanıp seviniyordu eşyaları alınırken. Babası Serap ile konuşmuştu bu konuyu, Gamze’yi sürekli göz önünde tutup, ona annelik yapmaya çalışan Serap günlerce ağladı bu kararı duyunca, babası onu teselliye uğraşsa da bu pek faydalı olmadı. Gamze’nin okula gönderileceği günden bir gün önce Gülsunar’da evden gönderildi. Gamze bunu artık büyüdükleri ve bir bakıcıya ihtiyaçları olmadığını düşünerek algıladı. Tek anlamadığı o okula başlayacak diye Serap’ın neden bu kadar üzgün olduğuydu.

Ahmet bey bahçede mucizeler yaratmasa, Gamze’yi yatılı okula gönderdikten sonra onu ve kızını da sokağa atarlardı ama neyse ki herkes Ahmet beyin ortaya çıkardığı sonuçlardan çok memnundu. Muzaffer patronuna onun nasıl çalıştığı konusunda sürekli bilgi aktarıyordu. Gerçekten evde çalışan herkes Ahmet beyi de, kızını da seviyordu. Gamze’nin gidişinin onları ne kadar üzeceğinin de farkındalardı ama hiç kimsenin yapabileceği bir şey yoktu.

Gamze okula giderken neden bir valizi olması gerektiği konusunu anlayamadan arabaya bindirildi ve Muzaffer ile birlikte yeni okuluna doğru yola çıktı. Ahmet bey o gece onunla uyuyan kızını sakinleştirmek için çok çaba sarf etti. Serap artık babası gibi alt mutfak dışında evin herhangi bir yerinde gezemeyecekti. Gülsunar gitmeden onun da içerideki eşyalarını toplayıp, odalarına teslim etmişti. O şimdi evde çalışanlardan birinin çocuğuydu sadece ki bu ayrıcalık sadece Ahmet beye verilmişti, bu ayrıcalık vurgulanarak belirtilmişti.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s