Çiftlik – Bölüm 7

Suat beye göre çiftliğin bekledikçe değeri düşecekti. Şimdi sadece arazi olarak değil, ekili ve bakımlı olduğu için de değerliydi. Kardeşinin ve karısına ait ev ve içindeki eşyalar zamanla kötüleşecek, terk edilmişlik hissi evin ve çiftliğin her yanına yansıyacaktı. Avukatı ile Selami beyin avukatının hazırladığı vasiyeti defalarca gözden geçirmişler ama Gamze büyümeden çiftliğin satışı ile ilgili bir çıkar yol bulamamışlardı. Son olarak çiftliğin en az on yıllığına kiralanması kararına varmışlar, emlak ofislerine konu ile ilgili ilan bilgisi bırakmışlardı.

Merve hanım kocasının bu kadar ilgilendiği çiftliğin nasıl bir yer olduğunu merak ettiğinden bir hafta sonu Ahmet beyden anahtarı alarak karı koca çiftliğe gittiler. Ahmet bey ve çocukların onlara eşlik etmesini istememişlerdi. Bu onların acılarını tazelemekten başka bir işe yaramazdı.

Bu kez kimse olmadığı için eve de girip, her yanını dolaştılar. Evdeki hemen her şey az önce bırakılıp çıkılmış gibi duruyordu. Ahmet bey Gamze’nin odasından büyük eşyalar hariç her şeyi kamyona yüklemişti ama Selami bey ile eşinin odası bıraktıkları gibiydi. Kimsenin o odaya girip bir şeyler yapmak içinden gelmemişti. Banyoda diş fırçaları ve taraklar, kapının arkasında havlular duruyordu. Çamaşır sepetinde kim bilir daha ne kadar ütü bekleyecek bir kaç çamaşır vardı.

“Ölülerin eşyalarını dağıtmak gerekmez mi?” dedi Merve hanım göz ucuyla her yeri incelerken.

“Kiracı bulduğumuzda bu konuyu çözeriz, şimdilik bu ev ile uğraşacak zamanım yok açıkçası!” dedi Suat bey.

“Böyle acı dolu bir yeri kiralamak isteyen olur mu?”

“Acı mı?” diye güldü Suat bey, “Burası bir ticarethane olacak bunun acı ile ne ilgisi var, dışarıdaki bahçeleri görmedin mi?”

“Değerli bir toprak değil mi burası?”

“Evet bu haliyle öyle, o yüzden fazla bekletmek istemiyorum!”

“Peki neden satmıyorsun o zaman?”

“Sana Selami’nin vasiyetinden daha önce de bahsettim sanırım Merve!”

“Buranın tek varisi o küçük kız yani öyle mi?”

“Evet öyle!”

“Gülsunar onun pek sağlıklı bir çocuk olmadığını söylüyor, böyle doğal bir ortamda pek düzgün beslenememiş sanırım. İşten güçten çocuklara bakamamışlar belki de!”

Suat bey karısının imalı sözlerini dinlerken bir kaşını havaya kaldırdı ama bir şey söylemedi. Biraz daha oyalandıktan sonra Muzaffer onları yakında bilinen bir restorana götürdü öğle yemeği için. Suat beyin buradaki emlak ofisi ile de görüşmesi vardı bir saat sonra.

Ahmet bey Suat beyin çiftlik üzerine planlarından habersizdi. Anahtarı alıp gitmelerini orayı belki de yeniden canlandırma isteğinde olmalarına yorumladı. Eğer öyle olursa hep birlikte yeniden çiftliğe dönebilirlerdi. Gerçi oradaki güzel günler ve güzel insanlar orada olmayacaklar bu da uzun süre acıları taze tutacaktı belki ama hiç değilse ait oldukları yerde yaşayabileceklerdi. Yaşamayı bildikleri ve bir arada olmayı özledikleri yerde. Bir ay sonra Ahmet bey hafta sonu gidip mezarlara bakım yapmak istediğini söyleyerek izin istedi. Suat beyin sesini çıkarmadı. Kardeşinin ve karısının mezarlarını yaptırması gerektiğinin farkındaydı. Muzaffer’i Ahmet bey ile yollayarak üç mezarında yapılması için gerekli şeyleri halletmelerini söyledi.

Ahmet bey için geri dönmek, özellikle mezarlığa gitmek çok acı verici olmuştu. Muzaffer bey sessizce onun yanında durdu ama adamcağızın acılı hali onu da çok etkiledi. Ahmet beyin rahmetli patronuna bağlılığı da çok ilgisini çekmişti. Suat beyin kardeşinin de kendisi gibi olduğunu düşünüyordu ama Ahmet beyin anlattıkları ve onlara devam eden bağlılığı durumun pek de öyle olmadığının ispatıydı. Birlikte eve de uğradılar. Ahmet bey çocuklar ve kendi için evden gerekecek bir kaç şeyle birlikte bahçeden sakladığı tohumların bir kısmını aldı. Çiftliğe geri döndüklerinde ilk aşamada kullanmak için kendi tohumlarından ayırmıştı.

“Suat bey çiftliği kiraya verecek!” dedi Muzaffer bey dayanamayıp, “O yüzden hazır gelmişken başkasının eline geçmesini istemediğin ne varsa al!”

Ahmet bey şaşkın şaşkın baktı onun yüzüne, “Kiraya mı verecek? Kime? Ne için?”

“Bilmiyorum ama burasını atıl bırakmak gibi bir niyeti yok, elbette sen bunları benden duymuş olma!”

Ahmet bey dönüp acıyla baktı etrafına, buradaki her şey öyle onlara özel, öyle değerliydi ki, ne alması gerektiğini bilemedi. Öncelikle ayırdığı tüm tohumları bir çantaya doldurdu. Kalan kavanozlu ürünleri de kamyonete koydu. Sonra evlere girip Gamze’nin ailesinden hatıra saklamak isteyeceğini düşündüğü bir kaç şeyi aldı. Çiğdem hanımın ve Selami beyin eşyalarını karıştırmak ona berbat hissettirtmişti. Takılara ve diğer eşyalara elini sürmedi. Sonradan hırsızlıkla suçlanmak istemiyordu. Muzaffer yanındayken alacaklarını aldı ve ona tek tek hepsini gösterdi. Muzaffer onun neden böyle yaptığını anladığı için bir şey diyemedi.

Mezar için siparişleri verdikten sonra geri döndüler. Mezarcı taşları ve çiçekleri halledip onlara fotoğraf atacaktı. Ödeme Suat beyin adına çıkartılacaktı.

Ahmet bey yol boyunca sessiz ve düşünceliydi.

Çiftliği kiraya verme işi Suat bey ve avukatının düşündüğü gibi rast gitmedi aradan neredeyse on ay geçmesine rağmen kimse alıcı olmamıştı. İnsanlar yaşamak için bahçeli alanlar arıyorlardı, yaşam alanı olarak çok büyüktü, kirası çok yüksek tutuyordu. Suat bey bahçenin ekili olmasa da en azından bakımlı ve verimli görünmesi için iki üç ayda bir Muzaffer ve Ahmet beyi çiftliğe yollamaya başladı. Ahmet bey her gidişlerinde Gamze ve kızı için bir kaç parça şey daha getiriyor, oradaki toprakla yeniden buluştuğu ve mezar ziyaretlerini yapabildiği için kendini rahatlamış hissediyordu. Serap ve Gamze’ye bu yolculukların nereye yapıldığı söylenmiyordu.

Serap okuldan gelene kadar Gamze artık alıştığı Gülsunar ablası ile vakit geçiriyordu. Merve hanım ve Suat beyin kim oldukları konusunda henüz bir algısı yoktu. Uykuları düzene girdiğinden geceleri ağlayarak uyanmıyordu. Serap okuldan gelince önce kendi odalarına gidip ödevlerini yapıyor sonra hemen Gamze’nin yanına geliyordu. Gülsunar son zamanlarda onları aşağıdaki mutfakta yedirmeye başlamıştı, böylece çocuklar hava uygun olunca arka bahçede rahatça oynuyorlardı.

Serap’ın okula uyum sağlaması da biraz zor olmuştu başlarda ama şimdi onun içinde her şey yoluna giriyordu. Ahmet bey kızının gösterdiği bu azami gayret ve uyum ile gurur duyuyordu. O da tıpkı annesi gibi becerikli bir insan olacaktı.

Aradan bir yıl daha geçtiğinde Gamze çiftlikteki hayatı çoktan unutmuştu. Serap unutmamış olsa bile, yaşadıkları yere alışmış, geldiklerinden çok daha mutlu görünüyordu. Ahmet bey arka bahçeyi çiftlikteki yaptığı gibi harika bir bostana çevirmiş kocaman bir sera kurmuştu. Bahçıvan Mehmet bey başta onun yapabileceği bir işi Ahmet beye verdikleri için biraz bozulmuştu ama sonra adamcağızı tanıyınca onunla iyi anlaşmaya başlamış ikisi birbirlerinden bir sürü yeni şey öğrenmişlerdi. Ahmet bey çalışanlara da evlerine götürmeleri için bir şeyler ayarlıyordu. Aşağıdaki mutfağın tüm malzemesi neredeyse arka bahçeden sağlanmaya başlanmıştı. Dolaptaki salçalar bile bahçenin domatesleri ile yapılıyordu artık. Tavukların bir kaçı hariç hepsi duruyordu. Onlar da hastalanıp ölmüşlerdi. Ahmet bey hiç birinin kesilmesine razı değildi. Ayrıca çocuklar da onları çok seviyorlardı. Yumurtaları toplamak için Serap ve Gamze yarış ediyorlardı.

Merve hanım arkadaşlarına evde bir doğal bahçe yaptırdıklarını ve sağlıklı beslenmeyi seçtiklerini anlatarak hava atıyor, gelen misafirlere arka bahçelerindeki küçük çiftliği gösteriyordu.

Melih her şeyle o kadar ilgisizdi ki yeğeni ile Ahmet beyin kızını bile ayırt edemiyordu. Vedat’ı gizlice eve getirdiği bir gün, “Bunlardan bir yeğenim işte ne bileyim hangisi?” demişti.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s