Kız doğdum – Bölüm 14

Yaren büyüdükçe daha da bilinçleniyor, annesinin ne kadar yorulduğunu, Suna hanımın evi de olmasa başlarını sokacakları bir yerleri olmadığını anlıyordu. Suna hanım da kızı da iyi insanlardı ama Hayriye teyze gibi değillerdi yine de. Daha önce evlerinde çalıştırdıkları kadınlardan yaka silkeledikleri için daima temkinli ve tedbirli davranıyorlardı. Hal böyle olunca da Hayriye teyze ile yaşadıkları gibi olmuyordu tabi. Yaren mümkün olduğunca odalarından çıkmıyordu okulda olmadığı zamanlar, yemeğini de mutfakta yiyip hemen geri dönüyordu. Derslerine çalışıyor, bilgisayarı ile oyalanıyordu. Suna hanımın kızı onun bilgisayara olan merakını görünce eve internet bağlatmıştı. Böylelikle ağabeyleri ile haberleşip öğrendiklerini geliştirmesi daha kolay oluyordu. Mert’in eski bilgisayarı gelişen teknolojideki yeni sistemlere ayak uyduramadığı için Doğukan ona uzaktan bağlanabileceği bir ana makine ayarlamıştı. Böylece Yaren elindeki az donanımlı bilgisayardan, çok donanımlı olan o bilgisayara internet üzerinden bağlanıyor ve gelişmeye onun üzerinden devam ediyordu. Artık bilgisayar okumaya iyice karar vermişti ama üniversite bitirene kadar annesine bir faydası olmayacağından korktuğu için meslek lisesine gitmeye karar verdi. Böylece lise diploması ile de bir iş bulup çalışabilirdi.

Böylece liseye giriş sınavlarında koyduğu hedefe ulaşmak için daha sıkı çalışmaya başladı. Doğukan ağabeyi de bu çabasını takdirle karşılaşmıştı. Lisede de bu alanda okursa şimdiye kadar öğrendikleri alaylı olmaktan çıkacak daha düzenli bilgi akılı elde etmiş olacaktı.

Sonunda azmettiği gibi sınavlara girdi ve evlerine çok uzak olmayan bir Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinden birinin Bilişim Teknolojileri bölümünü kazandı. Kazandığı haberi geldiğinde o kadar mutlu olmuştu ki evin içinde çığlıklar atıp durunca Zeliha onu nasıl sakinleştireceğini bilemedi. Suna hanım da çok sevinmişti küçük kızın başarısına. Çok ilgili davranmıyordu ama o yaştaki bir kız için Yaren’in çok bilinçli ve uslu bir kız olduğunu düşünüyordu. Artık liseye giden genç bir kız olmuştu. Zeliha ve Yaren’in zaman geçtikte zararsız ve iyi olduklarını çoktan çözmüşlerdi ana kız ama yine de mesafelerini korumayı daha uygun buldular.

Zeliha Hayriye teyze ile otururlarken temizlik işinden para biriktirmeyi başarmıştı. Bu parayı kızının eğitim ihtiyaçları için saklıyordu. Hayriye teyze de ölmeden önce kendi altınlarını ona vermişti.

“Kızım dünya malı, dünyada kalır. Kime kalacak sen almazsan. Hani ana kız olduk diyordun. O zaman bu emaneti de kabul edeceksin!” diye zorla vermişti Zeliha’ya hepsini. O da altını başkasının evinde saklamak zor olur, görürlerse de yanlış anlarlar diye düşünüp bozdurup onları da bankadaki paranın üzerine katmıştı. Suna hanımın yanında temizliğe gitmiyordu ama ona yabancı kadınlara verdikleri maaşı veriyorlardı. Bu da oldukça yüksek bir miktardı. Yedikleri içtikleri de bu evde olunca Yaren’in üzeri başı, okul masrafları dışında bir şey harcamadıklarından Zeliha bu paraları da hemen bankaya yatırıyordu. Para çoğaldıkça ikisinin başlarını sokacağı bir gece kondu alabileceklerine kanaat getirdi. Sonuçta Suna hanımın yanında da sonsuza kadar kalamazlardı. Kendilerine ait bir yaşam kurmak zorunda kalacaklardı. Yaren daha liseye gidiyordu, hayata atılmasına çok zaman vardı. Paranın büyük kısmı ile bir gece kondu alsalar, çocukların bıraktıkları eşyalarla üzerine biraz daha eşya alabilirlerdi. Zeliha yeniden temizlik işine başlarsa güzelce idare ederlerdi. Temizlik işinden aldığı para atölye işinden aldığı paradan çok olduğu için yeniden atölye işine dönmek istemiyordu. Gittiği evlerden Yaren için giysi, kitap gibi şeyler de verdikleri için bunca zaman kızını çok zorlanmadan buralara getirebilmişti. Tabi Hayriye teyze olmasa değil bu günlere gelmek, alacak nefesleri bile yoktu şimdi. Her gece uyumadan ona dualar gönderiyor, gözleri doluyordu. Allah’a karşılarına onun gibi birini çıkardığı için şükürler ediyordu. Şimdi bulundukları yer bile onun sayesindeydi. Yaren’de o da özlüyorlardı Hayriye teyzelerini ayrıca. O sahiden ikisinin de annesi, büyük annesi gibi olmuştu. Yaren bebekti onun evine girdiğinde o yüzden doğduğundan beri onun elindeydi hep. Annesi üzülmesin diye çok bahsetmiyordu ama içinden o da sürekli anıyordu o evdeki anılarını ve tatlı Hayriye teyzelerini.

Suna hanım uyuduktan sonra odalarına çekiliyorlar, Yaren’in çalışacak dersi yoksa sessizce sohbet ediyorlardı. Yaren annesinin genç kızlığını, Haydar’ı, pasajı, kötü dedesi ve dayılarını, annesini nasıl sattıklarını, Veysel denilen o kötü adamın – ona baba demek istemiyordu- onları köy meydanında nasıl bırakıp gittiğini, annesinin nasıl kaçıp buraya geldiğini ve tabi Hayriye teyzenin onu kurtarışını defalarca anlattırıyordu. En çok Hayriye teyzenin annesi kucağında onunla kayalıkların ucuna giderken nasıl eteğine yapıştığını anlattığı kısmı seviyordu. İkisinin hayatı içinde en mucizevi anlardan biriydi o an.

“Bir gün Veysel denilen o adam karşıma çıkacak olursa, dara düştüm dese dönüp bakmam!” diyordu Yaren.

“Gitti kızım o daha döndüğünü sanmam ülkeye, ailesinden kalanı bile umursamadı köyde. Ben giderken babası köyde değildi, o ne yaptı sonra onu da bilmiyorum.”

“Peki ya Haydar buraya geri gelince onu yeniden görmek istemedin mi?”

“Hayır tabi ki, artık hem dul, hem de çocukluydum. Ne diye çıkacaktım ki karşısına! Ailesi beni eski halimle istememişti o halimle neler derlerdi kim bilir? Düşünsene nikahsız doğurduğum bir çocuk vardı kucağımda”

“Ama sen evlendin, nikahsız değildin ki?”

“Evet imam nikahı yapılmıştı ama resmi nikah olmadan baban olmuyor işte o adam maalesef!”

“Aman ben zaten istemezdim onun soyadını alayım, hoş senin babanın soyadını taşımakta pek gurur verici değil!” diye kıkırdıyordu sonra.

“Doğru söze ne denir!” diye sarılıyordu annesi de ona, “İyi ki onlar hayatımızda değil, inan seni şimdiye birine satmışlardı bile!”

“Onlardan hiç haber almadın mı bir daha ?”

“Hayır beni parayla satıp gittiler onlar da! Yeniden peşime düşmeleri için bir neden yok.”

“Babam, dedem ve dayılarım olması gereken insanları düşündüğüm zaman aklım almıyor sahiden anne. Bütün yaşadıkların bu insanların tamamının sana bir insan sıfatını bile layık görmemeleri yüzünden başında gelmiş.”

“İnan bana şimdi hayatımızda olmamaları senin için büyük şans Yarenciğim!” dedi Zeliha kızının aklıyla gurur duyarak.

“O köyden kaçma cesaretini göstererek bana bu şansı sen yaratmışsın canım annem!” diye onun boynuna sarıldı Yaren.

Ana kız geçmişten, kadınlardan, erkeklerden, nedenlerden konuştular durdular gecelerce. Toplumdaki her bir birey bilinçlenmedikçe, kadın erkeği, erkek kadını ana, baba, kardeş, öğretmen olarak eğitemedikçe, hepsinden öte herkes için önce insan denilmediği sürece bu işlerin asla düzelmeyeceğine kanaat getirdiler sonunda. Cinsiyeti, dini, dili, ırkı, yaşı ne olursa olsun “önce insan” diyemediğimiz için olmuyor mu zaten olanlar.

“Her şeyden önce insan!” desek toplumlar, “Her şeyden önce can taşıyor!” desek tüm hayat düzelmez miydi hepimiz için. Tüm yaratılmışlar için.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s