Kız doğdum – Bölüm 8

“Yüreği sevgi dolu tüm hikaye severlerimizin sevgililer gününü kutlarız <3”

Diğer atölyeye vardığında yüreğini çoktan bir umutsuzluk sarmıştı ama yine de içeri girdi. Kızlar makinaların başına çoktan geçmişler harıl harıl çalışıyorlardı. Eskiden kendisinin de her sabah gelip makinasının başına geçişini hatırladı. En azından her gün evden kaçabilmesi için bir sığınak olurdu görürdü atölyeyi. Hele Haydar’ı tanıdıktan sonra sığınağı bir yuvaya dönüşmüştü. Hayatı boyu en isteyerek gittiği yerdi o pasaj. Kendi yuvasını kurup, severek gidip geleceği bir dünya kurmak üzereyken nasıl bu hale gelmişti şimdi, güzel olmadığını sandığı o günleri bile arar haldeydi.

Kızlara dalıp gitmiş, kucağında bebeği ile bekleyen genç kadını görünce, atölye sahibi yanına geldi.

“Birine mi bakmıştınız?”

“Ben iş arıyorum” dedi hemen dönüp, “Tecrübem var daha önce atölyede çalıştım”

Kadın üzerine başına bir de kucağındaki bebeğe baktı, “Nerede çalıştın?” diye sorunda çalıştığı atölyenin adını, yaptığı işleri hemen anlattı Zeliha. En azından diğer gibi baştan geri çevirmediğine göre burada bir umut vardı.

“Aslında birine ihtiyacımız var ama çok para veremeyiz, zaten çalışmışsın sen de biliyorsundur piyasayı az çok”

“Olsun” dedi yutkunarak, bir yerden başlar sonra bakardı olacaklara, bir oda bir yer tutardılar Yaren’le gider gelirlerdi. Yüzünde bir gülümseme belirdi fark etmeden.

“Ne zaman başlayabilirsin?”

“Hemen şimdi başlarım!” dedi heyecanla.

“Bebekle mi?” dedi kadın kaşlarını kaldırarak.

Yutkundu Zeliha, “Usludur o, sessiz sessiz durur, beni oyalamaz!”

“Sen hiç bebeği ile işe gelen görüyor musun burada? Bak orada oturan Ayşe’nin, şurada ki Şule’nin hepsinin küçük çocukları var! Sana tamam desem onlara da tamam demem gerekir! Ne yaparım sonra ben burada?”

“Haklısınız ama benim bu işe ihtiyacım var”

“Onların da var kızım, yoksa niye çocuklarını bırakıp gelsinler. Kusura bakma bebekle çalışmana izin vermem. Bırakacak yer bulursan gel konuşalım”

Tam içini umut sarmışken, yeniden hayal kırıklığına uğramış bir şekilde çıktı dışarıya. Ne olacaktı el kadar bebekten sanki, kendisi demişti onlar da anneydi, hepsi kadındı, anlarlardı halden. Başını sokacak yeri bile yoktu ki el kadar bebeği bıraksın bir yere.

Biraz yürüdü amaçsız, bir kuru temizlemecinin dükkanın vitrininde, bir esnaf lokantasının camında gördüğü eleman arıyor ilanlarını konuşmaya girdi ama hepsi aynı şeyi söylediler.

“Bebekle olmaz!”

Akşama kadar civardaki pasajları dolandı durdu. Artık mecali kalmadığından bir çorbacıda hem kendi, hem de kızının karnını güzelce doyurdu. Marketten bir paket bebek bezi aldı. Havanın kararıp insanların çekilmesini bekledi gene aynı parka gitti ama bir grup genci kaydırağın etrafında bir şeyler içip sohbet ederken görünce geri çıktı. Biraz ileride yıkık dökük bir sur görmüştü. Bir tarafı tepenin yamacına dayanmış üç dört metre yüksekliğinde yıkık taş bir duvardı. Yaklaştıkça keskin sidik kokusu burnunu yakınca, diğer tarafına doğru yürüdü. Karanlıktı ama kimse yoktu. Yere çantasından çıkardıklarını serip oturdu. İki gündür yollarda sürünüp duruyordu, banyo yapamıyor, pasajların pis tuvaletlerine girip çıkıyordu.

“Bebekle olmaz!” cümlesi çınlayıp duruyordu zihninde, ne yapacaktı o zaman. Bebeği bırakacak yeri, kimsesi yoktu. Onunla çalışmasına izin vermiyorlardı. Nasıl hayatta kalacaktı, onu nasıl hayatta tutacaktı? Köyden kaçarken onu muhtarın karısına bırakmayı düşünmüş ama içi elvermemişti. Oysa şimdi orada bıraksa çocuğunda kendinin de bir şansı olabileceğini düşünüyordu. Burada biraz para kazanıp, bir hayat kurup, onu geri alırdı. Şimdi kendini değil onu düşünmek zorundaydı. Karanlıkta çocuğun yüzüne baktı, yanağını yanağına dayayıp, kokusunu içine çekti. Düşündükleri için vicdan azabı çekmişti.

“Ben nereye, sen oraya!” dedi fısıldayarak.

Bu defa gün ağarır ağarmaz gözlerini açtı. Yaren gece boyu rahatsız uyuduğu için o da bölük pörçük uyumuştu. Toparlandı üzerini başını çırptı, eşyaları topladı. Bu günde şansını deneyecekti ama gücü de isteği de giderek tükeniyordu. Bu sefer buralarda değil de başka bir yerde şansını deneyecekti. İş için girdiği yerlerden birinde bir semtte daha atölyelerin olduğunu söylemişlerdi. Dolmuş durağına doğru yürüyüp, oradakilere nasıl gideceğini sordu.

Akşama kadar dolanmasına rağmen ne yazık ki yine sonuç değişmedi, bebekle hiç bir iş yerinde iş vermiyorlar ya da üstüne başına bakıp, onu beğenmiyorlardı. Artık sokaklarda yatıp kalkmaktan çocukta kendisi de kokmaya başlamışlardı. Kapıdan girdiğini görenler dilenci sanmıştı bir kaç yerde daha ağzını açamadan kapı dışarı etmişlerdi onu. Özellikle restoranlar müşterileri rahatsız ettiğini söylüyorlardı.

Zeliha’nın umudu iyice kırılmıştı artık, bütün gün duyduğu sözlerden sonra gururu incinmişti. Tek istediği bir işe girip çalışmaktı sadece. Hayatta kalmak istiyordu, bebeğine bakabilmek istiyordu ama hayat bütün kapıları yüzüne kapamış gibiydi. Yanaklarından yaşlar akarak ayrıldı o mahalleden, bilmediği bir caddeye ulaştığında denizi gördü. Buraya geldiğinden beri ilk kez görüyordu denizi. Daha önce yaşadığı yerde denize uzaktı. Yolun bittiği yerde kocaman kocaman kayalara çarpıp duruyordu dalgalar. İnsanlar kenara konulmuş banklarda oturuyorlardı. O da kayalıkların önünde yükseltilmiş duvara oturdu. Yaren dalgaların sesine ve denize ilgi göstermiş gibiydi. Kızının yüzünü denize döndürüp dalıp gitti. Yoldan geçen bir kaç kişinin yanında bir kaç demir para bıraktığını görmedi bile.

Bu denizin içinde bir balık olsalardı o zaman hayatları şimdikinden çok daha kolay olurdu kesin. Balıklar insanlara en uzak yaşayan hayvanlardı. Diğerleri gibi gün içinde onlara denk gelmek zorunda kalmıyorlar, sakin derinliğin içinde sessizce süzülüyorlardı. Çoğunlukla telaşsız olduklarını hayal ediyordu Zeliha, suyun sessizliği ve o telaşsızlığı düşündü. Yiyecek ve barınmak için paraya ihtiyacı yoktu balıkların. Bir kayanın kovuğunda, bir yosunun aralığında yaşayıp gidiyorlardı. Büyük balıklara yem olmak tehlikesi vardı elbette ama su üstündeki imkansızlıklar ve tehlikelerin yanına neydi ki bu. İçen bağıran adamlar, dayak atanlar, göz dikenler yoktu orada. Kaç dişi balık, bir diğer erkek balığın tecavüzüne uğramış, hizmete mecbur bırakılmıştı. Kaçı sırf babası istiyor diye bir balıkla evlenmişti. Evlenmeyi bile bilmiyorlardı onlar. Birbirlerini sevip yavruluyor olmalıydılar.

“Ne harika bir yaşam değil mi Yaren?” diye mırıldandı. Havanın yine karardığını, denizin siyahını seyrettiğini, etrafında insanların azaldığını bile fark etmemişti. Burası onun ruhunu esir almıştı sanki, kalkıp herhangi bir yere gitmek bile istemiyordu. Yaren ağlamaya başlayınca onun bezini değiştirdi. Sonra kucağına kızıyla gözünü bile kırpmadan gün ağarana kadar oturdu orada. Bütün bedeni uyuşmuştu. Dünden beri bir şey yemediği için tansiyonu düşmüştü ama o kendini bir rüyanın içinde gibi algılıyordu. Denizin içinde kızıyla mutlu mutlu süzülen balık olduklarını görüyordu. Her şey öyle sessiz, öyle masalsıydı ki.

Arkasından yaşlı bir kadının onun çekiştirdiği ana kadar ayağa kalkıp, kayaların en ucuna doğru yürüdüğünü fark etmemişti bile.

(devam edecek)

Kız doğdum – Bölüm 8” için bir yanıt

  1. Merhaba; Günlerce yazdığınız öykünüzü bir solukta bitirdim. Ne kadar akıcı ve güzel, kaleminize sağlık. Ayrıca ben de herkesin sevgililer gününü kutluyorum. Tekrar geleceğim arkası yarını merakla bekliyorum. Sevgilerle…

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s