Aşktan öte – Bölüm 26

Timur ertesi gün ofisteyken çalan her telefona heyecanla bakıyordu. Gökçe nihayet öğlene doğru aradığında ilk randevusuna çıkacak toy bir çocuk kadar heyecanlanmıştı.

“Merhaba, cuma akşamı için sana yazacağım adresteki restoranda bir yer ayırtacağım. Annemin en sevdiği yerlerden biridir orası. Saat yedi uygun mu senin için?”

“Evet çok uygun” dedi Timur.

“Demet teyzeyi bu defalık getirme, onun anlayışla karşılayacağına eminim”

“Tamam”

“Cuma akşamı görüşürüz o halde, adresi göndereceğim, rezervasyon benim adıma olacak”

“Tamam görüşürüz”

Çocuk o kadar net ve seri söylemişti ki hepsini ne planladığını bile soramamıştı Timur. Onu Ayça ile buluşturacağına şüphesi yoktu ama annesine ne söyleyecekti, onun ne söylemesini istiyordu hiç bir şeyden emin değildi. Kendini çok hazırlıksız hissediyordu. Bunca yıl sonra Ayça sinirlenip masadan giderse ne yapacaktı. İlk şans için acaba en doğru yol bu muydu?

“Gökçe nasıl olmasını istiyorsa öyle yapmak zorundasın” dedi Demet hanım olanlarda haberdar olunca.

“O beni annesinin hayatından tamamen silmek istiyor da olabilir biliyorsun değil mi?”

“Olabilir tabi ama Ayça’ya ulaşmak için onunla iş birliği yapmaktan başka çaren yok, onu yok sayamazsın”

“Biliyorum ve korkuyorum açıkçası”

“Korkmak için geç kaldın Timur, lütfen bu defa kolay vazgeçme, eğer akşam kötü bile geçse bu senin son sınavın olabilir”

“Hiç yardımcı olmuyorsun anne!”

“Sana yardımcı olabileceğim zamanlar yardım kabul etmedin maalesef”

“Tamam haklısın, özür dilerim.”

Cuma günü o kadar zor geldi ki, sanki saatler ve günler uzamış gibi tuhaf bir hafta yaşadı Timur. Hiç bir şeye konsantre olamıyordu. Sürekli Ayça’ya ne söylemesi, ne söylememesi gerektiğini hesaplıyordu kafasında. Onca hatanın ardından ne söyleyebilirdi ki? Ayça’nın ona yeniden güvenmesi için zaman gerekecekti.

Gökçe’nin göndermiş olduğu adresteki restorana vardığında ayırtılan masa henüz boştu. Masaya üç tane servis açılmıştı. Yan yana konulmuş tabakların olduğu yere değil de onların karşısında bir kişilik olarak açılmış servisin olduğu tarafa doğru oturdu. İkisinin de tam karşısında olacaktı böylece. Birinden gözlerini kaçırmak istediğinde diğerine bakmasını sağlayabilirdi bu.

Gökçe annesine akşamı birlikte geçireceklerini söylemişti. Serdar öldüğünden bu yana pek dışarı çıkmıyorlardı. Eskiden Serdar ile vakit geçirmek için sık sık dışarıda buluşurlardı ama o hastaneden çıktıktan sonra bu rutinleri bozulmuştu. Onu eve geçtikten sonra internet üzerinden görüştükleri için dışarıda harcadıkları saatleri de bilgisayar başında onunla konuşarak geçiriyorlardı. Serdar onlara dışarıdan yemek gönderiyordu bazı günler, aynı yemekleri kendine de sipariş ediyor, monitöre bakarak karşılıklı yiyerek eski günlerdeki gibi yapmaya çalışıyorlardı. Ayça, Gökçe’nin zor günler geçirdiğinin farkındaydı. O yüzden onu rahatlatmak için elinden geleni yapıyordu. O gece dışarıda yeme fikrinin de ikisini de rahatlatmak için olduğunu düşündü. Madem orada yemek istiyordu, o halde oğluna itiraz edecek değildi. Serdar ile sık gittikleri bir yerdi.

Kapıdan girip, garson onları Gökçe adına ayırtılan masaya götürürken fark etti Timur’un da orada olduğunu. Bunun Gökçe’nin planı olduğunu bilmediği için bir tesadüf olduğunu sandı. Ancak garson onları tam da onun oturduğu masaya götürünce neler olduğunu anladı.

Timur onları görür görmez ayağa kalktı heyecanla. Elini kolunu nereye koyacağını bilemiyordu. Ayça masaya gelince hemen onun sandalyesini çekti. Hiç konuşmadan üçü birden oturdular, garson yemeklerini seçmeleri için menüleri masaya bırakıp uzaklaştı.

“İkiniz içinde şaşırtıcı bir durum olduğunu biliyorum.” diye söze başladı Gökçe ve Serdar’ın ölmeden önce onunla yaptığı konuşmayı tekrarladı. Ayça daha önce bu konuşmadan haberdar değildi. Şaşkınlıkla dinledi sonuna kadar.

“Bunu babamın son isteği olarak da algılayabilirsiniz, ikinci bir şans olarak da. Bu tamamen ikinize bağlı bir durum. Birden bire baş başa kalsanız ne konuşacağınızı bilemeyeceğinizi düşündüğüm için bu ilk akşam ben de sizinle olmak istedim. Bundan sonra eğer görüşmek isterseniz bunu kendiniz ayarlamalı ve baş başa konuşmalısınız.”

Timur ve Ayça birbirlerine baktılar ellerinde olmadan. Ayça’nın da elleri titriyordu. Serdar’ın ne kadar iyi yürekli bir insan olduğunu düşünüyordu yine. Her şeyi ama her şeyi nasıl düşünüp planlayabilmişti böyle. Peki ya Gökçe? Bu yaşına tüm bunları bu kadar büyük bir olgunlukla halledip, ifade edebiliyor olması inanılmazdı.

“Baban seninle gurur duyardı” dedi Gökçe’ye bakıp. Bunu elinde olmadan söyleyivermişti.

Gökçe ona bakıp gülümsedi, “Bunca zaman sonra siz de birbirinize yabancı sayılırsınız. Bunu hepimiz için bir tanışma yemeği sayabiliriz sanırım öyle değil mi?”

“Sanırım en doğrusu da bu olur. Baştan başlamak için bir şansa ihtiyacım var benim” dedi Timur derin bir nefes alıp, “En azından bir aile dostunuz olarak hayatınıza dahil olmaya adayım izin verirseniz” diye tamamladı sözünü.

“Neden olmasın” dedi Ayça gülümseyerek.

Bir saat sonra bir araya geldikleri ana nazaran daha sıcak bir sohbetin içine dalmışlardı. Çok geç saate kalmadan ayrıldılar. Bir sonraki buluşmaya Demet hanım da dahil olmuştu. Nihayet oğlu, kızı ve torunu ile bir arada olmaktan o kadar mutluydu ki, kadıncağızın yüzüne yayılan ışık hepsini etkiledi. Timur’un en azından bir aile dostları olarak hayatlarına dahil olması hepsi için rahatlatıcı ve yumuşak bir geçiş sağlamıştı. Ayça’nın içinde yerleşen onunla ilgili korkular öyle çabuk yok olacak türden değildi. Bunca yıl umutsuzlukla beslenerek kemikleşmişti belki. Ancak yine de hayalleri yerine onu karşısında ve hayatının bir parçası olarak görmekten mutluydu. Gökçe’de onu kabullenmekte zorlanmışa benzemiyordu. Hatta Timur bazı hafta sonları sadece Gökçe ile yapabilecekleri etkinlikler planlıyordu.

İkisi oldukları zamanlar “Sana borçluyum” diyordu sürekli. “Bana değil anneme borçlusun” diye cevap veriyordu Gökçe’de.

“Ne dersin, sence iyi gidiyor muyum?” diye sordu son buluştuklarında

“Annemin bakışları sana gereken cevabı veriyordur. Onu uzun zamandır tanıyorsun”

Gülümsedi Timur, “Biliyor musun sen hukuk okumalısın”

“Düşünüyorum aslında” diye yanıtladı Gökçe Timur’un mesleki başarısını takdir ediyordu. Onun ağzından hedefindeki mesleğe uygun olduğunun söylenmesi hoşuna gitmişti.

Sekiz yıl sonra Timur emekli olacağı zaman bunca yıl emek verdiği bürosunu genç ortağı Gökçe’ye bırakıyor olmaktan gurur duyuyordu. Gökçe hukuk fakültesinden başarı ile mezun olmuş, Timur onu daha tecrübesiz bir çaylakken büroya ortak yapmıştı. Son iki üç yıldır birlikte çalışıyorlardı. Ona bildiği her şeyi öğretmişti. Artık tek başına da tüm işlerin altından kalkabileceğine dair hiç şüphesi yoktu. Ona tek tavsiyesi, sevdiklerini işi için hiç bir zaman ihmal etmemek olmuştu. Başarı tek başına mesleki veya maddi değildi. Hayatta başarılı olmak önemliydi, bunun tek ölçüsü de mutluluktu, para değil. Ne kadar mutluysa o kadar başarılı bir insan olmuş demekti.

Ayça ile Timur’un ilişkileri Gökçe onları bir araya getirdikten sonra bir daha hiç bozulmadı. Ancak aile dostu olarak mı kaldılar, yoksa evlenip Gökçe’ye yeni bir aile mi sundular konusunu siz değerli okuyucularımızın hayal gücü ve gönlüne bırakıyoruz.

Bu hikayenin sonu mutlu bitiyor ancak Ayça’nın seçimi sizin ellerinizde ❤

SON

Aşktan öte – Bölüm 26’ için 8 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s