Aşktan öte – Bölüm 23

Gökçenin lise ikiyi bitirdiği yaz hastalık yeniden atak yaptı. Ancak bu sefer Serdar’ı hastanelik edecek kadar ağırdı. Doktor ataklardan sonra gerileme olmadığı konusuna sürekli hatırlatma yaptığı için Serdar bunun son dönemeç olduğunu çoktan fark etmişti.

“Ayça bu hastaneden çıksam bile çok fazla devam edemeyeceğim, ben artık bakıma muhtaç aşamasına geçtim sanırım”

“Böyle söyleme lütfen, bunca zaman mücadele ettin, yine etmeye devam edeceksin.” dedi Ayça onun güçsüzleşmiş ellerini tutarak.

“Bu günün geleceğini ikimiz de biliyorduk. Hatta Gökçe bile. Bu yüzden bundan sonrası için o artık senin oğlun. İnan gözüm hiç arkada olmayacak.”

Ayça’nın dudakları titredi bir şey söyleyemedi. O sırada babasının istediği şeyleri arabadan getiren Gökçe girdi kapıdan. İkisinin buğulanan gözlerini görünce ne konuştuklarını hemen anladı. Elindeki çantayı sandalyenin üzerine bırakıp, gelip babasının yanına oturdu. Ayça onun bir şeyler söylemek istediğini hissedince kahve almak bahanesi ile dışarı çıktı. Zaten biraz daha durursa odada hüngür hüngür ağlayacağını biliyordu.

“Canım oğlum” dedi Serdar onun alnına düşen saçlarını düzelterek, “Sen bu hayatta benim en büyük hediyem, mucizemsin inan bana. Annen bir kardeşe verilebilecek en güzel hediyeyi bıraktı bana”

“Eminim gözü arkada kalmamıştır” dedi Gökçe sevgiyle.

“Benim de kalmayacak oğlum. Sen harika bir delikanlı oldun, böyle devam et. Ayça’nın elini hiç bırakma olur mu?”

“Bırakmam. Sen de mücadeleyi bırakma lütfen. Ölecekmişsin gibi konuşmandan hiç hoşlanmıyorum biliyorsun.”

“Öleceğim Gökçe. Artık bunu ertelemek için fazla zaman kalmadı. Bunu düşünmenin çok zor olduğunu biliyorum. İnan bana ölüm bir son veya ayrılık değil. Fiziksel olarak beni göremiyor olsan bile ben daima senin yanında oldum öyle değil mi?”

“Evet” dedi Gökçe burnunu çekerek.

“Yine olacağım, hem de her zaman. Tıpkı annen ve baban gibi”

“Bunları şimdi düşünmeyelim.”

“Bundan kaçış yok oğlum, lütfen, güçlü ol! Seni Ayça’ya, Ayça’yı da sana emanet ettiğimi unutma. İnan bir şansım olsaydı evleneceğim kadın onun gibi, doğacak oğlum da tam senin gibi isterdim. Bu hastalık bu şansı benim elimden almış olsa bile biz üçümüze birbirimizi tamamlama şansı verdi.”

“En büyük fedakarlığı Ayça yaptı ama değil mi?”

“Evet oğlum, eksiksiz yaşayabileceği halde o bizim eksiklerimizi tamamlamaya gönüllü oldu. Bizi seçti.”

“Bizi seçti” dedi Gökçe gülümseyerek.

“Evet o bizi seçti, mecbur değildi. Bunun değerini her zaman hatırla!”

Gökçe ağlamaya başladı. O gün baba oğul arasındaki bu özel sohbet bir kaç saat devam etti. Ayça Gökçe kapıdan başını uzatana kadar içeri girmedi. Bunu tekrarlamak için çok şansları olmayacağını artık o da kabullenmişti. Doktor bundan sonra iyileşmesini beklemenin boş yere umut vermek olacağını söylemişti. Hastanede bir süre daha kalacak sonra, isterse evinde, isterse bir bakımevine bakımına devam edilecekti. Serdar bu bakımın profesyoneller tarafından yapılması için gerekli girişimleri çoktan yapmıştı. O hastalık atağa geçmeden önce neler olacağını hissediyordu artık.

Gökçe kapıyı açtığında Ayça’yı, kapının hemen karşısındaki sandalyede tek başına otururken buldu.

“Uyudu” dedi fısıltıyla, gözleri kıpkırmızı olmuştu. Gelip Ayça’nın yanına oturdu ve başını onun omuzuna dayadı. Ayça uzanıp onun artık hafif sakallanmış yüzünü okşadı.

“Güçlü olmak zorundayız”

“Evet biliyorum” dedi çocuk iç çekerek.

Artık ikisi de sonun başlangıcında olduklarını biliyorlardı.

“Sence Gökçe nasıl hissediyor?” diye sordu Demet hanım, Ayça ile çay içerlerken. Ayça Gökçe’yi kafası dağılsın diye arkadaşları ile buluşmaya zorluyordu. Yoksa çocuk ya Serdar’ın ya da Ayça’nın yanında kalmakta ısrar ediyordu.

“O kadar çok şeyi kabullenmek zorunda kaldı ki, sanırım artık benden bile daha güçlü bir kalbi var.”

“İkiniz için de çok zor bir dönemdesiniz”

“Evet ama Serdar bizi yıllardır bu güne hazırlıyordu aslında. Bunu yaptığı için kızıyordum ama şimdi Gökçe’ye de bakınca ne kadar faydası olduğunu görebiliyorum. O her şeyi düşünüp, planlamıştı çok önceden. Yaşadığı kadarını da bunları planlayarak geçirdi. Aslında kendi hayatı hiç olmadı”

“Onun bütün hayatı Gökçe ve sonra sen oldunuz Ayça. Bu hayatı olmadığı anlamına gelmez öyle değil mi? Senin yaptığın gibi o da bir seçim yaptı. Siz ikiniz başka pek çok insanın yapmayacağı bir yol tercih ettiniz. İki yabancı insan bir araya gelip o çocuğa bir aile verdiniz kızım.”

“Hayatta pişman olmayacağım yegane şey bu olacak inanın bana!” dedi Ayça ağlamasına engel olamayarak.

“Bunca zaman sonra bunu ispatladın zaten sevgili yavrum. Oğlunuz kocaman oldu baksana. Serdar onu buraya kadar getirmeyi başardı. Ben onun hastalığından ilk bahsettiğinde inan bu kadarını bile beklemiyordum. Onu hayatta tutan Gökçe ve sen oldunuz.”

“Gökçe için yaşadı o.”

“Eğer öyle olsaydı, onu sana emanet ettikten sonra pes ederdi öyle değil mi? Oysa daha çok sizinle olmak için mücadele etmeye devam etti. Sizin kaderiniz o geçitte yazılmıştı sanırım.”

Demet hanım da yıllar içinde sağlığından çok şey kaybetmişti. Oğlunun bir türlü mutluluğu bulamaması içten içe onu tüketiyordu. Yine de Ayça ve Gökçe’nin her zaman yanında olmaya, Ayça’nın tökezlediği her an onun elinden tutmaya devam etti. Ayça’yı her zaman kızı gibi sevdiği için Gökçe’yi de torunu gibi sevdi. Gökçe işaret dilini öğrendikten sonra kendini o kadar mutlu hissetmişti ki, Demet hanımı her gördüğünde hemen sohbet etmeye çalışmıştı ilk zamanlar. Demet hanım bu süreç içinde ona yakınlaşma ve tanıma fırsatı da bulmuştu. Gerçekten tıpkı Ayça gibi çok hassas ve temiz kalpli bir çocuktu o. Ayça’nın kendi oğlu olsa ancak bu kadar ona benzeyebilirdi. Onun büyümesini izlerken kendi oğlunun o yaşlarını hatırlıyordu. Ayça’nın Gökçe’ye davranışlarını kendi oğlu ile ilişkisi ile kıyaslıyordu elinde olmadan. Bu kadar yakın hiç olamamışlardı belki. Belki de Demet hanım oğlu büyürken bir şeyleri gözden kaçırmıştı.

Ayça onun içten içe üzülmeye devam ettiğini bildiği için Timur hakkında hiç bir şey sormuyordu. Demet hanım kendiliğinden onun seyahatte olduğunu ya da bir davayı kazandığını söylüyordu bazen. Sonunda oğlunun ısrarlarına dayanamayıp daha büyük bir eve çıkmışlardı. Timur annesi ile yakından ilgileniyordu. Onun kendisinden çok Ayça’ya yakın olduğunu bilse bile bunun farkında değilmiş gibi yapıyor, elinden geldiğince onu rahat ettirmek için uğraşıyordu. Sonunda eve bir yardımcı kadın çalışan almıştı. Demet hanımın daha fazla ev işleri ile yorulmasını istemiyordu. Kadıncağız evde yapacak iş kalmayınca kendini iyice işe yaramaz hissetmeye başladığı için morali bozuluyordu.

“İşlemeyen bir beden ne olur söylesene kızım?” diye şikayet ediyordu Ayça’ya. Ayça’da Gökçe’nin sevdiği yemekleri yapacak vakti olmadığını bahane edip ondan yemek yapmasını rica ediyordu. Bu Gökçe içinde iyi oluyordu çünkü okuldan gelip evde tek başına kalmıyordu her gün.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s