Aşktan öte – Bölüm 20

Gökçe ve Serdar salonda karşılıklı oturmuşlar, Ayça’da odasına çekilmiş kalbi çarparak bu konuşmanın sonucunu bekliyordu. Gökçe sakin bir merakla babasının yüzüne bakıyor, Serdar ise defalarca hesapladığı halde konuya nasıl gireceğini bilemediği için soğuk terler döküyordu.

“Gökçeciğim artık sen de büyüdüğün için bazı şeyleri sana açıklamam gerektiğini düşündüm.”

“Tamam”

“Şimdi bazen insanlar sevdikleri üzülmesin diye bazı şeyleri saklamak zorunda kalırlar, bir süreliğine elbette. Bir gün o sürenin sonuna gelinebilir ve saklanılan şeyin artık ortaya çıkma zamanı gelmiştir.”

“Bir sırrın mı var?” dedi Gökçe fısıldayarak.

Bunu o kadar tatlı bir edayla sormuştu ki, Serdar elinde olmadan gülümsedi, “Evet bir sırrım var, doğru tahmin ettin.” dedi onun saçlarını okşayarak, “Şimdi bu sırrı seninle paylaşmak istiyorum ama bu sır seni üzebilir”

Gökçe’nin yüz ifadesi ciddileşti ama bir şey söylemedi.

“Hazır mısın?” diye sordu Serdar, bunu sormanın saçma olduğunu biliyordu ama bir şekilde oyalanma ihtiyacı hissetmişti elinde olmadan.

“Annemin öldüğünü söyleyeceksin” dedi Gökçe istifini hiç bozmadan.

“Ne? Sen bunu nasıl?” diyebildi Serdar şaşkınlıkla.

“Bunca zaman bir annemin olmamasını normal karşıladığımı düşünmedin herhalde değil mi?” dedi Gökçe gülümseyerek, “Bu konunun seni üzeceğini bildiğim için sana bunu söylemedim ama annemin öldüğünü ben biliyorum.”

“Sana bunu kim söyledi?”

“Bu da benim sırrım, belki bir gün söylerim. Annem öldüğü için çok üzgünüm, onu merak ediyorum ve tanımayı çok isterdim. Bircan’ın da annesi öldü geçen sene, öğretmenimiz onu üzmememiz için nasıl davranmamız gerektiğini bizimle uzun uzun konuştu.”

“Sen o zaman biliyor muydun bunu?”

“Evet biliyordum ama öğretmenimizin söylediklerini dinledikten sonra sen konuyu açmadığın sürece seninle konuşmamam gerektiğini anladım. Ayça’nın da bir annesi yok, artık Bircan’ın da yok. Senin de yok ve benim de yok.”

Serdar onu kendine doğru çekip sarıldı, gözleri dolu dolu olmuştu, ne diyeceğini, nasıl diyeceğini iyice bilemez hissediyordu şimdi. Annesinin öldüğünü nasıl anlamıştı, kim söylemişti bilmiyordu.

“Peki başka neler biliyorsun?” dedi sakinliğini korumaya çalışarak.

“Başka bir şey bilmiyorum” dedi Gökçe geri çekilip merakla ona baktı.

“Sır bu kadar değil ne yazık ki evlat!”

Çocuk gözlerini kırpıştırmaya başladı, aklından başka ne olabileceği geçiyor ama zihni yeni bir şey üretemiyordu belli ki.

“Annenin nasıl öldüğünü biliyor musun?”

“Hayır”

“Annen ve baban bir kazada öldüler Gökçeciğim”

“Babam mı?” dedi çocuk şaşkınlıkla, “Babam sen değil misin?”

“Ben senin dayınım Gökçe. Onlar öldüğünde henüz altı aylıktın ve hem annesiz hem babasız kalmıştın. O yüzden seni evlat edindim ve sen büyüyene kadar bu acıyla sarsılmanı istemediğim için senden bunu sakladım.”

“Ben! Bunu bilmiyordum” dedi Gökçe şaşkınlıkla, “Yani Ayça gibiyim öyle mi?”

“Evet canım ama sen ondan daha şanslı bir çocuksun çünkü seni asla bırakmadık”

Gökçe başını önüne eğdi ve sessiz kaldı. Onun minik kafasından neler geçtiğini öğrenmek için Serdar o an her şeyini verirdi, “Gökçe?” dedi onun minik elini tutarak.

“Tamam” dedi Gökçe.

“Ne tamam?”

“Bilmiyorum, tamam işte! Ne söylemem gerektiğini bilmiyorum”

“Haklısın” diyerek onu yeniden kendine çekti ve sıkıca sarıldı Serdar, “Seni öyle çok seviyorum ki, ne şimdi, ne de daha sonra üzülmeni istemiyorum”

“Bu yüzden mi benimle hiç oturmadın? Yani babam olmadığın için mi?”

“Hayır! Hayır bu asla bununla ilgili değil! Lütfen aklına bunu asla getirme, bunun tamamen başka bir nedeni vardı”

“Neydi?” dedi Gökçe kendini geri çekip onun gözlerine baktı. Serdar kendini çok tıkanmış hissediyordu. Bu akşam bu kadarını konuşmayı hesaplamamıştı ama çocuk öyle haklıydı ki bu soruyu sormakta, bunu nasıl kendisi akıl edemediğini merak ediyordu. Ona tüm gerçeği şimdi açıklaması gerekiyordu, zaten bu konuşmayı taksit taksit yapamayacağını şimdi kendisi de anlamıştı. Bir kerede dürüstçe konuşmak en iyisiydi belki de.

“Benim bulaşıcı bir hastalığım var, kan yolu ile bulaşıyor, bu yüzden sizinle aynı evde yaşayamıyorum”

“Kan mı?”

“Evet kan, bende başka bir arkadaşımdan kaptım yıllar önce.”

“Doktora gitmedin mi?”

“Gittim. İlaçlar içiyorum ama bu öyle kolay iyileşecek bir hastalık değil.”

“Sende ölecek misin?”

“Kendime iyi bakarsam uzun yaşayabilirim”

Gökçe’nin ilk kez gözleri doldu konuşmanın başından beri. Serdar kendini öyle parçalanmış hissediyordu ki göz yaşları onun da yanaklarından inmeye başladı

“Bak oğlum, bu akşam bir veda konuşması yapmıyoruz. Ben sadece artık büyüdüğünü ve bunları bilmen gerektiğini düşündüm. Biyolojik olarak olmasam da ben her zaman kendimi senin baban gibi hissettim. Sen benim oğlumsun. Çok karışık ve anlaması zor olduğunu biliyorum”

“Bundan kimseye bahsetmesek olur mu?”

“Tabi elbette olur, neden böyle bir şey söyledin”

“Arkadaşlarıma bunu anlatabileceğimi sanmıyorum”

“Bunu kimseye anlatmak zorunda değilsin. Ayça her şeyi biliyor. Onunla konuşabilirsin. Seval hanımla da konuşabilirsin. Bizim dışımızda da bunu kimseye söylemeyiz olur mu?”

“Olur”

“Bana kızgın mısın?”

Başını iki yana salladı Gökçe, gözleri hâlâ yaşlıydı ve ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu, “Ölmeyeceksin değil mi?” dedi kendini sıkarak.

“Elimden geleni yapacağıma söz veriyorum” dedi Serdar ve ikisi yeniden birbirlerine sarıldılar ve bir süre öylece kaldılar.

Bir çocuğun kaldırabileceğinden fazlasını konuşmak zorunda kalmışlardı bu akşam ama bu hayattı maalesef. Ne Serdar, ne Gökçe, ne de başkası bunu değiştiremezdi. Öyle ya da böyle ikisi de bu gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaklardı.

“En azından ergenliğe girmeden söylemeniz iyi olacak!” demişti Demet hanım da, başından beri en olmadık olaylarla kafa yormaktan o da kendini yorgun hissediyordu artık.

Serdar ve Gökçe o gece salonda ayrı kanepelerde uyudular. Daha doğrusu Serdar sabaha kadar çocuğu seyretti uykusunda. Onu ilk kez gece uykusunda seyrediyordu uzun zamandır. Küçüklüğünde hastalandığı zamanlarda bir kaç gece yine uyumadan beklemişti yanlarında Seval hanım ve onun. Ayça sabah uyandığında Serdar kanepede oturmuş Gökçe’yi izlemeye devam ediyordu.

“Nasıldı?” diye sordu Ayça fısıldayarak.

“Sanırım bunu zaman gösterecek, ona tüm gerçeği söylemek zorunda kaldım”

“Tüm gerçeği mi?” dedi Ayça endişeli bir sesle

“Evet tüm gerçeği?”

“Neden peki?”

“Babası olmadığım için ayrı evde yaşadığımı düşündü çünkü.”

“İnanamıyorum!”

“Evet bunu düşüneceğini nasıl öngöremediğime ben de inanamadım!” dedi Serdar düşünceli ve yorgun bir sesle.

“Ne söyledi peki?”

“Hiç bir şey. Öleceğimden korkuyor şimdi. İyi mi yaptım, kötü mü yaptım gerçekten bilmiyorum!”

“Sen elinden geleni yapıyorsun, onu korumaya çalışıyorsun, lütfen kendini suçlayacak bir şeyler bulmayı bırak artık. Onun için stresten uzak durmak zorundasın. Bunu ona yapma!”

“Umarım doğru bir şey yapmışımdır Ayça, gerçekten kafam çok ama çok karışık!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s