Aşktan öte – Bölüm 17

Serdar, Ayça’nın tekrar tekrar düşünmesi için elinden geleni her şeyi yaptıktan sonra onun kararlılığını görünce tüm yasal evrakları ona imzalattı. İkisi bütün bunları hallettikten sonra bir akşam Seval hanım ve Gökçe’ye evlenmeye karar verdiklerini açıkladılar.

Seval hanım duyar duymaz, Ayça’nın gözlerinin içine baktı hemen, evleneceğim dediği adamla aynı evde yaşamayacağını ve asla gerçek karı koca olamayacağını o biliyordu. Ayça’nın da bildiğinden emindi ama bilmek ve bunun farkında olmak aynı şey değildi hiç bir zaman. İçinde en ufak bir tereddüt varsa ya da ne yaptığının sahiden farkında değilse o zaman bu küçücük çocuğun hayatına asla bu şekilde girmemeliydi.

Ayça onun dikkatli bakışlarını fark edince, gözlerini kaçırmadan ona bakarak gülümsedi. İki kadın saniyeler içinde birbirlerinin düşüncelerini okumuş gibi bakışıp, yüz ifadelerini yumuşattılar.

“Sen benim annem mi olacaksın?” dedi Gökçe heyecanla, sanki anneler veya babalar gidip marketten alınabiliyor ve onları dilediğin gibi seçebiliyormuşsun gibi bir edayla söylemişti bunu.

“Evet annen olacak” dedi Serdar dizlerinin üzerine çökerek onun saçlarını kokladı, “Bunu ister misin?”

“Evet isterim!” dedi Gökçe, anne kelimesinin içerdiği anlamı hiç yaşamamış bir çocuğun yine de bunun hayatında olması gereken bir şey olmasını idrak ediyor olması ve istemesi hüzün verici bir durumdu hepsi için. Bilmediği o kişiye ihtiyacı olduğunu biliyor gibiydi Gökçe bunu söylerken.

Ayça yanaklarından yaşlar akarak, Serdar gibi dizlerinin üzerine çöktü ve onu kendine doğru çekip sımsıkı sarıldı, “Sana söz veriyorum, ömrümün sonuna kadar hep senin yanında olacağım”

“Tamam” dedi Gökçe minik kollarını onun boynuna dolayarak, “Seval teyzem de bizimle olacak ama değil mi?” dedi sonra geri çekilip.

“Evet istediği kadar sizinle olacak” dedi Serdar ikisine de fırsat vermeden, çocuğa şimdiden onun gitmek zorunda olduğunu söyleyip, bu anı bozmaya gerek yoktu. Seval hanım gidene kadar Ayça ile birlikte olmaya daha çok alışmış olacaktı muhtemelen. Gökçe yeniden oyuna daldığına Seval hanım ikisine birden “Bunu yapmak istediğinizden eminsiniz değil mi?” diye sordu hiç düşünmeden.

“Evet, merak etme, bu konuyu defalarca tartıştık” dedi Serdar onun kolunu tutarak.

“Ya sen?” dedi Seval hanım Ayça’ya dönerek, “Umarım ne yaptığını gerçekten anlamışsındır?”

“Korkularınızı anlıyorum” dedi Ayça, “Ben de korkuyorum açıkçası ama ne yaptığımı biliyorum ve bunu yapmayı da sahiden istiyorum!”

Akşamın devamında Ayça’nın aşağı taşınması konusu konuşuldu. Seval hanımın gitme tarihi ve o tarihe kadar neler yapılması gerektiği. Ayça’nın taşınması için nikahı beklemelerine gerek yoktu, zaten Serdar onlarla yaşamayacaktı. Bir an önce ortak bir yaşam kurmaya başlamaları için de ne en iyisi hemen harekete geçmek olacaktı.

Ayça kişisel eşyalarını o hafta aşağı indirdi. Onca zamandır kendi başına yaşamaya alıştıktan sonra bir çocukla birlikte bir yaşamı öğrenmek için zamana ihtiyacı olacaktı. Timur’la evlendikten sonra kullanmak için sakladığı yıllık iznini aldı çalıştığı yerden. Taşındığının ilk gününden sabah kalkıp işe gitmek istemiyordu. Gökçe ile yirmi dört saat geçirmenin nasıl olduğunu öğrenmek için büyük bir heyecan duyuyordu. Seval hanım ve Gökçe aynı odada uyuyorlardı. Kadıncağız çocuğu ayrı bir odaya almak istememişti. Gökçenin odasında bulunan çek yat onun için en rahat yerdi. Gökçe her gece sabaha doğru uyanıyor ve Seval hanımın yanına geliyordu. Birlikte tuvalete gidiyorlar, sonra yeniden herkes kendi yatağına dönüyordu. Çoğu zaman Gökçe onunla uyumak için dirense de Seval hanım kendi başına uyumaya alışması için kabul etmiyor, uykuya dalana kadar başında bekledikten sonra kendi yatağına geçiyordu. Ayça gelir gelmez düzeni değiştirmek çocuğu zorlayabileceğinden bir süre daha bu düzende devam etmeye karar verdiler. Seval hanım çocuğun hayatından yavaşça çekilecek ve yerine Ayça geçecekti. Gökçe oyun arkadaşının sürekli onlarda yaşayacak olması fikrinden çok hoşlanmıştı. Onu tanıdığı günden itibaren “Ayça” diye hitap ediyordu, babasının hitap ediş şeklini kopyalamıştı. “Annem mi olacaksın?” diye sormuş olmasına rağmen ona “anne” demesi gerektiğini düşünmemişti elbette. O sadece bir çocuktu. Anne ve baba rolünü çevresinden fark etmediği sürece bu rollerle ilişkinin nasıl olduğu hakkında bir fikri olmuyordu. Kurulan bağın adıydı anne ve baba oysa sadece, şimdiye dek anne bağını bakıcı olduğunu biliyor olsa da Seval hanımla, baba rolünü de aynı evde yaşaması gerektiğini bile bilmeden Serdar’la yaşamıştı. Şimdi Seval hanımın rolünü Ayça üstlenecekti. Çocuğun kafasını iyice karıştırmak istemediği için Serdar ile de konuşup, ona “anne” demesi için bir girişimde bulunmak istemediğini söyledi.

Gökçe büyüdüğünde pek çok şeyi sorgulayacak ve farkına varacaktı, bir gün gerçeği öğrendiğinde ona hayatındaki her rolün sahte olduğu duygusunu yaşatmak istemiyorlardı. Seneye okula başlayacaktı, arkadaşlarının anne ve babaları olduğunu görecek, öğretmeni ve arkadaşlarına kendi ailesinden bahsetmek zorunda kalacaktı. Şimdilik ona normal gelen durumlar karşılaşacağı tepkilerle onu nereye sürükleyeceğini tahmin etmek zordu.

Demet hanım ihtiyacı olan her konuda Ayça’nın yanında olacağını söyledi. Gökçe bundan böyle onun da torunu sayılırdı. Timur’la konuştuğundan Ayça’ya bahsetmedi çünkü konuşmanın ardından oğlunun harekete geçemediğini anlamıştı. Timur o eski gergin hallerine dönmüştü yine. Demet hanımın bilmediği Timur’un kendini tutamayıp bir kaç kez Ayça’nın iş çıkışına kadar gidip onu izlemiş olduğuydu. Her gidişinde onunla konuşmaya karar verip son anda vazgeçip geri dönüyordu. Son gidişinde her zamankinden de kararlıydı ancak Ayça kapıdan çıkıp bir arabaya doğru yönelince, arabanın içindeki çocuk ve adamı görmüş o zaman sevdiği kadını gerçekten kaybettiğini anlamıştı. Annesinin adamın bir oğlu olduğundan bahsettiğini hayal meyal hatırlıyordu. Belli ki Ayça gerçekten tercihini yapmıştı, ona haksızlık etmiş de olsa, öfkeye kapılmakta haklı da olsa, olaylar bu noktaya geldikten sonra yeniden karşısına çıkmak ne kadar anlamlı olur ki? Ayça’nın yüzünde o arabaya yaklaşırken oluşan gülümsemeyi görmüştü, o el sallayışı, adımlarını hızlandırarak bir an önce onlara kavuşma isteğini anlamaması mümkün değildi. Bütün bunlar artık kaybettiğini net olarak anladığı tepkileriydi Ayça’nın. Bir zamanlar onu almaya geldiğinde kendisi için hissedilenler şimdi o arabadaki adam ve çocuk için hissediliyordu belli ki. Peki Timur yeniden ortaya çıkıp yapılan tercihleri mi değiştirecekti?

“Bütün bunlar saçmalıktan ibaret!” diyerek hızla geri dönüp uzaklaşmıştı oradan. Annesi dahil kimseye de o anlardan asla bahsetmemişti sonrasında. Yine kendi içinde günlerce yaptığının doğru olduğuna iknaya uğraşmıştı yüreğini.

Serdar ile evliliğin tek boyutu ev içinde olan düzen değildi, aynı zamanda ikisinin sosyal çevresinin de fark edeceği bir birlikteliğin içine giriyorlardı. Bu yüzden nikaha bir kaç arkadaşlarını davet etmeleri gerektiğine karar verdiler. İnsanlarla görüşmek gerektiğinde ev ortamları dışında yerleri tercih etmeye özen gösterirlerse sıkıntı yaşamadan dışarıya karşı rollerine de devam edebilirlerdi. Zaten ikisinin de çevreleri ile sıkı fıkı ilişkileri olmadığı için bu sık rastlayacakları bir durum olmayacaktı. Davetlilerin olduğu bir nikah yapılacağı için Serdar zorla a olsa Ayça’yı gelinlik giymeye ikna etti.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s