Aşktan öte – Bölüm 16

Timur, Ayça’nın evleneceğini öğrenince yeniden öfkesi ile yüzleşmesi gerekmişti ama aslında bir süre önce bu öfkenin Ayça’ya değil kendine dönük olduğunu fark edebilmişti. Onu özlüyordu bunu biliyordu, kabul etmek istemediği şey hırsının Ayça’dan çok kendine dönmüş olduğuydu. Onu değil kendini cezalandırıyordu böyle. Ona bir kere bile konuşma hakkı vermediğini kabul etmesi zaman almıştı. Annesinin de ondan yana durması bir anda gözünü döndürmüştü. Oysa annesinin Ayça’dan yana durması bile, bir kez olsun ona kendini savunma hakkı vermesi gerektiğinin en büyük ispatıydı. En azından Ayça’nın o adamla evleneceğini duyana kadar kendini buna ikna etmeyi başarmıştı ya da başarmak üzereydi. Onunla yeniden konuşacak noktaya bile gelebilirdi belki ama şimdi o adamla evleneceğini duymak, iki yılda kendine yaptığı tüm işkencenin saçmalıktan başka bir şey olmadığını mı gösteriyordu? Yoksa yeniden hırsına yenilip hata yapmaya mı sürükleniyordu? Arasında hiç bir şey olmayan bir adamla niye evleniyordu Ayça? Nasıl bir açıklaması olabilirdi bunun artık? Geçen iki yılda adam onun peşini bırakmamış ve sonunda nişanlısını ikna mı etmişti, yani onları yakaladığında en azından adamın duygularını doğru anlamıştı demek.

“Kahretsin!” dedi dosyaları fırlatarak, “Bu kabusa yeniden gömülmek istemiyorum!”

Serdar Ayça’yı bıraktıktan sonra eve gidene kadar mutluluktan ağlamıştı. Hayatında ilk defa kendini bu kadar hafiflemiş ve mutlu hissediyordu. Gökçe için içinde büyüttüğü endişeleri giderecek harika bir gelişme olmuştu bu, çocuğa her baktığında içini sızlatan çoğu şeyi ortadan kaldırmıştı Ayça.

“Sana bir hayat borçlandım!” diye mesaj attı ona eve gidince.

“Ödeştik” yazdı Ayça hiç düşünmeden, sonra Demet hanıma “Ona söyledim” diye kısa bir mesaj yazdı. Demet hanım mesajı okuyunca sevinç ve hüznü bir arada hissetti yüreğinde. Gökçe için çok sevinmişti ancak Ayça ve oğlu için aynı şeyleri hissetmiyordu. Hasta bir adamla küçük bir çocuğun kaderine ortak etmişti kendini Ayça. Yaşayabileceği her şeyden, Timur olmasa bile başka biriyle yaşayabileceği aşktan, kendi çocuğunu doğurmaktan, gerçek bir karı koca olmanın mutluluğundan mahrum ediyordu kendini. Serdar’a bir şey olursa, hem Gökçe’yi hem kendini nasıl onaracaktı yeniden? Buna gücü yetecek miydi?

Timur ile evlense bunlara sahip olabilir miydi sorusu takılıyordu sonra aklına, oğlunun huylarının kolay eksilmeyeceği ortadaydı, o zor bir genç adamdı ve karşısındakinin hayatını değil kendi hayatını da zorlaştırıyordu. Timur gibi bir eşle mutlu bir evlilik ve mutlu çocuklar yetiştirebilecek bir yuva kurmak mümkün müydü? Onun böyle olmasında kendi suçu ne kadardı? Neyi yanlış yapmıştı oğlunun bu kadar egoist ve bencil birine dönüşmesi için?

Annesiz, babasız kalmış bir yavrucak elinde ki son dalı kaybedecekti öte yandan, o dal yerine geçebilme cesaretini gösterebilecek kadar güçlü bir yüreği vardı Ayça’nın. Birbirinden habersiz bir çocuk ve yurtta büyümüş bir kızın kaderlerini bir araya getirecek bir düzen olması ne kadar garipti. Bundan üç yıl önce biri bunların olacağına söylese, hiç biri inanmazdı muhtemelen.

Serdar, Gökçe ve Seval hanıma bu güzel haberi ikisinin birden vermesi gerektiğini düşünüyordu. Ondan önce ikisinin bir kez daha baş başa konuşmaları gerekti. Ayça’nın aklında hiç soru işareti kalmasını istemiyordu, hastalığı ve gelecek hakkında sormak istediği her şeyi sormalıydı ona. Nasıl bir düzende yaşayacaklar, Serdar onlardan ayrıldığında neler olacak? Elbette en iyi kendisi biliyordu ki hayat planlandığı şekilde akmıyordu hiç bir zaman ama yine de kendilerinin çizebilecekleri bir yolları vardı. Gökçe’nin eğitim hayatı dahil, bütün masraflarını karşılayacak kadar birikim bankada vardı. Hem kendi anne ve babasından kalanlar, hem de kendi biriktirdikleri, çocuğun hayatını garanti altına almaya yetiyordu. On sekiz yaşına geldiğinde hazır parası olması için bile hazırlık yapmıştı. Çocuk on sekizine gelene kadar her şeyin yönetimi Ayça’da olacaktı, sonrasında Ayça’nın payı eş durumunda saklı kalmak üzere kalan her şeyle Gökçe istediği gibi yaşayabilecekti, sadece yirmi beş yaşına gelene kadar yine Ayça’nın denetimi olabilmesi için şart ekletmişti vasiyetine. Her şeyi yarın ölecekmiş gibi hazır tutuyordu uzun zamandır. Ayça’nın teklifi kabul etmesi ile avukatı ile görüşüp yeni düzenlemeleri hallediyorlardı. Ayça’nın bunlara imza atması yeterli olacaktı.

“Bunların tamamı Gökçe’nin, lütfen benim için hiç bir düzenleme yapma!” dedi Ayça onun ölümü için bunca hazırlık yaptığını duyunca kendini çok kötü hissetmişti, “Bunları neden yaptığını anlıyorum ama ben bu olasılığı ne düşünmek, ne de dahil olmak istiyorum”

“Bak Ayça, bu evliliği kabul etmenin bir parçası da ne yazık ki benim hayattan ayrılışıma bir şekilde dahil olman konusu olacak. Bu yüzden duygusal yaklaşarak kabul ettiğini bildiğim bu teklifi biraz daha düşünmen için sana zaman verebilirim. Oldu bittiye getirmek en son istediğim şey. Bu çok önemli bir karar.”

“Hayır!” dedi Ayça, “Yeniden hiç bir şeyi düşünmek istemiyorum, ben kararımı verdim. Her ne olursa olsun, Gökçe’nin yurda gitmesine izin vermeyeceğim!”

“Sonuçta ben o on sekizine gelmeden hayattan ayrılmayacak bile olsam, ona bakamayacak duruma gelebilirim tabi. Bir de böyle bir durum var. Sonuç olarak ben sizinle aynı evde yaşamayacağım ve günlük hayatınızın bir parçası olmayacağım. Bu size kendi düzeninizi kurmak ve korumak için bir olanak da sağlayacak. Benim başıma gelenler sizin hayatınızı bu anlamda etkilemeyecek ve ne Gökçe ne de sen şahitlik etmek zorunda kalmayacaksınız.”

“Lütfen, bunları bu kadar açık konuşmak zorunda mıyız?”

“Evet, elbette konuşmak zorundayız! Hayatını nereye sürüklediğini sana dürüst bir şekilde göstermek zorundayım!”

“Tamam sonuçta ben senden önce de ölebilirim öyle değil mi? Hayatın ne getireceğini ne sen, ne de ben bilemeyiz. Zaten şu an konuştuğumuz konu bile bunun en büyük ispatı değil mi? Bir gün hiç yapmadığım bir şeyi yapıp bir geçidin altına indim ve sen benim hayatımı kurtardın, oradan da buraya geldik öyle değil mi?”

“Doğru” dedi Serdar, “Ben her şeyi düşünüp, hesaplayarak yaşıyorum uzun süredir. Gökçe için bunu yapmak zorundayım. Seni de buna dahil etmiş olmaktan vicdan azabı çektiğimi de itiraf ediyorum. O yüzden pişmanlık duymanı istemiyorum. Bu hem Gökçe hem de senin için dönülmez bir yol çünkü”

“Ben bunların hepsini düşünüyorum ve ne kadar düşünürsem düşüneyim, o minik canın bir yurt yatağında tek başınalık duygusu içinde uykuya dalmaya çalıştığını düşündüğümde her şeyden vazgeçiyorum. Tüm korkularımı yeniyorum. Bunu onun için yapabilirim.”

“Kendi çocuğuna sahip olmak istemez misin?”

“O benim çocuğum olacak zaten! Kendi çocuğum olması için bedenimde büyümesine gerek yok ki, yüreğimde büyümesi yeterli. Annelik biyolojik bir durum değil, bir duygudur bence, herkeste olabilir. Hatta sende de var, sen onun hem annesi hem babası gibisin. Seval hanım da var tabi ama asıl duyguyu sağlayan sensin. Demet hanıma bak ayrıca, ben onun kızı değil, sadece gelin adayı olarak girdim hayatına ama şimdi o benim annem gibi”

“Evet aranızdaki bağ beni çok etkiliyor açıkçası!” dedi Serdar gülümseyerek.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s