Aşktan öte – Bölüm 12

“Geldiğin için teşekkür ederim” dedi Serdar. Eve uğramadan onunla doğrudan restoranda buluşmuştu. Eve uğrarsa Gökçe’nin onu bırakmayacağını biliyordu. Ayça için zor olmasın diye yakın bir yer seçmişti sadece.

“Rica ederim” dedi Ayça, gecenin ne getireceğini bilmediği için kendini hâlâ huzursuz hissediyordu biraz. Garson gelip siparişlerini aldıktan sonra Serdar konuya girdi hemen.

“Seni neden çağırdığımı merak ediyorsundur eminim, yani Gökçe ve Seval hanım olmadan!”

“Evet aslında ediyorum, en son bu şekilde buluştuğumuzda başımıza bir sürü şey gelmişti”

“Haklısın” dedi Serdar gülümseyerek, “Aslına bakarsan bunu hiç düşünmemiştim ama Timur’un burayı da bulma ihtimali yok herhalde değil mi bunca zaman sonra.”

“Sanırım yok” dedi Ayça mahcup bir gülümseme ile.

“Onu düşünüyor musun hâlâ?”

“Bazen”

“Anlıyorum” dedi Serdar ve suyundan bir yudum aldı, “Seni bu gece merak ettiğin şeyleri anlatmak için çağırdım.”

Ayça merakla kaşlarını kaldırıp ona baktı.

“Okulu bitirir bitirmez, kendimce kariyerimi ertelemesin diye düşünerek hemen askere gittim. Gelir gelmez hayata atılıp, hayalimdekileri yaşamak istiyordum. Döndüğümde ailemle kalmak istemediğim için bir kaç arkadaşımla aynı evi paylaşmaya karar verdik. Üniversite arkadaşlarımdan dört tanesi ile kardeş gibi olmuştuk.

Beş kişi birbirimizi daima kolluyor, birimizin eksiği olursa tamamlıyorduk. En basit şeylerde bile. Eşyalarımızı ortak kullanıp, tasarruflu davranmaya çalışıyorduk bir de. Aslında zor durumda değildik ama diyorum ama yeni mezunlar olarak psikoloji biraz değişik oluyor. Yine de aynı evde yaşamak, üniversite arkadaşlığı gibi olmuyor bir yıl sonra yollarımızı ayırdık.”

“Sonra hiç haberleşmediniz mi?”

“Haberleştik elbette ama pek düşündüğümüz gibi bir haberleşme olmadı bu”

“Nasıl yani?”

“Aramızdan birinin bir hastalığı olduğu ortaya çıktı. Kötü bir hastalık.”

“Kanser?”

“Hayır, hepimizi etkileyebilecek bir hastalık, eşyalarımızı ortak kullanmanın bedeli olarak hasta olan arkadaşımız dahil ikimizde daha ortaya çıkan bir hastalık. HIV yani AIDS. Onun biri ile görüştüğünü hepimiz biliyorduk ama bu ihtimal hiç birimizin aklına gelmemişti. Yani korunmadığı!”

Ayça elinde olmadan “Hi!” dedi şaşkınlıkla, “Yani sen?”

“Evet biri de bendim maalesef. Arkadaşım kendi hastalığını bize haber verir vermez hepimiz gidip test yaptırdık. Muhtemelen traş bıçağından kapmıştık. Yani ben ve diğer arkadaşım, kan yolu ile bulaşıyor biliyorsun”

“Yani sen o yüzden mi ayrı evde yaşıyorsun?”

Serdar başını salladı, “Hastalık eskisi gibi korkutucu değil tedavi görüyorum ancak zaman zaman ilerliyor ilaçlara rağmen.

“Seval hanım biliyor mu?”

“Evet biliyor, ona açıklamak zorundaydım.”

“Doğru” dedi Ayça çaresizce, “İnan çok üzüldüm, aklıma hiç gelmemişti”

“Gelmemesi doğal, sağlık sistemi bu tür durumlarda mahremiyeti koruyor neyse ki, o yüzden çevremde bilen insan sayısı çok az. Sanıldığı gibi kolay bulaşan bir hastalık olmasa da insanlar bir dönem yapılan yayılanların çokluğu yüzünden korkuyorlar. Korkmaları iyi bir şey tabi, bu sakınmayı sağlar ama bizler için hayat oldukça zor.”

“Şey peki sen..?”

“Ne kadar mı yaşayacağım?”

“Evet” dedi Ayça dudaklarını ısırarak, “İyileşecek misin?”

“Bu yaşam tarzıyla ilgili bir şey aslında, Gökçe olmasa bu kadar dikkatli olmazdım sanırım ama onun için kendime iyi baktım. Ne kadar yaşayacağımı ben de bilmiyorum. Tabi bu yaşamanın kalitesi de önemli ama sonuna kadar onunla olamayacağım aşikâr!”

“Çok üzgünüm gerçekten!”

“Ben de öyle ama hayat bazen böyle senaryolar yazabiliyor hepimiz için. Önce sana şunu sormak istiyorum. Hastalığım seni korkuttu mu?”

“Şey ben, hayır, korktuğumu söyleyemem!”

“Böyle konuşarak, dokunarak veya havadan bulaşmadığını bilmeni isterim. Aksi durumda Gökçe’ye hiç yaklaşamazdım zaten!”

“Evet! Evet ben sanırım anlayabiliyorum! Şaşırdım sadece, ne diyeceğimi bilemiyorum.”

“Diyecek bir şey yok fazla. Benim için yapabileceğin bir şey de yok, bunun için kendini üzme o yüzden. Ancak bana bir şey olursa Gökçe ailesiz kalacak. Seval hanım çok uzun yıllar onunla kalmayacak zaten. Eğer o on sekizine gelmeden bana bir şey olursa..”

“Onu bir yurda yerleştirecekler!” dedi Ayça korkuyla, kendi çocukluğu canlandı bir anda zihninde, “Yo! Sana bir şey olmayacak!”

“Ben de bunun için dua ediyorum ama o henüz küçük, bu aralar hastalığım senin de fark ettiğin gibi tuhaf bir atak yaptı. Ölümcül bir noktada değilim ama o noktaya ne hızda geleceğimi de kimse bilemez. Onu güveneceğim birine emanet etmek istiyorum”

“Bana mı?”

“Onun bir anneye ihtiyacı var Ayça”

“Anne mi? Ben nasıl onun annesi olabilirim?”

“Bak sen yurtta kaldığın için onun yaşayacaklarını en iyi sen anlarsın. Onu arkamda sahipsiz bırakamam. Bunu senden istemenin ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu biliyorum. Kabul etmek zorunda değilsin zaten. Bu gece sadece sana bir teklifte bulunmak için konuşmak istedim. Geç olmadan bir çözüm bulmak zorundayım.”

“Onu bana vermezler ki? Kan bağımız bile yok. Bekar bir kadın evlat edinemiyor bildiğim kadarıyla!”

“Önce bunu yapıp yapamayacağına karar vermen gerek. Gerisini ben halledeceğim!”

“Nasıl?”

“Onun annesi olmanın tek yolu, benimle evlenmen!”

“Ne?”

“Dur lütfen! Bir ana çok şey istediğimi biliyorum! Evlenmek derken elbette karı koca olmak anlamında değil! Yasal olarak benim mirasçım ve onun vasisi olabilmen için gerekli bu sadece! Hayatın yine sana ait olacak!”

Ayça hemen Timur’u düşündü. Aklı nasıl oluyor da hemen ona kayıyordu bilmiyordu ama bu teklifi kabul etmesi onunla aralarındaki tüm bağları koparması anlamına da gelirdi.

“Bu benim için çok fazla oldu!” dedi endişeyle.

“Şimdi karar ver demiyorum zaten, sadece düşün. Eğer yapamayacağına karar verirsen de hiç sorun değil! İnan bana, başka bir yol arayacağım! Buna mecburum!”

Ayça derin bir sessizliğe gömülünce, Serdar hesabı istedi ve onu eve kadar bıraktı.

“Bunu senden istediğim için çok özür dilerim ama hayatımda ilk defa Gökçe’yi emanet edebileceğime inanıyorum kendim dışında biri için. Sadece düşüneceğine söz ver olur mu? Hiç acele etme! Henüz vaktimiz var!”

“Tamam!” dedi Ayça ve Serdar’ın yüzüne bakamadan indi arabadan.

Aklı karmakarışık olmuştu. Bu akşam konuşmayı beklediği en son konu böyle bir şeydi herhalde. Serdar’ın garip titizliğinin nedenini öğrenmişti ancak bunu bilmenin sonuçları biraz ağır olmuştu onun için. Yatağa uzanınca yurtta kaldığı geceler geldi aklına. Gökçe’yi o yataklardan birinde düşündü, tek başına ve çaresiz, gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Mutlaka başka bir çözümü olmalıydı. Ona göz kulak olmak tamamdı ama yasal olarak annesi olmak başka bir şeydi. Serdar’ın ölebileceğini düşünmek ise tamamen korkutucu bir detaydı. Nasıl bir hikayeydi bu böyle? Diğer adamlar ne yapmıştı ne acaba? Yaşıyorlar mıydı? Sabaha kadar döndü durdu. Bunları Demet hanıma mesajla ya da evde anlatamazdı. Gökçe ile Seval hanım onu görünce yukarı geliyorlardı. Ona anlatmalı mıydı, ona da karar veremiyordu. Sabah işe gitmek için çıkarken kendine bir kaç gün izin vermeye karar verdi. Önce duyduklarını sindirmesi gerekiyordu. Elinde olmadan iş yerine gidince bu hastalıkla ilgili internetten pek çok yazı okudu. Anlatılanlar Serdar’ın davranışlarının tamamını açıklıyordu. Aslında çocukla aynı evde yaşasa dikkat ettiği sürece bir sorun olmazdı ama Seval hanımı da onu da riske atmak istemiyordu elbette.

(devam edecek)

Aşktan öte – Bölüm 12’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s