Aşktan öte – Bölüm 1

Ayça, her ne kadar hayatını düzene koymuş ve artık kendine olan güvenini sağlamış olsa da, kimsesizler yurdunda geçen günlerini unutamıyordu. Her gece rüyasında gördüğü yüzü olmayan kadını anne diye çağırıyor ama kadın karanlığın içinde gözden kaybolup gidiyordu. Bir kerecik onun yüzünü görebilmek için geceleri uyumadan önce dua ediyor ama o karanlığın için de bir türlü ona yaklaşıp yüzünü göremiyordu. Arkadaşı Merve annesinin kokusunu hatırladığını anlatmıştı bir kere, tarif edemiyordu o kokuyu ama bir daha duysa kesin tanırdı. Bir gün büyüdüğünde onunla karşılaşacağına ve kokusundan tanıyacağına inanıyordu. Ayça ise o rüyada bir kez yüzünü görebilse hemen gidip onu bulacakmış gibi hissediyordu. Yurtta geçen onca yıl boyunca bir kez bile o yüzsüz kadına ulaşmayı başaramadı oysa. On sekiz yaşına geldiğinde yurt müdürü olan Osman bey onu odasına çağırıp buradan çıkan çocukların bir ana sokakta kalmamaları için anlaştıkları iş yerlerinden birinde bir iş ve iş yerinin arka odasında yatacak bir yer ayarladıklarını söyledi. Burası bir dikiş atölyesiydi. Ayça o sırada üniversiteyi yeni kazanmış hazırlık sınıfında okuyordu.

“Kurumdan okuluna da bir yazı göndereceğiz!” dedi Osman bey, “Çalışmak zorunda olduğun için devamsızlık hakkında sana esnek davranacaklar. Daha önce başka öğrencilerimiz için bunu yaptık.”

Merve’nin sekiz yıl önce bir aile tarafından evlat edinilmesinin ardından kimseyle yakın arkadaş olmayan Ayça mecburen kabul etmişti bu işi ve odayı. Kimsesizler yurtları kalanlara sadece on sekiz yaşına kadar kalacak yer sağlayabiliyordu. On sekiz yaşlarını doldurduktan sonra eğer bir aile tarafından evlat edinilmemişlerse o zaman mecburen onları hayata salıveriyorlardı. Hiç bir güvenceleri olmadan. Osman beyin kişisel çabaları sayesinde özellikle kız çocuklarının mağdur olmaması için bir kaç vakıf ve iş yeri anlaşarak onlara geçici işler ve kalacak yerler sağlıyorlardı. Ayrıca okul masrafları için bursları da vardı. Ayça’nın da okul masrafları mezun olana dek karşılanacaktı. Başlangıçta öğretmen olmak istemişse de okulundaki öğretmenlerin ısrarı ile mühendislik bölümlerini yazmış ve ikinci tercihi olan kimya mühendisliğini kazanmıştı. Üniversitenin kimsesiz çocuklar yurdundan gelenler için kurumla yaptığı gizli bir sözleşmesi vardı. Çocukların tercihleri yapılırken bu üniversitelere öncelik vermeleri sağlanıyordu. Yurtta kalanlarının neredeyse yüzde yirmisi bir üniversiteye girebiliyor diğerleri meslek liseleri veya devam ettikleri düz liselerin ardından doğrudan hayata atılmak zorunda kalıyorlardı. Yurttan ayrılmadan bir yıl önce bir iş sahibi olmak, yurttan çıktıktan sonra ayaklarının üzerinde durmalarını kolaylaştırıyordu ama Ayça okumak istiyordu. yaşayacağı sıkıntıları da göze alarak üniversite sınavını kazanmış ve okuluna kaydolmuştu.

Dikiş atölyesi, ihraç fazlası kumaşları fabrikalardan toplayıp, sipariş üzerine nevresim ve kıyafet dikiyordu. Bunlar bazen toplu siparişler olabildiği gibi, bazen de tek bir ürün de olabilirdi. Aynı zamanda yurtta kalan çocuklara her ay kalan kumaşlardan giysiler dikilip gönderiliyordu. Yurttan gelen çocuklar da daha çok bu işte görevlendiriliyordu. Ayça gündüzleri okula gidiyor, öğleden sonraları akşam olana kadar diğer sekiz kadınla birlikte atölyede çalışıyor, sonra herkes gidip atölye kapanınca, arkadaki odasına çekilip derslerine çalışıyordu.

Beş senelik üniversite hayatı boyunca hemen her on beş günde bir kaldığı yurdu ve Osman beyi ziyaret etmişti. Osman bey onun neler yaptığını dinliyor ve sonraki adımları için sürekli öğütler veriyordu. Böyle bir yurt müdürüne denk geldikleri için çocuklar gerçekten şanslıydı. Dışarı çıkınca diğer yurtlardaki koşulların hiç böyle olmadığına dair hikayeler duymuştu. Atölyede kaldığı odaya kira ödemediği için, yarım günlüğüne de olsa çalışıp kazandığı paranın büyük bir kısmını biriktirmişti. Öğlen yemeğini okulda yiyor, masrafını bursu karşılıyordu. Atölyenin sahibi Zarife hanım her sabah kadınlara simit alıp getiriyordu. İşe başlamadan önce hepsi çayla katık edip simitlerini yiyerek sohbet ediyorlardı. Hemen hepsinin de çocukları olduğundan Ayça’ya ayrıcalıklı davranıyor, evlerinden ona akşamları yemesi için yiyecekler, giyilmeyen kıyafetler ve kullanmadıkları eşyalardan getiriyorlardı. Ayça o atölyede üniversiteyi tamamlayan üçüncü genç kız olacaktı. Zarife hanım kendisi de aynı yurtta büyüdüğü için Osman beyin kızlara iş ve kalacak yer sağlama teklifini hemen kabul etmişti. Şimdilik sadece bir kız alabiliyordu ama ileride işlerini büyüttüğünde bu sayıyı artırma hedefi vardı. Ayça kendine onu model almıştı. O da okulu bitirip iş hayatına atılacak, durumunu düzeltince de yurttan bir çocuğa geleceğin kapılarını ayarlayacaktı. Üniversite hayatı boyunca Osman bey ona babalık, Zarife hanım başta , atölyedeki diğer kadınlar ona annelik yaptılar.

Üçüncü sınıfta okuldan arkadaşı Timur ile aralarında bir aşk başlayınca da ilk Zarife hanım hissetti onun aşık olduğunu. O sorunca da Ayça dayanamayıp her şeyi anlattı. Aslında Timur ikinci sınıftan beri onun peşinde dolaşıyordu ama Ayça önce okulunu bitirmesi ve onun için yapılan bunca iyiliğe layık olması gerektiğini düşündüğü için yaklaşmıyordu. Aynı bölümde değillerdi ama bir kampüs olan okulun içinde ortak arkadaşları sayesinde tanışmışlardı. Timur hukuk okuyordu. Zarife hanım onun uzaklara dalıp gitmesi ve unutkanlığından aşık olduğunu anlayınca “Aşk hayatın bir parçası kızım, onu dışlayarak yaşamana gerek yok. Neden onu da hayatına katarak hedeflerine ulaşmayı seçmiyorsun. Sen çok akıllı bir kızsın, ben ikisini de başarabileceğine inanıyorum!” demişti.

Ayça bu sözlerden o kadar etkilenmişti ki, bir süre düşündükten sonra Timur’un çıkma teklifini kabul etmeye karar verdi. Timur gerçekten çok iyi bir çocuktu. Küçükken menenjit geçirdiği için işitme ve konuşma engelli olan annesi ile birlikte oturuyordu. Annesi küçüklüğünden beri rahatsız olduğu için babası sonradan ortada kalmasın diye onu yaşlı bir adamla evlendirmişti. Adamcağız bir duldu ve kimsesi yoktu. Timur doğduktan beş yıl sonra hastalanıp hayattan göçünce anne oğul ondan kalanlarla yaşamaya devam ettiler. Timur’un başka şehirlerde yaşayan amcaları ve teyzesi de onlara maddi anlamda destek oldu. Kardeşler arasında yoğun duygusal bağlar olmasa da hepsi aile bağlarına inanıyor ve zor zamanlarda birbirlerini kolluyorlardı. Yaşlı adamın da bir yeğeni vardı. Sedef. O da üniversiteyi kazanınca ailesi Timur’ların hemen yakınında bir evi tutmuş, merhum dayısının ailesine de ona göz kulak olmalarını rica etmişlerdi. Timur’un annesi Demet hanım, Sedef’in onlarla kalabileceğini ifade etmeye çalışsa da aile Timur ile aralarında kan bağı olmadığından aynı evde kalmalarını uygun görmemişti. Sedef hanım etrafındakilerle işaret dili ile anlaşabiliyor, bu dili bilen kimse olmadığında ise ya hareketlerle ya da yazarak derdini anlatabiliyordu. Bu iletişimsizlik onu yorduğu için mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayı sevmiyordu. Evin ihtiyaçlarını Sedef ya da Timur hallediyordu. Sedef her gün yemeğini Demet hanımlar da yiyor ya da Demet hanımın onun için hazırladığı yemek paketlerini alıp akşam olunca evinde kalıyordu. Demet hanım onu da kızı gibi seviyor, oğlundan hiç ayırt etmiyordu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s