Sahte – Bölüm 20

Metin’de onu görünce gerilmişti, Zeynep’in bu karmaşanın içinde bu gün burada olmadığına çok seviniyordu. O gitmiş olsa bile peşinden kovalayan tüm kaos ve kötülük bu son günü boş harcamamak ister gibi atak üzerine atak yapıyordu sanki. Suzan, Mukaddes hanım, şimdi de Ergin! Onun Suzan’a gelmiş olabileceğini düşünerek başını önüne eğip yanında geçip gitti. Mukaddes hanım bir konuda kesinlikle doğru söylemişti, Zeynep’i daha fazla üzmemek için bugünü kazasız belasız atlatması gerekiyordu.

Ergin Metin’in onu görmeze gelmesinden rahatsız olmadı, en azından Zeynep’in henüz orada olduğunu düşünmüştü Metin ortalıkta dolandığına göre. Ağır adımlarla apartmana girdi ve doğrudan Zeynep’in kapısına yöneldi. Zile bastı beklemeye başladı ama kapı açılmadı, sonra yeniden bastı. Biraz bekledi ama yine açılmadı. Bu sefer Metin’in Zeynep’i arayıp onu uyarmış olabileceği aklına geldi, biraz hırslanır gibi oldu ama kendini sakinleştirip kapıyı tıklattı ve “Zeynep seninle konuşmak istiyorum lütfen aç!” diye seslendi. İçeriden en ufak bir tıkırtı bile gelmiyordu. Bir kez daha Zeynep diye seslenince, o sırada apartmana giren komşulardan biri, “Taşındı Zeynep!” diye cevap verdi çağrısına.

Ergin donup kaldı kapıda, bu kadar çabuk mu gitmişti. Peki ya Metin? O da mı gelip kapıda kalmıştı kendi gibi?

“Teşekkür ederim!” dedi cevap verene, sonra merdivenleri üçer beşer atlayarak yukarı çıktı. Belki Metin’e yetişebilir ve ondan ne olduğunu öğrenebilirdi. Sokağa fırladı nefes nefese bakındı ama Metin’i göremedi. Artık Metin’in de bir arabası olduğunu bilmiyordu tabi, Metin onu gördükten sonra, arabasına binip uzaklaşmıştı oradan.

Binaya döndü yeniden, Suzan’ı aramayı ya da yukarı çıkıp ona sormayı düşündü. Sonra bunu neden yaptığını bir de ona açıklaması gerekeceğini düşünüp vazgeçti. Suzan’ı bu işe karıştırmak istemiyordu artık. Aklını kurcalayan bir şeyler vardı. Telefonunu çıkardı, tereddüt etti ama Zeynep’in numarasını çevirdi. Telefon uzun uzun çaldı ama açılmadı. Zeynep onu çoktan engellemişti.

“Ne bekliyordum ki?” dedi kendi kendine. Açıp Zeynep’in sosyal medya hesaplarına baktı, hepsi kapanmıştı.

Duramadı Metin’in numarasını çevirdi, hiç kimsenin telefon numarasını silmemişti o günden sonra, aklına gelmediğinden mi, bir dönüş arayacağını hissettiğinden mi kendisi de emin değildi şimdi. Metin onu engellememişti ama telefonunda silmişti numarasını, bu yüzden arayanın kim olduğunu bilemeden açtı.

“Metin! Ergin ben!”

“Ne istiyorsun?”

“Zeynep ile konuşmak istiyorum Metin!”

“Geç kaldın üzgünüm o gitti!”

“Nereye?”

“Bu seni hiç ilgilendirmez!” diyerek telefonu kapattı Metin onun yüzüne.

“Zeynep iyi ki dün gitmişsin!” dedi kendi kendine bir kez daha, şimdi Ergin’i falan umursayacak hali yoktu. Mukaddes hanım ile konuştuklarını ona nasıl söyleyeceğini düşünüyordu. Gerçekten telefonda konuşulacak gibi değildi bu mesele ama şu anda Adana’ya gidemeyeceği için yapabileceği bir şey yoktu. Belki görüntülü konuşabilirlerdi. Önceden aynı şehirde olduklarından hiç böyle bir şeye ihtiyaç duymamışlardı ama şimdi görüşemeyeceklerine göre görüntülü konuşmaları iyi olurdu. Hem onun iyi olup olmadığını ve tepkilerini de görürdü böylece. Eşyalar yola çıktıktan sonra arayıp ona haber vermişti. Ablasının söylediklerinden ve o gün olanların hiç birinden bahsetmemişti elbette, zaten Ergin’e o konuşmadan sonra rastlamıştı.

“Neyi konuşacak acaba bu saatten sonra? Bu ne rahat bir adam?” diye söylendi, “Keşke bu kadın Ahmet amcanın annesi olsaymış o zaman her şey ne kolay olurdu!”

Eşyalar akşam hava kararmadan vardılar Zeynep’in yeni evine ama içeri taşınmaları bittiğinde artık akşam olmuştu. Bir gün önce çok yorulup, sefil olduğu için, Metin’in ablasının getirdiklerinden atıştırdıktan sonra hemen yatağını düzenleyip içine kıvrıldı Zeynep. Gündüz boş evin içinde zaman geçiremeyeceğini anlayınca biraz çevreyi keşfetmeye çıkmıştı. Hava dolaşmak için çok sıcak, o da çok yorgundu ama bomboş bir evin içinde durmaktansa dışarıda olmak yine de ruhuna iyi gelmişti biraz. Babasını, halasını, hayatındaki pek çok şeyi düşünerek gidip yeşillik bir yerde oturmuştu biraz. Bir çay ile tost yiyince kendini daha iyi hissetmişti. Babası çok severdi çay ve tost yemeyi, belki de zavallı adam çalıştığı yerlerde alabildiği tek yemek o olduğu için seviyorum derdi Zeynep üzülmesin diye. Yine bir iki damla yaş süzüldü gözlerinden ama artık acıyla dolu bir yaşam sürmek istemiyordu. Babasını çok özlüyordu, halasını da özlüyordu ama onları üzmemek için ayakları üzerinde durmak ve onların olmasını istediği gibi biri olmak zorundaydı. Kötü insanlar hayatına her zaman çıkacaktı, daha çok gençti. Bu yaşadıklarının ona tecrübe olacağını ve artık insanlara daha temkinli yaklaşacağını düşündü. Bir buçuk ay sonra göreve başlayacaktı ve çocuklarla çalışacaktı. Onlar yeryüzündeki en zararsız varlıklardı. Yetişkinlerin sahip olduğu olumsuz ve kötü düşüncelerin zerresi barınmıyordu zihinlerinde. Kalpleri tertemizdi. Henüz kirlenmemiş birer melektiler. Babasının sayesinde o da yaşı ilerlemesine rağmen onlar kadar saf ve temiz kalmayı başarmıştı uzun süre. Hayat ona büyüdüğünü çok acı bir şekilde öğretmişti şimdi. Her şeye mutlulukla bakan gözlerinde yaş eksik olmuyordu uzun zamandır. Babası ile yaşadığı ve her şeyinin olduğuna inandığı hayatı ellerinden kayıp gidince, o her şeyin aslında babası olduğunu anlamıştı. Uzun süre hiç bir şeyi kalmamış gibi hissetmişti o yüzden.

Babası ile şehre taşınmadan önceki eşyaları eski evlerindeki gibi yerleştirdi sakin sakin. Onunla ve halası ile olan bir fotoğrafı da evin bir köşesine yerleştirdi. Bu evin o eski evlerinin tadında olmasını ve sadece mutlu günlerini hatırlamak istiyordu artık. Metin dışında o arada hayatına giren hiç bir şeyi ve yaşadıklarını yüreğinde taşımak istemiyordu. Okul arkadaşları ile bir sorunu yoktu elbette, çoğunluğu iyi insanlardı ama yine de o dönemi hatırlatan her şeyden uzak durmak istiyordu en azından bir süre.

Uyumadan Metin’e bir teşekkür mesajı yazdı. Eşyaları sapasağlam gelmişti buraya kadar.

“Tatlı rüyalar, yarın konuşuruz” yazdı Metin.

Mukaddes hanım ve yardımcısı Metin ile konuştuktan sonra doktora uğramışlardı. Kadıncağızın tansiyonu çok yükselmişti. Doktordan sonra eve geçip dinlendiler. Zavallı kadın duyduklarına o kadar üzülmüştü ki, gelini ve oğlunun kızı almış olsalar bunları yaşamayacağını düşünmüştü. Oysa o zamanda çok sevdiği babasından ayrılacağı için üzülecekti. Elbette babasını görmek ona yasaklanmayacak olsa da, Ahmet bey onsuz mutsuz olacağı için yine mutsuz olacaktı. Belki onlarla yaşasa hayatına yine bir Suzan veya Ergin girecekti kim bilir? Sabaha kadar gözüne uyku girmedi. Zeynep’in bunca acıdan sonra onunla görüşmek istemeyeceğini düşünüyordu artık. Hak vermiyor da değildi ama gelini ve oğlu için kızı tek başına bırakamazdı. Gencecik yaşında, bilmediği bir şehirde ayakta kalmaya çalışırken kim bilir başına daha neler gelebilirdi? Metin’i sevmişti, iyi ve akıllı bir çocuğa benziyordu. Zeynep’e çok kıymet verdiği de her halinden belli oluyordu zaten. Eğer o kızı ikna ederse hemen Adana’ya uçacaktı, bir an önce kan bağı bile olmayan torununa “Sen yalnız değilsin!” demek istiyordu. Üvey torunu olmasa bile o kız bir desteği sonuna kadar hakkediyordu ve mirasının ona kalacak olmasından çok mutlu olacaktı Mukaddes hanım.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s