Sahte – Bölüm 16

Son bir iki ayı Suzan’la yüz yüze gelerek geçirmek Zeynep için çok zorlayıcı olsa da kendine hakim oldu. Seyrek de olsa bu zaman içinde karşılaştıklarında onun sözlerinden, vurgularından yıllardır görmediği daha da fazlasını yakaladı. Daha geldikleri ilk günden başlayarak Suzan’ın onu hiç istemediğini, yalanlarla sürekli ona zarar vermeye çalıştığını artık görebiliyordu. Suzan ise onun soğukluğunu yaşadıklarına bağlıyor, onun gün be gün zorlaşan hayatını izlemekten neredeyse keyif alıyordu. Nihayet mezuniyet geldiğinde Hüseyin bey Suzan ile birlikte Zeynep’in de ailesi oldukları için birlikte gitmeleri gerektiği konusunda karısı ve kızını ikna etti.

“Ahmet için bunu yapmak zorundayım. Lütfen son bir görev olarak düşünün!”

Zeynep babası mezuniyetini göremediği için çok buruktu. Hayatta olsa ve en güvendiği arkadaşının kızının her şeye neden olduğunu bilse kim bilir ne kadar üzülürdü. Yine de Metin’in “Babanı Suzan öldürdü!” görüşüne tam olarak katılmıyordu. Ondaki kötülüğü göremeyip kör bir iyimserlikle yaklaştığı ve bu kadar ileri gitmesine izin verdiği için kendilerinde de suç olduğunu biliyordu.

“Kötüler, kendilerine tahammül edildiği sürece daha da azarlar” diyen Tolstoy’un sözünün canlı kanıtı gibiydi hayatları. Babası da, o da iyi insanların, iyi çocukları olacağı gibi öngörüsüz bir yalana inanmışlardı. Aslında Zeynep, onu her şeyden koruyan babasına inanmıştı, onun “kardeş gibi olacaksınız!” sözünün içindeki büyük aileye inanmak istemişti. Gülcan hanımın, onu kendi kızıyla bir tutmaları, Hüseyin beyin babasının kardeşiymişçesine her şeylerine koşması, Suzan’ın da bu ailenin bir parçası olarak aynı iyiliğin içinde yer aldığı hissi yaratmıştı. Yine de annesinin ayırdığı kıyafetlere sigarası düştüğünde veya ders notlarının üzerine sürekli bir şeyler dökülüp, kaybolduklarında bir de onu teselliye uğraşmıştı. Düpedüz aptalca bir iyimserlik içinde onun kurduğu tüm tuzaklara düşmüş, söylediği her yalana inanmıştı. O kızı babası değil Zeynep’in çözmesi gerekirdi. O, “kardeş gibi” olacaksınız sözüyle babasına inanmış ama sonra kardeş gibi olduklarına kendisini ve babasını inandırmıştı.

Peki ya Ergin, onu nasıl anlayamamıştı. İnsan sözlü olduğu birinin hayatındaki bir gerçeği öğrendiğinde o üzülmesin diye saklayabilirdi, bunu Zeynep’te yapardı. Ancak ilk engelde bu gerçeği ona karşı bir koz olarak kullanır mıydı? Üstelik ne kadar yaralanacağını bile bile, babasının yıllarca onu sakladığı cam fanusu kırıp, dökülen her cam parçasıyla onun yüreğini paramparça etmişti. Annesinin ve onun ahlaksız kadınlar olduklarını haykırarak içindeki gerçek hırslı Ergin’i de ortaya çıkarmıştı böylece. Buraya geldiklerinden beri onu mutlu eden her şeyin sahte olduğunu görüyordu şimdi. Halası, babası ve ona ait olan o gerçek ve güzel günleri özlüyordu bu yüzden. Bir tek Metin vardı yanında, ona güveniyordu ama içinde bir yerlerde bir ses, bir gün onun da gerçek ve bilmediği bir yüzü olmasından korkması gerektiğini söylüyordu. İnsan bir kere yaralanınca, yeniden yaralanmaktan korkuyordu elbette. Güvendiği ve sevdiği insanlardan korkuyordu. Onların açtığı yaralar öyle derin oluyordu ki, hiç kapanmayacak gibi acıyordu.

Kim bilir belki de bu kör saflığı ile bu insanlara onun canını yakma, dahası hayatını mahvetme fırsatını o vermişti. Belki de bir daha kimseye bu fırsatı vermemek için herkesten uzak olmak en iyisi olurdu. Ağlayarak tüm evi topladı böylece, evlerine burada ekledikleri hiç bir şeyi yanına almamaya karar vermişti, sadece gelirken getirdikleri, gerçek ve güzel günlerin anılarına şahit olan az bir eşyayla gidecekti. Metin’in ablasının konuştuğu okuldan cevap gelmişti. Diğer okul için henüz bir yanıt almamıştı ama beklemek istemiyordu. Mezuniyet töreninin hemen ertesi günü tüm bunlardan kurtulup gitmeye karar vermişti.

Öğrencilerin ve ailelerinin katıldığı mezuniyet töreninin ardından Hüseyin bey ve Gülcan hanım eski sıcaklıkları olmasa da Zeynep’i tebrik ettiler.

“Babama ve bana yaptığınız iyilikleri unutmayacağım, teşekkür ederim!” dedi Zeynep nazikçe, törenden sonra onlarla dönmeyecek, ertesi sabahta erkenden evi boşaltıp gidecekti.

“Baban iyi bir insandı kızım!” dedi Hüseyin bey gözlerini kaçırarak konuşuyordu.

“Öyleydi! Hakkınızı helâl edin lütfen! Anahtarı sabah bırakırım!”

Suzan yüzünde alaycı bir ifade ile bir şey söylemeden duruyordu annesinin yanından, Zeynep’te mümkün olduğunca ona bakmıyordu. Gideceği zaman yaklaştıkça ona olan tahammülü de giderek azalmaya başlamıştı.

“Sana da her şey için teşekkür ederim Suzan!” dedi, daha yumuşak bir şekilde söylemek istemiş olsa da, sesi çok sert ve soğuk çıkmıştı. Hayatı boyunca rol yapmayı hiç başaramamıştı ve şimdi de içinde patlamaya hazır bir bomba gibi bekleyen öfkesini saklayamıyordu. Gülcan hanım ve Suzan’ın yüzlerindeki sahte gülümsemeler hemen silindi.

“Sonunda gerçek yüzünü gösteriyorsun işte!” dedi Suzan, “Anne, baba işte görmediğiniz Zeynep! Kardeşim sandığınız Zeynep!”

Metin hemen Zeynep’in arkasında diğer arkadaşları ile konuşuyordu. Zeynep’i korumaya o kadar kendini adamıştı ki onlarla konuşurken bile kulağı Zeynep ve diğerlerinin konuşmalarındaydı. Zeynep’in sesindeki nefreti o da duymuştu. Arkadaşlarını bırakıp hemen Zeynep’in arkasına geçti. Suzan’a Zeynep’ten çok daha öfkeliydi ve onun bu insanlara bir gönül borcu da yoktu. Yapılan her şeyin yanlarına kalacak olmasını hazmedemiyordu.

“Zeynep’e bakmayı bırakıp, kendi kızınıza bakmak zorundasınız!” dedi bir anda kendini tutamayıp.

“Ah işte bozacının şahidi, şıracı da buradaymış!” dedi Suzan hemen, “Siz ikiniz güzel olan her şeyi mahvettiniz! Zavallı Ahmet amca sizin yüzünüzden öldü, Ergin az kalsın kariyerinden oluyordu!”

“Bunların hepsi senin suçun!” dedi Zeynep, “Yıllardır bana, ailene ve herkese söylediğin yalanlar yüzünden bu hale geldik! O gün bizi oraya senin kilitlediğini biliyoruz!”

“Sen sahiden de nankör bir kızmışsın! Suzan başından beri haklıymış!” dedi Gülcan hanım da öfkeyle araya girerek. Suzan hiç istifini bozmadan onlara bakmaya devam ediyordu. Zaten bugünün tohumlarını çok önceden ektiği için bu saatten sonra kimsenin Zeynep’e inanmayacağından adı kadar emindi.

Metin, Zeynep’in kolundan tutup geri çekti, Zeynep o zaman karısının ve kızının yanına giden Hüseyin beyin gözlerindeki nefreti de net bir şekilde görebildi. Gerçekten her şey bu kadar sahte mi yaşanmıştı bu şehirde?

“Yarın evimizden defol git ve bir daha da sakın geri gelme!” dedi Gülcan hanım ve kocasıyla kızını çekiştirerek onların yanından uzaklaştırdı.

Gözyaşları bir anda gözlerine hücum edince Zeynep, hızla kalabalığın içinden çıkmaya çalışırken, Metin’de ona yetişmeye çalışıyordu.

“Zeynep dur bekle beni lütfen!”

Sonunda ona yetişti, anne ve babasının yanına gitmek zorundaydı ama Zeynep’i de öylece bırakmak istemiyordu.

“Bak o insanların kızlarına inanmaları çok normal, Suzan herkesi nasıl ikna edeceğini çok iyi biliyor. Ailesinin kızlarına olan zaafları da anlaşılmaz bir şey değil! Zaten gidiyorsun! Artık üzülme olur mu? Bir kaç saat sonra seni arayacağım!”

“Tamam!” dedi Zeynep başını kaldırmadan, göğsünde biriken acı, öfke, hırs biraz sonra tenini yırtıp dışarı çıkacak gibi hissediyordu artık. Yanıyordu, öyle yanıyordu ki, nefes almasına bile engel oluyordu sanki. Metin’i orada bırakıp yürümeye devam etti.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s