Hayat yeniden yükleniyor – Bölüm 18

Bilgisayarına ve işine odaklanmaya çalıştı Dün yarım bıraktığı iş ekranında duruyordu. Dünden bu güne hiç bir şey değişmemiş gibi olsa da aslında, her şey ve herkes için değişmişti. Üstelik geri gidip geldikleri zamandan bu yana neyin değiştiğini şimdi bilmiyordu. Sadece onun değil diğerlerinin de hayatında bir çok şey değişmiş olmalıydı. En azından yaşam küresi için hayatın bir süre daha tehditsiz ve salgınsız olduğunu biliyorlardır. Bu bir daha olmayacak anlamına gelmiyordu elbette. Zaten onların burada olmalarının nedeni de buydu. Her tehditte insanlığı korumak, yaşam küresinin yükselişini önlenemez kılmak ve daha üst boyutlarda, insanlığın ilk yaratılışına dönerek 12 sarmallı DNA’sına kavuşarak, tüm evrenle bağını yeniden kurmak. Onları yeniden yaşayan evrenler haline getirmek ve her bir bedende tüm evrenin sırlarını yaşatmak. Her bedenin her bir hücresinde, her hücrenin her bir ışık telinde. Yaşam küreleri, yaratanlar ve evrenler hepsi birbirine ışık telleri ile bağlıydılar. Bu yaşam küresinde meydana gelecek olan her değişiklik her şeyi, gerçek anlamda her şeyi etkileyecekti. Yükseliş onların gelmesini istediği yere ulaşıp görevleri bittiğinde ne olacağını henüz bilmiyordu ama bu şeyin parçası olmayı kendisinin seçtiğini kesinlikle hissediyordu.

Seçkin ile aralarındaki bağ her neyse belli ki onu bozmaya kendi güçleri de yetmiyordu. Şimdi bu boyut ve zamanda bu bağ kopmuş gibi gözükse de, özünde o seçilmişti ve koruma altındaydı. Güvende olacaktı. Tabi bu yenilenen yeni zamanda bir hataya düşmemişse. Tam kendini sakinleştirmeye yaklaşmışken kalbi yeniden bir kaburgaları batıyormuş gibi sızlamaya başladı.

Bunca inanılmaz olayın içinde, duygularını sadece ona olan bağımlılığı ile sınırlamak bir seçimdi. Yapmak istemiyordu. Duygular hayatla asıl bağlarımızdı. Onları böylesine aşağı çekerek bunun adına aşk demek büyük haksızlıktı, öncelikle kendine ve sonra da aşka. Fiziksel aşk değildi bahsettiği, bu boyuta ait bir aşk değildi bu, Rumi’nin sema ederken, Tibet rahibinin meditasyon yaparken, bir çocuğun kahkahalarla gülerken ve bir annenin evladına bakarken hissettiği şeydi. Göğüs kafesinin içinde büyüyen ve tüm evreni saracak kadar güçlü olan şeydi bu. Bir bedene ihtiyacı yoktu, sınırı olan hiç bir şeye ihtiyacı yoktu. Herkesi ve her şeyi saracak kadar büyük ve yüceydi. Bir olmaktı o yüzden her şey ve hiç olmaktı. Göğsünden tüm bedenine oradan tüm yaşam küreye doğru patlayan bir ışık seli hissetti. Gözlerini kapadı. Kendini ve yeni dünyasını şifalandırdığını biliyordu şimdi. Şifa bedenlerin içinde var olduğu tüm okyanus, bilim insanlarının sicim diye adlandırdığı o ışık iplikçikleri ile bağlı her şey için bütün içindi aslında. Bunu şimdi tuhaf bir şekilde tüm varlığı ile hissediyordu.

Seçkin’in hemen yanında durduğunu fark edemedi dalıp gittiği için. Onun “İyi misin?” diyen sesi ile irkildi. Birden bire onun o güzel gözleri ile karşılaşınca, içinde hissettiği acı, hasret birbirine karıştı gözleri yanmaya başladı. Ona her akşam yürüdüklerini, kahve içtiklerini, birbirlerinin bir parçası olmaya başladıklarını nasıl anlatacaktı şimdi. Dudakları titremesin diye konuşamadı. Öylece baktı sadece.

“Aşkım iyi misin?” diyerek hemen masasının yanındaki sandalyeye oturup elini tuttu Seçkin.

“Aşkım?” dedi Nur’un zihnindeki ses önce, sonra onun kendi elini tutan eline baktı ve ikisinin parmağında eş olan yüzükleri fark etti.

“Şey ben?” dedi burnunu çekerek gözlerini yüzüklerden alamıyordu bir türlü, “Bunlar bizim değil mi?” diye çıktı ağzından.

“Bu gün dinlenseydin keşke!” dedi Seçkin fısıldayarak, “Dünyayı kurtarmak hiç kolay bir şey değil!”

Nur onun yaramaz bir çocuk gibi gülümseyen yüzüne baktı şaşkınlıkla.

“Böyle olacağını söylemiştin unuttun mu? Haydi gel şoföre söyleyeyim seni eve bıraksın. Patronun nişanlısı bu gün izinli!” diyerek onu ayağa kaldırdı. Nur ofisteki diğerlerinin yan gözle onlara baktığını farkediyordu.

“Patronun nişanlısı!” diye tekrarladı zihni sonra.

“Sen her şeyi biliyor musun?” dedi Nur sessizce.

“Evet” diye fısıldadı, Seçkin’de onun kulağına ve yanağına bir öpücük kondurdu, “Dünyanın en süper kahraman kadını ile evleneceğim yakında! Benden izin almadan dünyayı kurtarmaya gidebileceğini sanmıyorsun değil mi?”

Nur elinde olmadan yüksek sesle güldü bu cümleye. Seçkin onu aşağı kadar indirdi ve arabaya bindirdi.

“Lütfen eve gidip dinlen! Akşam gelip seni kontrol edeceğim şifacı!” diyerek alnından öptü ve kapıyı kapattı.

Nur araba hareket edene kadar gözlerini ondan alamadı Hiç değişmemişti. Niye değişsindi ki zaten? Tüm bunlara alışması ve sindirmesi için zaman gerekecekti. Gerçekten çok yorgun hissediyordu kendini. En son bu arabaya bindiğine yine çok yorgundu ve gözleri kapandıktan sonra olanlar hiç iyi şeyler değildi. Başını dayadığı camdan kaldırdı hemen. Evinin önüne gelene kadar da dışarıyı seyretti. Teşekkür edip indi arabadan. Eve girer girmez üstünü başını değiştirmeden kendini yatağın üzerine bıraktı ve bir anda kendini kütüphanede buldu.

“E nasıl başladı günün olanlardan memnun musun?” dedi madde sihirbazı gülerek.

“Seçkin ile nişanlanmışız ama onun şirketteki pozisyonunu anlayamadım henüz!”

“Babasının yerine geçmek istemedi.” dedi savaşçı. Ağabeyi geçti o koltuğa ama o babası gibi değil. Zaten de bir süre karanlık bağlar kendilerine gelemeyecekleri için yeniden başlayamazlar.

“Sen sanki hep onunlaymışsın gibi anlatıyorsun? Sizler de değişen neler?”

“Anlatıyorum çünkü buraya geldiğimizde bakabildiğimiz kayıtlar var, seninkini merak edip bakmayacağımızı mı sandın aşık prenses!”

Gülümsedi Nur, “Ben de o kayıtlara bakmak istiyorum o zaman! Ama şimdi olanları sizden dinlemeyi tercih ederim!”

Hepsinin yüzü gülüyordu ve hayatlarında hep olumlu değişiklikler olmuştu.

“Aramıza bir kez daha hoş geldin şifacı!” dedi az konuşan zaman bükücü, “Orada gösterdiğin cesaret, aldığın inisiyatif ile hepimizi etkiledin.”

“Risk aldın!” dedi savaşçı, “Ama zaman bükücü haklı, hepimizi etkiledin!”

“Düğünüme çağıracağım sizi! Hepinizle yaşamımda tanışmak istiyorum!”

“Ne yazık ki bu mümkün değil şifacı!”

“Neden?”

“Birincisi hepimizin bir arada olması doğru değil, ikincisi hiç birimiz senin ülkende yaşamıyoruz ve senin halkından değiliz!”

“Ama savaşçı geldi yanıma, ayrıca o bir Türk!”

“Hayır değilim!”

“Ama benimle Türkçe konuştun!”

“Türküm demedim ki Avusturya’dan geldim dedim! Sen de pek çok dili konuşabileceksin hatırladığında!”

“Ben kapandım mı şimdi yine?”

“Kendi yolculuğunla yeniden açılacaksın, zamansız güçler sana zarar verir! Hazır olduğunda her şey ortaya çıkacak ama bir anda değil! Sabırlı ol ve tadını çıkar!”

“Evet savaşçı gibi sağa sola saldırma!” diye güldü zihin okuyucu.

“Ne var? Gençtim, heyecanlıydım!” dedi savaşçı, “Sana bir gün anlatırız kendi hikayelerimizi ama şimdi sırası değil!” dedi sonra Nur’a dönüp.

Seçkin’in babasının beyninde ani bir pıhtı atması ile oluşan hasar kaldığından şirketin yönetimini bırakmak zorunda kalmıştı. Garip bir şekilde onunla karanlığa karışanların her birinin başına tuhaf şeyler geldiği için şirketleri bırakmışlar daha sade hayatlara dönmüşlerdi. Başlarına bir şey geldi derken kastedilen gerçekten de hepsinin baş bölgesinde gelişen rahatsızlıkları vardı. Hepsinin anlaşılmaz bir saldırıya uğradığına dair komplo teorileri üretilmişti ama tıbbi olarak rahatsızlıklarının hiç bir ortak yanı olmadığı gibi dışarıdan fiziki müdahalelerle olacak hastalıklar da değildi. Sadece tuhaf bir tesadüftü hepsi bu.

Ya da belki de değildi! Kim bilebilir ki?

SON

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s