Kimliksiz – Bölüm 29

Nurdan hanım elinde olmadan zavallı Seval’i çöpün yanına bıraktığı geceyi hatırladı. O Vedat bey denilen adam olmasa zaten çocuğu götürüp oraya asla bırakmaz, alır evine götürür sonra da annesine haber verirdi. Ancak Hakan bey ve Vedat beyin kötülükleri onu o kadar korkutmuştu ki sonrasında çocuğun izini bulmuş olsalar bile, çocuğa bir şeyler yaparlar diye Suden hanıma söyleme cesaretini bulamamıştı. Seval Ahu gibi berbat bir kadının elinde bile bir pırlanta olarak büyümüştü, elbette bunun en büyük nedeni ablasıydı. Sultan hanım onun izini bulup sahip çıkmasa bir çöplükte başlayan hayatı yine bir çöplükte son bulacaktı belki de.

Şimdi hem kendi ayakları üzerinde durabiliyor, hem değerini bilecek bir adamla hayatını birleştirmeye hazırlanıyordu. Elinde çevirip durduğu telefona baktı sonra kararlılıkla bir numara çevirdi.

“Yettiyse yetti!” dedi içinden, “Hiç değilse mirasını yesin dedesinin bu kız!”

Karşı taraf alo deyince hızlıca konuşmaya başladı.

“Şerife napıyorsun? İyiyim ben de, bana Suden hanımın telefonu lâzım!”

Suden hanım yıllarca yanlarında çalıştıktan sonra doğumun ardından ortadan kaybolan eski çalışanın sesini duyunca şaşırdı.

“Nurdan?” dedi şaşkınlıkla, “Bunca yıl sonra mı aklına geldik yeniden!”

Eski çalışanlar genellikle bir ihtiyaçları olduğunda tekrar ararlardı patronlarını, ona çok iyi davrandığı halde bir anda memleketine kaçtığı söylenen Nurdan arayınca Suden hanım da öyle sandı elinde olmadan.

“Suden hanım ne söyleseniz haklısınız, size bir şey söylemeden ayrılmak zorunda kaldım!”

“Hem de en zor günlerimde! Çok az güvendiğim insan varken!”

“Suden hanım size bunca yılıdır sakladığım bir sırrı söylemek için aradım!”

“Ne sırrı?” dedi Suden hanım iyice şaşırarak

“Sizin bebeğiniz ölü doğmadı Suden hanım, babanız Vedat bey ile beni gönderip onu bir çöp bidonunun yanına bıraktırdı!”

“Ne?” dedi zavallı kadın, “Ne saçmalıyorsun sen?”

“İnanın bana, kızınız yaşıyor Suden hanım, Seval sizin kızınız!”

“Hangi Seval?”

“Yarışmayı kazanan!”

Suden hanım titremeye başladı olduğu yerde, Seval belirdi gözünün önünde, tuvalatte ona sarılıp ağladığı an, sahnede evlilk teklifi aldığı an, kafede oturdukları anlar. Sonra toparlandı.

“Bunca yıl sonra ne saçma bir oyun bu böyle! Utanmıyor musunuz, acılarımızla alay etmeye!”

“Size gerçeği söylüyorum. Seval gerçeği bilmiyor. Onu almak için geri döndüğümde, bir kadın onu almıştı, kadını takip ettim, sonra da ablam Seval’in peşini bırakmadı, hatta berbat bir hayattan kurtardı onu. Ertan beyin yanına da öyle gitti zaten. Yoksa şimdiye çoktan ölmüştü zavallı.”

“Sana inanmıyorum!” dedi Suden hanım, “Benim çocuğum doğumda öldü!”

“Hayır ölmedi Suden hanım ne olur, kızınıza da kendinize de bir şans verin!”

Suden hanım olduğu yere çöktü, telefonu kapattı ve ağlamaya başladı. Nurdan’da ağlıyordu.

“Allah’ım ne olur inansın! İyi bir şey yaptım biliyorum. Anne, kız kavuşup o lanet adamın neden olduğu ayrılıktan kurtulsunlar.”

Seval ve Ertan atölyeye döndükten sonra başarılarını ve mutluluklarını kutlamak için kendilerine özel bir yemek hazırlamaya karar verdiler. Gülizar ve Nurhan’ı da davet ettiler ama onlar eve gitmeleri gerektiğini söyleyerek, tebrik edip ayrıldılar. Bu mutlu çifti bu güzel akşamda yalnız bırakmanın en doğru karar olduğunu düşünmüşleri.

Atölyenin avlusuna girdiklerinde, Ertan Seval’i kendine çekip sımsıkı sarıldı önce, sonra ellerini onun yüzünde gezdirdi.

“Sen benim hayatımın ödülüsün!” dedi fısıldayarak ve dudaklarını onunkilerle birleştirdi. İki sevgili bir süre öylece kaldılar avluda, sonra neşeyle yukarı çıkıp günün değerlendirmesini yaparak yemelerini hazırladılar ve sarmaş dolaş uykuya daldılar. İkisi de hem çok yorulmuş, hem çok gerilmiş, hem de çok mutlu olmuşlardı.

Kızlar ertesi sabah atölyeye geldiklerinde Ertan ve Seval’in henüz aşağıya inmediğini görünce kıkırdadılar önce. Hemen arkalarından el ele geldiklerini görünce de mutlu oldular, sabah gidip kızlarla kahvaltı kutlaması yapmak için bir şeyler almışlardı. Çay çoktan demlenmişti.

“Bu gün serbest gün kızlar, hiç çalışmasanız bile olur, sohbet muhabbet!”

Suden hanımların onları davet ettikleri saat gelene kadar kimse Neşe’den bahsetmedi. Hepsi aralarında sözleşmiş gibi onu hayatlarından çıkarıp atıvermişlerdi bir anda ve hiç olmamış gibi davranıyorlardı.

“Siz de bizimle gelmeliydiniz bu gün?” dedi Seval Gülizar ve Neşe’ye bakarak.

“Ödülü ben aldım, yemeği siz yiyin!” dedi Gülizar gülerek, bütün gün onu bir türlü koyacak yer bulamıyordu. Çalışırken göreyim diyor, sonra yer değiştirince onun da yerini değiştiriyordu.

“O senin ödülün değil!” diye fısıldıyordu Nurhan habire ama Gülizar umursamıyordu bile.

“Ertan bey onu bana verdi, sen karışma!”

Neşeyle geçen bir günün ardından Seval ve Ertan kızlarla vedalaşıp, Hakan beyin evine doğru yola çıktılar. İkisi de biraz gergin hissediyorlardı. Suden hanım çok tatlı ve cana yakın bir insandı ama Hakan beyin sertliği ve tepeden bakışı ile ilgili pek çok hikaye anlatılıyordu.

“Sence neden bizi evine çağırdı!”

“Bilmiyorum ama yarışmayı kazandığımıza göre ne için korkalım ki? Bu ziyarette bitsin atölyenin ilk işi sana dünyanın en güzel gelinliğini dikmek olacak!”

“Hayır!” dedi Seval gülümseyerek, “Yapacak bir sürü işimiz var, artık bir kişi de eksiğimiz var unuttun mu? Sade bir şey giyeceğim ben!”

“Eksik değil bence, şimdi tam olduk, onunla eksikmiş haberimiz yokmuş Hâlâ inanamıyorum, neden yaptı böyle bir şey? Neden bana zarar vermek istedi?”

“Bence Neşe sana değil Gülizar’a zarar vermek istedi, onun altında çalışmaktan huzursuz görünüyordu!”

“Onlar birbirlerinden hiç ayrılmıyorlardı ki? Çok iyi anlaştıklarını düşünüyordum ben!”

“Bir kadın gözüyle bakamadığın için görmemişsin!” dedi Seval yeniden gülümseyerek, “Siz erkekler bizim kadar iyi gözlemci değilsiniz!”

Ertan güldü bu sefer “Demek şimdiden bana meydan okuyorsun!”

Büyük bahçenin kapısına gelmişlerdi konuşurken, kapı ağır ağır açılınca ikisini de hayran bırakan gösterişli bahçe gözler önüne serildi. Hayranlıkla seyrederek evin önüne kadar geldiler. Bekleyen uşak koşarak geldi kapılarını açarak onları merdivenlere yönlendirdi ve arabayı alıp gitti.

“Otel gibi” dedi Seval, zaten İstanbul’a yeni gelmişti böyle şaşalı yaşamlar, pahalı mekanlar görmeye de çok alışık değildi.

“Büyük eşya ve yapılar insanları değersiz ve küçük hissettirmek için yapılır biliyor muydun? ” dedi Ertan gülümseyerek.

Kapı açıldı ve bir diğer uşak onu takip etmelerini söyleyerek onları büyük bir yemek odasına götürdü.

Suden hanım ve babası donatılmış büyük yemek masasının ucunda oturuyorlardı.

Seval onların da kendi kocaman masalarında küçücük olduklarını düşündü elinde olmadan.

“Hoş geldiniz çocuklar!” dedi Hakan bey yerinden kalkmadan, yardım almadan kalkamıyordu zaten.

“Hoş bulduk efendim!” dediler nazikçe ve gösterilen yerlere oturdular.

Suden hanım bir gün öncesinin aksine ikisini de başıyla selamlamakla yetinmişti. Yorgun ve durgun görünüyordu. Hakan bey ve Ertan konuşurken Seval’le göz göze geliyorlar, Seval gülümsüyor, Suden hanım ise hemen bakışlarını kaçırıyordu.

“Dün onu kıracak bir şey mi yaptım acaba?” diye düşündü Seval

“Sizi sadece tebrik etmek için çağırmadım elbette!” dedi Hakan bey sesini yükselterek, Suden ve Seval’in de onu dinlemesini istiyordu.

(devam edecek)

Kimliksiz – Bölüm 29’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s