Kimliksiz – Bölüm 18

“Bir şey sorabilir miyim?” dedi Ertan bey ertesi akşam onun evinde çalışırlarken.

“Elbette!” dedi Seval kendini modelin üzerindeki giysinin kollarına öyle kaptırmıştı ki, bir başkasının evinde olduğunu, hatta yanında patronu olduğunu bile unutmuştu neredeyse.

“Nüfus cüzdanındaki ismin farklı değil mi?”

“Ah evet tuhaf bir durum bu, açıklaması zor!”

“Sigortanı o isime yaptırdım yani Sema olarak ama sen bu ismi kullanmıyorsun sanırım. Kötü bir anısı falan mı var ya da sevmiyor musun?”

“Yo aslında bunların hiç biri değil!”

“Sahi mi ne o zaman? Yani özel değilse, madem çalışıyoruz merak ettiğim için aklıma geldi.”

“Annemin bazı sağlık sorunları vardı” diye başladı anlatmaya Seval, gözlerini yaptığı işten hiç ayırmıyordu, “Yani zihinsel, anlarsın ya!”

O bakmasa da başını salladı Ertan, “Yani nörolojik mi demek istiyorsun!”

“Tam olarak öyle! Bu rahatsızlık ben doğduğumda da varmış sanırım. Yani çok emin değilim çünkü o zamanları ban anlatacak annemden başkası yoktu aslına bakarsan!”

“Baban yoktu değil mi?”

“Hayır yok!”

“Nüfus cüzdanında yazan isim?”

“O babam değil! Her neyse işte, annem okul yaşım gelene değin bana bir nüfus cüzdanı çıkartması gerektiğinin farkına varamamış.”

“Anlamadım senin okul çağına kadar bir kaydın olmamış mı yani? Varlığına dair!”

“Evet”

“Doktora falan da mı hiç götürmemiş annen seni!”

Seval üzgün bir şekilde bakınca, Ertan annesinin durumunu hatırladı hemen “Özür dilerim, ben boş konuşuyorum!”

“Sorun değil, okula başlamam gerektiğinde annemin bir arkadaşı bana bu kimliği getirdi bir yerlerden. Onun sahibi olan kız yaşamıyormuş!”

“Ne? Dur bir dakika! Sen şimdi bana başkasının kimliği ile mi yaşadığını söylüyorsun!”

“Korkarım öyle!”

“Peki bunu düzeltmek için bir şey yapmadın mı?”

“Hayır ne yapabilirim ki?”

“Yani ben bilmiyorum ama o kimlikte yazan kadın da annen değil o zaman öyle mi?”

“Evet değil!”

“Annen hayatta mı peki?”

“Hayır o da hayatta değil”

“Sen yıllar önce ölmüş bir kızın kimliğine sahipsin. Gerçekte sana dair hiç bir kayıt yok öyle mi?”

Seval durup baktı Ertan’ın yüzüne.

“Tuhaf olduğunu biliyorum ancak resmi kayıtlarda bir sorun çıkmadı bu güne kadar. Babamın kim olduğunu, nasıl ve nerede doğduğumu bilmiyorum. Yani annem beni evde doğurmuş olmalı, aksi durumda bir yerlerde kaydım ve dolayısıyla kendi kimliğim olurdu öyle değil mi?”

“E-Evet!”

“Annem öldü, yaşarken de bana bunları anlatacak durumda değildi. Hiç akrabamız olmadığını anladığımda bayağı büyümüştüm aslında. Hiç sormadım bir cevap alamayacağımı bildiğim için. Teyzelerim, büyük annem, dayım anne tarafından da hiç akrabam yok!”

“Soyadın?”

“Soyadım o kimlikte olan işte, anneminki o değildi!”

“En azından gerçek annenin adı ve soyadını biliyorsun!”

“Zaten onun kim olduğunu biliyorum ama bu bir şeyi değiştirmiyor ki, onun ailesini bulsam bile bu neyi değiştirecek. Belki de annem hamile kaldı ve onu istemediler, beni de!”

“Haklısın! Pek tutar yeri var gibi durmuyor!”

“Yok! Bunu ne kadar çok düşündüm biliyor musun? Yani kim olduğumu, kimlerden geldiğimi bulmayı. Neden yaşamaya devam etmediğini bilmediğim bir başkasının adı ve kimliği ile varlığımı sürdürebiliyorum ancak. Bir evim bile yok gördüğün gibi, bir ailem de yok!” diyerek ağlamaya başladı Seval, aslında tüm bunları anlatmak ya da söylemek hiç istemiyordu. Soruyu geçiştirip işine bakacaktı ama Ertan bey sorunca ağzından dökülüverdi hepsi.

“Ben çok özür dilerim! Bu ad olayının arkasında böyle bir olay olduğunu hiç akıl etmedim sahiden! Hey! Haydi bırak o işi de gel otur biraz!” diyerek onu kanepeye doğru çekti kolundan, “Ben aslında geçen gün de seni ağlarken gördüm aşağıda ama soramadım!”

“Ben özür dilerim, şimdi hiç sırası değildi biliyorum, çalışmamız gerek!”

“Çalışacağız, çalışırız bu şimdi acil bir durum değil! Bak sana biraz su getireyim dur! Bunu nasıl telafi edeceğimi bilemiyorum!” diyerek mutfağa koştu Ertan. Gerçekten paniğe kapılmış ve çok üzülmüştü. Bir yandan aklının içinde bir sürü soru işareti dolanıyordu. Kimliksiz bir insan nasıl olunabilirdi ki? Zembille mi gelmişti bu kız?

Eli ayağı karışarak suyu Seval’e götürdü.

“Bu akşam çalışmayalım, ben daha ilk günden seni yormuş oldum böylece”

“Sorun değil! Herkesin bir hikayesi var işte değil mi?”

“Evet, elbette var. Hepimiz karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Annen için üzüldüm bu arada! Tekrar özür dilerim!”

“Çalışmalıyız bence!” diyerek yeniden ayağa kalktı Seval, “Eğer çalışmazsak o zaman kafamı yeniden toparlayamam!” diyerek bir yudum içtiği suyu sehpaya bıraktı ve yeniden elbisenin kolunu elini aldı ve dikkatini kola verdi.

“O yüzden mi Remziye hocanın yanındaydın?”

Seval döndü ve onun yüzüne baktı “Hayır!”

Ertan onun yüzündeki kaygılı ifadeyi görünce bu konuyu artık kapatması gerektiğini anlamıştı.

“Peki , başka soru sormuyorum o zaman! Haydi çalışalım!”

Ertan’da diğer giysinin cepleri ile uğraşıyordu Seval’in hemen arkasındaki koltukta. Elinde olmadan ona baktı yeniden. Kendini işine vermiş odayla bağlantısını koparmıştı Seval. Demin ki atağın izi olarak arada bir burnunu çekse de, şimdi tam olarak konsantreydi belli ki.

Remziye hocanın söyledikleri geldi aklına Ertan’ın, “O bir hazine!”

“Sırlarla dolu bir hazine!” diye cevapladı içinde hocasını, “Hikayenin ne kadarını biliyorsunuz hocam acaba?”

Üzerine vazife değildi ama merak ediyordu Ertan Seval’i. Artık akşamları onları izleyen gözlerden uzak olduklarına göre, sohbet edip hayatlarından bahsedebilirler diye düşünmüştü ama pek başarılı bir giriş olmamıştı bu akşam ki. Onu böyle en başından ağlatan bir hikayenin devamını sorabilecek miydi bir daha. Belki de en iyisi kendisinin anlatmasını beklemekti. Ne yapacaktı ki sanki öğrenip, tuhaf bir meraktı işte. Ona doğru çekildiğini hissediyordu ve aslında belki de bu çekimin nedenini bulmaya çalışıyordu bir şekilde. Benziyorlardı, en azından iş konusunda, azimli bir kızdı o da, azimli olmasa kendini böyle yetiştiremezdi zaten. Böyle bir anneyle el işlerine nasıl merak salmıştı acaba?

“Ertan kapa çeneni!” dedi içinden ve kendini elindeki işe vermeye çalıştı yeniden.

Birileri ile sohbet etmeyeli epey zaman olmuştu, o biraz anlatsa belki o da biraz anlatır rahatlardı. Belki de bu yüzden ona anlattırmak istiyordu ki, kendine kapıları açsın da o da anlatıp rahatlasın. Bazen insan anlatırken çözerdi bir şeyleri, belki bu yüzden istiyordu.

“Kapa çeneni dedim sana!” dedi tekrar zihnine ve bu defa gerçekten düşünceleri kafasından kovalayıp işine döndü.

Ertesi sabah kızlar geldikten sonra, malzeme almak için dışarı çıktığında aradı hemen Remziye hocayı.

“Seval ile bir sorun mu oldu?” dedi kadıncağız hemen.

“Hayır hayır ben sadece bazı şeyleri merak ettim hocam!”

“Ah tamam, benim şimdi biraz işlerim var, sonra konuşsak olur mu?” diyerek kapattı telefonu Remziye hoca.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s