Kimliksiz – Bölüm 17

İlk iki hafta boyunca Seval ancak Remziye hanımın atölyesinden getirdiği işleri tamamlayabildi, hepsi de tamamlandıklarında muhteşem olmuşlardı. Alıcılar doğrudan gelmeyecekleri için tasarımları onların adreslerine Ertan bey kendi elleriyle götürmek istemişti. Böylelikle yeni müşterileri ile de yüz yüze tanışacaktı. Seval müşterilerin tasarımları gördüklerinde yüzlerinde oluşacak ilk ifadeyi görmeyi çok istiyordu ama Ertan bey “Ben götüreceğim!” deyince sesini çıkaramadı. Kızlar geldiğinden beri kayırılan kızın böyle geriye itilmesinden hoşlanmışlardı, kendi aralarında epeyce fısıldaştılar konu hakkında.

Sadece Nurhan diğerlerinden farklıydı. O da Seval gibi tek başına bir kenarda ona verilen işi yapıyordu. Diğerlerinin angaryaları oluyordu genellikle bu işler. Tecrübesiz olduğu için Ertan bey onun her işi öğrenmesini istemişti. Başlangıçta Seval’in de öyle olacağını beklerken doğrudan getirdiği tasarımlara başlaması rahatsız etmişti onları. Bu atölyede tasarımları Ertan bey yapar, kızlar da nihai haline getirirlerdi. Gelen kız Nurhan’a mı, onlara mı yoksa Ertan beye mi denk bir türlü anlayamamışlardı. Hele bir de yukarı yerleşince iyice kafaları karışmıştı.

Seval şimdilik hepsinden uzak durmayı seçmişti, evin yukarıda olması bu konuda da avantaj sağlıyordu, öğle tatillerinde artık hemen ortadan kaybolup evine çıkıyor ve sakince yemeğini yiyordu. Ertan beyin ona şimdi ne iş vereceğini o da bilmiyordu aslında. Artık doğrudan onun işlerinden birine başlaması gerekiyordu. Gülizar ve Neşe’nin onunla rekabete girdiğinin farkındaydı, kızlar sahiden iyilerdi işlerinde ama Seval onların ayağını kaydırmak için burada değildi. Zaten hepsinin yapabileceği kadar çok iş varken ne demeye bu kadar tedirgin olduklarına anlam veremiyordu. Ertan bey o ilk günden sonra yukarıdaki projelerden bir daha hiç bahsetmemişti. Aslında buraya yerleştiğinden beri hemen kendi evine çıktığından atölyenin içi dışında da onunla karşılaşmıyordu. Artık kahvaltısını da evde yapıp iniyor, dolayısıyla atölyede simit ve çay kahvaltısı da olmuyordu. Gece ortalık çok sessizleşiyordu. Avluya düşen ışıktan Ertan beyin henüz uyumadığını anlayabiliyordu. Bu zamanlarda onun projeleri üzerinde çalıştığını düşünüyordu hep. Aslında belki kendisi de öyle yapmalıydı. Kendi tasarımlarını hayata geçirebilmek için burada da çalışmak için bir alan oluşturmalıydı.

“Müşteriler gerçekten çok memnun kaldılar işlerinden!” dedi Ertan bey bir sabah kızların gelmesini bekledikten sonra Seval’e.

Herkes bu duyurunun boşuna yapılmış olmadığını anlamıştı.

“Yeni bir müşterimin benzer işini senin yapmanı istiyorum! Önce üzerinde biraz çalışalım, malzemeni seç ve başla!”

“Tamam!” dedi Seval sevinçle, bu atölyedeki sınavı geçtiğini gösteriyordu artık, Nurhan ile aynı işi yapmak zorunda kalmayacaktı. Burada Remziye hanımın atölyesinde olduğu gibi şeflik yoktu. Şimdi Neşe, Gülizar ve Seval aynı seviyede çalışan olmuşlardı. O gün boyunca Ertan bey ile oturup müşterinin göndermiş olduğu model üzerinde konuştular. Çalışmanın şekli belli olduktan sonra müşterinin yanına gidilip ölçü alınacak, sonra malzeme temin edilecekti.

İkisi birden atölyedeki büyük masanın üzerine eğilmiş yaydıkları kumaşların içinde bir karar vermeye çalışıyorlardı. Kızlar öğle tatili olup, avluya çıktıklarında “Teşekkür ederim!” dedi Seval.

“Ne için?”

“Bu iş için!”

“Bu işi yapabileceğini sen gösterdin, ben de sana verdim!”

“Teşekkür ederim!”

“Projelerle ilgili aklında bir şey var mı?”

“Yukarıdakiler mi?” dedi Seval heyecanla.

Ertan bey daha başını sallar sallamaz anlatmaya başladı aklındakileri, öyle heyecanlı ve hevesle anlatıyordu ki, bir an için kendini Sultan hanımın evinde ona seyrettiği modelleri anlatırken ki gibi hissetti. Kızlar dışarıdan onları izliyorlardı bir yandan, onlar çıkar çıkmaz ikisinin böyle heyecanla konuşmaya başlamaları hemen fısıldaşmalarına neden olmuştu.

“Neden şaşırıyorsunuz ki, ikisi de bekar sonuçta!” dedi Nurhan ters ters.

“Şaşırmak mı? Niye şaşıralım, sadece canımız sıkılıyor ve kendimize konu arıyoruz!”

Kızlar evlerinden getirdiklerini yedikten sonra içeri döndüler ve Seval susmak zorunda kaldı ve yeniden masadaki işe döndüler. Ertan Seval’in anlatışındaki heyecandan mı yoksa kızın anlattıklarından mı bu kadar heyecan duyduğunu anlamamıştı bir türlü ama duyduğu her şeyi çok beğenmişti. Uzun bir süredir salonun bir ucunda paravanın ardında duran o modellere bakarak tükendiğini hissediyordu artık. Ancak şimdi Seval’in söylediği her şeye ait malzemeler sanki uçuşup modellerin üzerindeki yerlerine konmuşlar ve Ertan’ı yeniden heyecanlandıracak kadar etkileyici bir hâl almışlardı.

“Ertan sana bir hazine gönderiyorum.” demişti Remziye hanım, “Öyle bir hazine ki, kendi bile bunun farkında değil!”

“O ne demek hocam?”

“Onunla çalışmaya başladığında zaten hazine olduğunu anlayacaksın, ancak bir süre sonra kendisi de anlayacak! Ertan oğlum bu kız sana emanet. Seni oğlum gibi sevdiğimi biliyorsun. benim oğlum ne yazık ki senin gibi olamadı. Yaşadıklarından sonra bu kız senin hazinen olacak. Sen de onun hazinesi olacaksın Ertan.”

“O ne demek hocam?”

“Sen ne söylediğimi anladın! O kendi hazine olduğunu öğrenmeden önce sen bu hazineye sahip çık oğlum! Onu elinden kaçırma!”

“Tamam hocam!”

Ertan, Seval geldiğinden beri Remziye hocanın ne demek istediğini düşünüyordu. Seval sahiden inanılmaz yetenekli ve çalışkan bir kızdı. Hayal gücü müthişti, malzemeler onun elinde sihirle birleşmiş gibi bambaşka bir hale bürünüyorlardı. Yıllardır bu ile uğraşmasına rağmen yaşadıkları yüzünden bazen bunları kaybettiğini hissediyordu Ertan. Şimdi aynı ateşe sahip bir başkasını görünce ise yeniden alevlendiğini hissediyordu. Ancak bu alev sadece tasarım aşkına ait miydi yoksa sahiden onu yakacak bir aleve mi bulaşmıştı henüz emin değildi. Remziye hocanın bu kızı ona hayat ortağı olması için gönderdiğini anlamıştı. Seval tıpatıp ona benziyordu.

Akşam kızlar çıktıktan sonra Seval yine hızlıca yukarı çıktı. Duşunu alıp yemeği hazırlamaya başladığı sırada kapı çalınca afalladı önce. Buraya geldiğinden beri ilk kez kapısı çalıyordu ve yan taraftaki Ertan beyden başka komşusu yoktu. Gidip “Kim o?” dedi yine de.

“Benim!” dedi Ertan’ın sesi.

Hemen açtı kapıyı, saçları henüz ıslaktı ama neyse ki üzerini giyinmişti.

“Rahatsız etmiyorum ya!” dedi Ertan çekinerek.

“Hayır yemek yiyecektim, siz yediniz mi?”

“Aslında yemedim, konuşmak istiyordum sadece!”

Seval kapıdan geri çekilip onu içeri davet etti “Buyurun lütfen ilk gün ben size konuk olmuştum, bu gün de siz bana olun!”

Ertan onun varlığından tedirgin olmayışından memnun olarak girdi içeri.

“Harika kokuyor. Ne yiyeceğiz?” dedi hemen masaya oturup.

Seval gülümsedi ve onun için de bir tabak getirdikten sonra ısıttığı yemekleri ikisinin tabaklarına pay etti.

“Uzun zamandır başkasının pişirdiği bir yemeği yememiştim!” diyerek hemen kaşıkladı Ertan bey.

“Afiyet olsun, umarım beğenirsiniz!”

“Benimkilerden iyi olduğu kesin!”

Tabakları bitene kadar ikisi de sessizce yemeklerini yediler.

“Söylediklerini düşündüm!” dedi Ertan bey masayı birlikte toplarlarken, “Aslında haklısın, bence hepsini denemeliyiz. Bu projede birlikte çalışmalıyız. Tabi atölyede olamayacağı için senin bana gelmen gerekiyor, akşamları yani!”

“Birlikte çalışmak mı?” dedi Seval gözleri parlamıştı hemen.

“Evet, akşamları ikimizde buradayız öyle değil mi?”

“Evet öyleyiz! Peki yarışma ne zaman?”

“Dört ay sonra aslında!”

“Harika hamen başlayalım!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s