Kimliksiz – Bölüm 12

Seval sabaha kadar uyuyamıyordu düşünmekten, annesi artık bir insana bile benzemiyordu neredeyse. Öylece duruyor, boşluğa bakıyor, kendi kendine konuşuyordu. Bu Abdullah denilen pisliğin ona ilaçlar içirdiğini görmüştü bir kaç kere ama korktuğu için bir şey diyememişti. Bütün gece oturdukları için gündüz genellikle sızmış oluyorlardı zaten. Okula gideceği zaman ruhları duymuyordu ikisinin de, akşam Sultan hanımdan geldiğinde ise sessizce kapıyı açıyor, bir şey söylemeden koşarak kendi odasına kapanıyordu hemen. Uzun bir süredir annesi ile de konuşmuyor olanları sadece uzaktan izliyordu.

Abdullah kendini atacak bir yer bulunca gideceğini söylüyordu arkadaşlarına ama aylardır bir türlü gitmek bilmiyordu işte. Sultan hanım haklıydı, burada kalsa bile ne annesinin ona, ne de onun annesine bir faydası olmuyordu. En iyisi bir an önce kendini kurtarmalı, sonra da annesini kurtarmak için elinden geleni yapmalıydı. Hafta sonuna kadar tüm eşyasını yavaş yavaş Sultan hanımın evine kaçırdı. Birlikte onun evini de toparlayıp kolilere yerleştirdiler. Sultan hanımın eşi, Nasip bey kamyonun gelmesinden önceki gün geldi eve.

“Bakkalla konuştum biraz, bu kızın annesi hakkında pek iyi konuşmuyorlar Sultan? Neye bulaştın sen?” dedi karısına endişeyle.

“Annesi başka, çocuk başka Nasip!” diye azarladı kocasını Sultan hanım, “On beş yaşında daha Seval, bırakayım da annesi gibi mi olsun buralarda! Ben büyüttüm sayılır o çocuğu, başına bir şey gelirse vicdan azabından ölürüm”

Nasip bey kızla karısının arasında geçenleri bilmediği için anlayamıyordu durumu ama karısının kararlı halinden de çekindiği için fazla uzatmadı. Nasılsa alıp onların evine getirmiyordu kızı. Pazarlı’da bırakacaklardı. Nakliye kamyonunun geldiği gün Nasip bey eşyaları yükletirken, Sultan hanım da bir kaç komşusu ile vedalaştı. Kimseye Seval’i de götürdüklerini söylemiyordu tabi, sonra kızın peşine düşecek olurlarsa elleriyle koymuş gibi bulurlardı yoksa. Yine de olan biteni haber almak için komşularının telefonlarını aldı,

“Ararım sizi varınca, gelirseniz ben de memlekete beklerim!” dedi onlara, hepsi Ahu’nun dedikodusunu severlerdi bu kadınların. “Ne yapıyorsunuz?” diye arasa bildikleri her şeyi dökülürlerdi muhtemelen. Kızın ortadan kaybolduğu duyulursa onlara da yeni malzeme çıkacaktı zaten. Sultan hanım bu mahalleye hasbelkader gelmemiş olsa Seval’in başına neler gelebileceğini düşündü. Pırıl, pırıl bir çocuktu Seval, onca kötülüğün içine masum, azimli, iyi yürekli bir çocuktu.

“Anası nasıldı kim bilir? Zavallı ne oldu da bu hallere geldi orasını bir Allah biliyor!” diye iç geçirdi kendi kendine.

Eşya yükleme sona erdikten sonra yola çıktılar, Nasip bey ya sabır çekse de Sultan hanım mahalleden çıkana kadar Seval’i arka koltukta yatırdı. Kimsenin onu arabada görmesini istemiyorlardı. Nakliye kamyonu arkada, onlar önde mahalleden ayrıldılar. Seval arabaya biner binmez sessiz sessiz ağlamaya başlamıştı. Annesini geride bırakmak zoruna gidiyordu ama defalarca düşünmüş, şimdi yaptıklarından daha iyi bir çare bulamamıştı. Sultan hanım da gittikten sonra mahallede onu koruyup kollayacak kimse de kalmayacaktı, söylememişti ama bakkalın bakışlarını yakalamış korkmuştu geçenlerde. Yol boyunca gözlerinden yaşlar aka aka dışarıyı seyretti. Sultan hanım kocasından çekindiği için fazla bir şey söyleyemiyordu ama arada bir arkaya uzanıp elini tutuyordu Seval’in.

“Korkma, her şey güzel olacak!” diyordu fısıldayarak.

Pazarlı’ya geldiklerinde Remziye hanım çok ısrar etti içeri girip yemek yesinler diye ama Nasip bey aksi adamdı kabul etmedi. Bir an önce kızdan kurtulup gitmek istiyordu buradan.

“Remziye abla çok büyük sevaba girdin, göreceksin Seval pırlanta gibidir! Sana emanet!”

“Merak etme kardeşim, ona gözüm gibi bakacağım. Allah’a emanet olun! İyi yolculuklar!”

“Sen de abla!” diyerek Seval’e sıkı sıkı sarıldı Sultan hanım, “Canım kızım haberleşeceğiz sürekli, burada güven içinde olacaksın. Aklın geriye kalmasın, annen için de hayırlısı olacak elbet!”

Seval’in yol boyu dinmeyen göz yaşları iyice çoğaldı, araba gözden kaybolana değin baktı arkalarından.

“Haydi kızım gel içeri, bari sen bir şeyler ye!” dedi Remziye hanım gülümseyerek. Uyku saati gelen değin Sultan hanımla çocukluklarından anlattı biraz. Seval sevmişti Remziye hanımı. Kocası ölmüştü, hayırsız bir oğlu vardı, sadece para istemek için arıyordu annesini. O yüzden yanında olmadığına seviniyordu kadıncağız. Çok çektirmişti annesine. Pazarlı küçük yer diye beğenmiyordu neyse ki buraları, burası küçük yerdi ama Remziye hanımın işleri hep büyük şehirlere gidiyordu. Seval’i de yetiştirecekti kendisi gibi. Yurt dışından bir sipariş almak üzereydiler, o yüzden fazla işçi her zaman lâzımdı. Çok olmasa da para verecekti konuşmuşlardı Sultan hanımla, kızın annesinin durumunu da biliyordu, o da elinden bir şey gelirse yardım edecekti her zaman.

Seval evinden çok uzaklarda ilk gecesinde uykuya beklemediği kadar kolay daldı, alışkanlıkla kapısını kilitlemişti odaya girer girmez. Remziye hanım kızın yaşadıklarını bildiği için gülümsedi kilit sesini duyunca, sesini çıkarmadı. O da Seval’i sevmişti, eğer sahiden azmeder çalışırsa ilerlerdi bu işlerde. Artık böyle el işleri, nakışlar yapanlar da kalmamıştı o yüzden değerliydi iş bilen eleman. Sultan’ın el becerisini bilip, güvendiği için kızı iyi yetiştirdiğine de emindi zaten.

Remziye hanım atölyedeki kızlara Seval’in hikayesinden bahsetmemişti. Bir akrabam demişti sadece, gündüzleri okula gidecek, okuldan sonra ve hafta sonları atölyede çalışacaktı. Yaşı da diğerlerinden küçük olduğu için önceleri pek ciddiye almadılar onu, biraz işi gösterdiler sadece.

Remziye hanım okulun müdürü ile konuşmuş, Seval’in buraya naklini yaptırtmıştı. Bir kaç gün aksamayla Seval yeniden okula başladı. Burada kimse hakkında bir şey bilmediği için onu üzecek şeyler söyleyenler olmuyordu. Okuldakilere de Remziye hanımın akrabası olduğunu annesi ve babası hayatta olmadığı için burada kaldığını söylediler.

Öğretmenleri onun el işlerini de yaptığını öğrenince çok ilgilendiler, okulda da bir kermes düzenlemek istiyorlardı. Böylece Seval hem okula, hem atölyeye çabucak uyum sağladı. Remziye hanım ona küçük işler verdi önce ama kızın becerikli olduğunu görünce diğer kızların yaptığı işlere de soktu onu hemen. Sabah Remziye hanımla çıkıyorlardı evden, Seval okula gidiyor, oradan atölyeye Remziye hanımın yanına gidiyordu. Atölyeden birlikte çıkıp eve geliyorlar, yemek yedikten sonra Seval odasına gidip derslerine çalışıyordu. O kadar yoğun geçiyordu ki hayatı dersleri biter bitmez uyuyakalıyordu hemen.

Sultan hanımla arada bir haberleşiyorlardı, o da köyde mutluydu. Nasip beyle bunca ayrı ve rahat kaldıktan sonra yeniden bir arada olmak biraz zor oluyordu ama yaşlılıkta ne hayır varsa eşlerden vardı yine. Torunları gelmişti köye gelişinin ilk ayında, çok mutlu olmuştu onları görünce, okul tatil olunca Remziye ablası ile onu da çağıracaktı köye. Seval’de ona atölye de yaptıklarını anlatıyordu. İkisi de geçmişten hiç bahsetmediler birbirlerine, ta ki Sultan hanım mahalleden yeni haberler duyana değin.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s