Kimliksiz – Bölüm 7

Seval’in okul yaşına geldiği yıl Ahu’nun sevgilisi Osman, kızın artık okula başlaması gerektiğini söyledi.

“Para cezası ödersin bu kızı götürüp kayıt yaptırman lazım.”

“Kayıt mı?”

“Kayıt tabi, ne sanıyordun öyle okula mı alacaklar yoksa her geleni?”

“İyi anladık götürürüm yarın!”

Seval okula gideceğini duyunca çok sevinmişti, odada, bahçede kendi başına olmaktan çok sıkılıyordu artık. Osman geldiğinde annesi ona bir tabağın içinde bir kaç parça bir şey verip odaya kapatıyordu hâlâ. Odadaki tek kanallı televizyondan ve oynadığı kumaşlardan başka bir şey yoktu elinde. Reklamlarda görüyordu okula giden çocukları. Okul denilen yerde bir sürü çocuk vardı onun gibi. Arka evin bahçesinde oynayan çocuklar da gidiyordu okula, onları her sabah görüyordu çantaları ile okula giderken.

Ahu ertesi sabah kızı güzelce yıkadı, üzerine olan en yeni elbisesini giydirdi ve okulu bulmak için çıktı evden. Bir süredir orada oturuyor olmalarına rağmen okulun nerede olduğuna hiç dikkat etmemişti. Her zaman ki gibi yine bakkala gidip sordu okulun yerini, adam görmekten bıktığı Ahu’ya gözlerini devirerek tarif etti evi.

Onu yanında çocukla görmeye alışık olmadıkları için hepsi merakla Seval’e bakıyorlardı. Duymuşlardı bir kızı olduğunu ama çocuğu ortalıkta gören olmamıştı fazla.

“Ne demek nüfus kağıdı olmadan kayıt alamam!” diye bağırıyordu Ahu okul müdürüne, Seval annesinin öfkesinden korktuğu için bir köşeye sinmiş onları seyrediyordu.

“Hanımefendi kızınızın nüfus kağıdı olmadan kayıt yapmam mümkün değil!”

“Kaybettik diyorum, yok!”

“Yenisini çıkartmanız gerek o zaman!”

“Bakın müdür bey, zor durumdayım!” diyerek sesini düşürdü Ahu ve klasik kırıtmalarına geçti yine, “Çıkartırım kimlik gidip, siz şu kaydı yapın hele!”

“Üzgünüm mümkün değil bunu yapmamız!” dedi adam sert sert.

Ahu çocuğun elinden tuttuğu gibi sert adımlarla çıktı müdürün odasından, “Tutturmuş bir kimlik diye! Bilmiyoruz sanki çocuğumuz kim?”

Akşam Osman’a anlattı olanları.

“Bu kızın kimliği yok mu?”

“Yok!”

“Hastaneye falan gitmediniz mi hiç siz?”

“Hayır gitmedik!”

“Bu senin kızın değil mi Ahu?”

“Tabi benim kızım, ben doğurdum onu? Ne demeye çalışıyorsun?”

“Bir şey demeye çalışmıyorum, senin kızınsa o zaman gidip bu kıza kimlik çıkarman gerekiyor!”

“Babasına kimi yazdıracağım?”

“Babasını bilmiyor musun?”

“Babasından kaçtık, bizi bulur ona yazdıramam!”

“Hay Allah’ın ya! Ne kadınsın! Bakarız bir çaresine yarın!”

“Canım benim sen halledersin biliyorum ben! Kahramanımsın!”

Bir kaç gün sonra Osman bir yerlerden Seval ile yaşıt ama ölmüş bir çocuğun kimliği ile çıktı geldi. Bir arkadaşının tanıdığı bir ailenin çocuğuydu ölen. Aile çocuğun öldürdüğünü bildirmemişti bile, arka bahçeye gömüvermişlerdi. Zaten okul çağında da olmadığı için kimse farkına varmamıştı çocuğun öldüğünün. Kızın adı Sema’ydı.

“İyi benziyormuş adı!” dedi Ahu sevinçle.

“Yalnız anasının adı Nuran! Para verdim ellerine yarın gelecekler senle, kızı yazdıracaklar okula kendi kızları gibi”

“Ah işte bu ya erkeğim benim bak nasıl halletmişsin?”

Ertesi gün Osman’ın bahsettiği kadın geldi erkenden, Seval’i de alıp gittiler okula. Müdür onu tanımasın diye Ahu çıkmadı yukarı, kadın kızı ölen kızının kimliği ile kaydettirip geldi biraz sonra. Ahu, Osman’ın verdiği biraz daha parayı da verdi kadının eline döndüler eve.

Seval okulu çok beğenmişti, bir başkasının kimliği ile yazılmış olması onun için bir anlam ifade etmiyordu.

“Okulda sana öğretmenlerin Sema diyecek bozup ben Seval’im diye tutturma!” demişti annesi.

Ne fark ederdi ha Sema, ha Seval. Okulda verilen alışveriş listesini Osman halletmişti.

Böylece aslında Dilan olan Ahu’nun kızı Seval, Nuran’ın kızı Sema olarak okula başladı. Her gün evden çıkıp bir sürü çocuğun olduğu bir okula gitmek onun için mucize gibi bir şeydi. Her gün düzenli olarak çantasını boşaltıp yeniden hazırlıyordu. Kıyafetlerini düzgünce odasındaki sepete yerleştiriyordu. Annesi çamaşır yıkamayı sevmediği için kirlenenleri kendi yıkıyor ama henüz ütü yapmayı beceremediği için kırış kırış giyip yeniden okula gidiyordu. Okulda çocukların yemeklerini yanlarında getirdiğini öğrenince, o da kendine her gün bir parça ekmek sarıp götürmeye başladı. Diğerlerinin yediği güzel şeylerin kokusu burnuna gelmesin diye bahçeye çıkıp gizli bir yerde yiyordu.

“Annem o kadar güzel şeyler koyuyor ki arkadaşlarım görüp üzülmesinler diye öyle yapıyorum!” demişti öğretmenine.

Nazlı hanım kız da bir gariplik olduğunu fark ediyordu ama okul yeni açıldığı için üzerine gitmiyordu fazla. Kızın saçları doğru dürüst taranmamış geliyordu okula, tırnakları uzuyor ve pis oluyordu. Üzeri başı temiz olsa da kırış kırış geliyordu.

“Annem hasta yapamadı!” diyordu bazen, bazen “Ütümüz bozuk alamadık” diyordu. Civarda maddi durumu bozuk çok çocuk olduğu için öğretmen onları rencide etmek istemiyordu. Sema çalışkan bir kızdı sesleri çabuk çabuk öğreniyordu, bu yüzden diğer şeyleri görmeze gelmeye başladı.

Kış başlayınca kızın çalışkanlığına da bir şeyler olmaya başladı, ev ödevlerini yapmadan geliyordu sürekli. “Annem sobayı tutuşturmuş ödevimle öğretmenim” diyordu her sabah ama artık bunun bir yalan olduğunu düşünen öğretmeninden azar işitiyordu sürekli.

Oysa yalan söylemiyordu. Ahu sobayı tutuşturacak kağıt bulamayınca kızın odasına dalıyor, kitap defter ne bulursa sayfalarını koparıp sobaya atıyordu. Seval defalarca annesine söylese de, Ahu kıza bir şeyler söyleyip başından savıyordu.

“Yapıver yeniden ne olmuş?” diyordu çoğunlukla da, öğretmen bir kaç kez onu okula çağırmıştı ama kayıt yaptıran kadın o olmadığı için gitmemişti. Osman’da “Her öğretmen çağırdığında kadını mı bulacağız ya boş ver!” deyince iyice umursamamıştı.

Seval ikinci sınıfa başladığı sene, bahçelerinin sınır olduğu gecekondudakiler taşınmış yerine başkaları gelmişti. Daha öncekiler Ahu’yu hiç sevmediklerinden bahçe duvarına yüksek şeyler dayamışlar, onlarla aralarındaki bağı tamamen kesmişlerdi. Yeni taşınanlar muhtemelen o yığıntıları çirkin buldukları için hepsini kaldırıp atmışlar, bahçe duvarından bakınca arkadaki ev yeniden görünmeye başlamıştı. Yaz boyu Seval arka bahçede oynadığı için yığıntı kalktıktan sonra arka evde olanları izlemişti uzaktan. Bir kadınla bir çocuk yaşıyordu o evde de, ama çocuğu nedense kucaklarında getirmişlerdi. Uyuyordu belki diye düşünmüştü Seval. Sonra da belki bahçeye çıkar oynarız diye düşünmüştü ama çocuk hiç bahçeye gelmemiş, hatta camlardan bile bakmamıştı.

“Kesin onun da annesi benimki gibi kilitliyor bu çocuğu!” diye karar vermişti sonunda. Okul yeniden açılınca da zaten vaktinin çoğu okulda geçtiğinden çıkamamıştı arka bahçeye.

Okuldan geldiği bir gün annesi onu evde bırakıp Osman ile bir yere gitmeleri gerektiğini söyledi. Hemen yarın sabah gideceklerdi. Buzdolabına yemekler yapmış hazırlamıştı.

“Evden, okula, okuldan eve anlaşıldı mı?” dedi Ahu sert sert

“Evet anladım, kimseyle konuşmayacağım!” dedi Seval’de.

Annesi böyle bir kaç günlüğüne daha gitmişti daha önce, geceleri çok korkmuştu o zamanlar, şimdi de korkacağını biliyordu ama annesine söylediğinde kocaman kız olduğu halde mızırdanıp durduğunu söylediği için bu defa bir şey söylemedi.

“Ne zaman geleceksiniz?” dedi sadece sesi titreyerek.

“Canımız ne zaman isterse!” cevabını alınca başka soru sormadı gitti odasına.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s